Trump'a Emanet Dış Politikamız ve Kaşıkçı Cinayeti

Trump'ın yalanlarına inanıp iyi insan diyerek, dış politikamızın PR'nı ona bırakarak, BM raporunu okumadan destek twiti atarak yapılan dış politikadan sonuç alınmaz.

G20 zirvesi sona erdi. Önceki gün de yazdık. Tam bir film sahnesi gibiydi. Sahne farklı, sahne arkası farklıydı. Liderler olmayanı olmuş gibi göstermek için çabaladı.

En başarılı olan Trump, rolüne çok iyi çalışmış. Söyledikleri Türkiye'ye değil Erdoğan yönetimine doğrudan destek içindi. Erdoğan'ın daha önce söylediklerini aynen tekrar etti. Algı operasyonunu iyi yaptı. Yani yansıtma yaptı.

Sonuç: Trump iyi polis, Obama ve Amerikan devleti kötü polis.

Medyaya manşeti de o verdi:Trump Türkiye'yi seviyor!

Trump'ın sevmesi buysa sevmese ne yapardı diye düşünemiyorum. Trump'ın Türkiye'ye kötülükleri Obama'nınkileri çoktan geçti.

Ama görünen o ki yandaş medya ve uzmanlar (!) Trump'a inanmışlar. Trump'ın söylemediklerini de yazmışlar. Mealen; yaptırım yok, Türkiye S400 alabilir. Halbuki Trump "yaptırımları inceliyoruz, S400'e başka çözümler arıyoruz" demişti.

Bizimkiler kime inanmışlar? Günde en az 14 yalan söyleyen, Türk heyetini Hollywood artistlerine benzetip dalga geçen, Erdoğan'ın ordusuyla Kürtleri (YPG'yi kastediyor) katletmesini ben önledim diyen Trump'a. Ve bizim liderler halen Trump iyi çevresi kötü diyebiliyor.



Kendi ofisi bile adeta Trump'ı yalanlıyor. Çünkü Beyaz Saray açıklamasında "ABD Başkanı Rusya'dan olası S-400 alımı konusunda endişelerini dile getirdi. Türkiye'ye NATO'yu güçlendirmek için ortak savunma işbirliği çağrısı yaptı" dendi.

Trump G20'de başka bir şey daha yaptı. Aile fotoğrafı çekiminde; Kaşıkçı cinayeti nedeniyle araları soğuk olan Erdoğan'ı sağına, Suudi veliaht prensi Selman'ı soluna aldı. İran'a da mesaj olabilir mi?

Kaşıkçı cinayeti BM raporu üzerinden G20 zirvesinde de gündemdeydi. Erdoğan bilinen görüşleri tekrarladı. Trump ise bunu yalanlarcasına "Suudi prens iyi bir arkadaşım, müthiş işler yapıyor" dedi.

Kaşıkçı cinayeti konusu Türkiye'de devletin kurumlarınca da yeterince ele alınmıyor. Halbuki Türkiye'nin egemenlik haklarının ihlali de söz konusu. Konuyu en baştan bu yana yakından izleyen ve inceleyen bir kişi var: Avukat Çağlar Altun.

Av. Altun, BM özel raportörünün 100 sayfalık Kaşıkçı raporunu, konuyla ilgili uluslararası sözleşmeleri ve yerel hukuki mevzuatı inceleyip bu konuda özellikle Körfez medyasına onlarca demeç vermiş bir hukukçu.

Altun'un dikkat çekici tespitleri var. BM raporunun olumlu ve doğru tespitler içerdiğini ancak raporda konu dışı hususlara da girilerek, ülkemize yönelik dünyaya rezil edecek ifadelere ve tespitlere yer verildiğini belirtiyor.

Raporda "Kaşıkçının ölümünden Suudi devleti sorumludur. Suudi devleti Türkiye'de işlenen bu suçtan dolayı Türkiye'den özür dilemelidir. Uluslararası bir suçtur dolayısıyla uluslararası soruşturmaya konu olmalıdır. İşlenen suç, BM Şartı kapsamında Türkiye'nin egemenlik haklarına karşı bir saldırı niteliğindedir. Veliaht Prens Selman'ın haberinin olmaması mantık dışıdır." gibi Türk hükümetinin söylemlerini destekleyen ifadeler var.

Ancak Av. Altun'un raporda yer aldığını tespit ettiği Türkiye'de hiç gündeme gelmeyen şu ifadeler kabul edilemez nitelikte:

- Raportör, Türkiye ve S.Arabistan tarafından yürütülen soruşturmaların uluslararası standartları karşılamadığını tespit etti.

- Türkiye duruşmaları henüz başlatmadı ve gazetecilerin hapse atılması konusunda rekor sahibi bir ülkede güvenilir bir hesap verilebilirlik ümidi zayıftır.

- Türk soruşturması Türk hükümeti ve özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gölgesinde yapıldı.

- İfade özgürlüklerini kullanan gazetecilerin haksız tutuklama ve adil olmayan yargılamalara maruz bırakıldığı bir ülke olan Türkiye'nin, Kaşıkçı cinayetinde adaleti sağlayacak bir meşruiyetinin olduğu konusunda Özel Raportör endişe duymaktadır.

- İfade özgürlüğü, işkence ve diğer insanlık dışı/ aşağılayıcı davranışlar ve cezalar ile kayıplara ilişkin raportörlerin önerilerini dikkate alın. Bunlar; gazeteci, akademisyen ve barışçıl ifade özgürlüklerinden dolayı hedef tahtasına konulan kişilerle ilgili bütün soruşturmaların düşürülmesini de içeriyor.

Türkiye hadsizce suçlanırken, Bakan Çavuşoğlu "BM Raportörü Callamard'ın Kaşıkçı cinayetinin aydınlatılmasına, sorumlularının hesap vermesine yönelik tavsiyelerini kuvvetle destekliyoruz" twitini atıyor.

Türk Dışişleri bu raporu tam okumadı mı ki böyle destek twiti atıldı?

Bu konuda Av. Altun şunu söylüyor: Çavuşoğlu'nun twitinde raporda yer alan ve Türkiye aleyhine olan hususlara ilişkin de mutlaka bir şeyler söylenmeliydi. Çünkü Türkiye'nin insan hakları ve haksız tutuklamalar konusundaki kötü sicilinden bahsetmek ve bu şekilde Türkiye'nin soruşturma sürecindeki iyi niyetli çabalarına leke sürmek raportörün haddine değil, raporun konusu da değil.

Av. Altun çok haklı. Herkese haddini anında ve zamanında bildirmek lazım. Türkiye Cumhuriyeti ile dalga geçmek, karalamak kimsenin haddi değil.

Ama Trump'ın yalanlarına inanıp iyi insan diyerek, dış politikamızın PR'nı ona bırakarak, BM raporunu okumadan destek twiti atarak yapılan dış politikadan sonuç alınmaz.

Dış politika kişisel PR'larla değil devletin kurumları ve milli güç unsurlarıyla yapılır. Yoksa asıl gündem olan Suriye'nin kuzeyinde kurulan PKK devletçiği gözden kaçar. Şimdi olduğu gibi.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Durdu Evgötüren2 ay önce
çok doğru bir tesbit ve değerlendirmedir.