Trump, Erdoğan ile niçin görüşecek?

İşte bu görüşmede Erdoğan SDG elebaşısının mektubunu öyle veya böyle gündeme getirirse Trump'ın ekmeğine yağ sürmüş olur, işini kolaylaştırır. Bu tuzağa düşülmemeli.

Trump, SDG/YPG'nin elebaşına methiyeler düzüyor, kahramanlaştırıp meşrulaştırıyor, Vaşington'a davet ediyor. Hatta mektubunu kendi mektubunun ekinde Erdoğan'a gönderiyor. Bu Trump'a tek bir laf edilmiyor, hedef alınmıyor üstü kapalı sadece ABD'ye tepki gösteriliyor.

Rus Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı aynı terör elebaşıyla video konferans yapıyor ama Ruslara tek bir söz söylenmiyor.

İktidarın stratejik ortak olarak gördüğü Irak kuzeyindeki bölgesel yönetimin başkanı Neçirvan Barzani, SDG elebaşıyla diyalog içinde olduğunu, görüştüklerini açıklıyor, iktidardan tek bir tepki yok.

Ama Barzani'nin "Türkiye'nin sorunu PKK ile, Suriye Kürtleri ile değil" ifadesi medyada köpürtülüp iyi bir şey demiş gibi veriliyor. Halbuki Barzani'nin açıklamalarına bakıldığında Suriyeli Kürtlerden kastının SDG/YPG olduğu çok net.
 
 
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı T.Hotovely, ülkesinin Suriyeli Kürtlere yardım ettiğini, ülkesinin Suriyeli Kürtleri bölgede İran'ın etkisine karşı denge olarak gördüğünü ve Kürtlerin ABD ile diyaloğunu teşvik ettiğini söyledi. İsrail'in Suriyeli Kürtler dediği SDG/YPG'den başkası değil.

05 Kasım'daki köşe yazımızda Lavrov'un SDG/YPG'yi Kürtler ve Kürt güçler diye tanımlayıp sisteme entegre edilerek meşrulaştırmak için neler söylediğini ve planlarını anlatmıştık. Lavrov bu durumu aynı zamanda Kürt sorunu olduğunu söylemiş ve Türkiye dahil bölge ülkelerini ilgilendiren uluslararası bir hal aldığını belirtmişti.

PKK terör elebaşlarından Karayılan da "Kürt sorunu, ne kadar uluslararasılaşırsa o kadar Kürtlerin lehine olur" diyerek ABD ve Rusya'nın şekillendirdiği bölgede olup bitenin PKK/SDG'nın taleplerine uygun olduğunu, yani dört parçalı büyük Kürdistan projesinin işlediğini deşifre ediyor.

Türkiye'nin harekatıyla Suriye kuzeydoğusunda bir PKK devletçiği kurulmasının engellendiği iddia edilirken ABD Dışişleri Bakanlığı, bölgeden çıkarılan petrolün yerel yönetimin kontrolünde olduğunu, yerel otoritelerin yerel toplulukların yararına petrolü işlediğini söyledi. Bu açıklama aynı zamanda burada bir SDG/YPG özerk yönetim olduğunun resmen ifşası değil mi?



Avrupa ülkelerinin tavrı da Suriye kuzey doğusunda bir özerk yönetim olduğu yönünde. Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatını PKK/YPG'ye yapılan bir terör operasyonu değil Kürtleri katletmeye yönelik saldırı olduğunu iddia ediyorlar. Onun için de yaptırım tehditlerini savuruyorlar. AB Türkiye'nin güvenli bölge projesini meşru görmediğini ve ekonomik destek vermeyeceğini açıkladı.

Benzer yaptırım tehditleri ABD'den geliyor. Birden fazla yaptırım yasa tasarısı Kongre'de. Kongre üyeleri Türkiye'nin harekatta insani konularda ihlaller yaptığı, ABD'nin verdiği silahların maksadı dışında harekatta kullandığı iddiasıyla karşı yaptırım uygulanmasını istiyor.
 
 
Son olarak 'Türkiye'nin Suriye'deki insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulup hesap vermesini' talep eden Senatör Menendez, Trump yönetimini harekattaki 'insan hakları ihlallerine' dair rapor açıklamak zorunda bırakacak karar tasarısını Senatoya sundu.

Trump'ın son bir ayda attığı twitler ABD'de Türkiye ve Erdoğan aleyhinde ve çok olumsuz algı oluşturdu. Trump sürekli olarak Türklerle Kürtlerin yüzyıldır savaştığı, Türklerin Kürtleri katlettiğini ama Kürtlerin (SDG/YPG) IŞİD'e karşı savaştıkları ve kahraman olduklarını söyledi. PKK IŞİD'ten de kötü diyerek PKK ile Kürtler dediği SDG/YPG'nin ayrı oldukları algısını yarattı.

İşte böyle bir ortamda yani yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin SDG/YPG'yi Kürtlerle özdeşleştirip özerk bir yönetim oluşturduklarını, SDG elebaşısını general unvanıyla ödüllendirdikleri dönemde Erdoğan 13 Kasım'da Trump'la görüşmeye gidiyor.

Bu görüşmede Barış Pınarı Harekatının görüşüleceğini beklemek hayal olur. Çünkü ABD ve Rusya imzaladıkları mutabakatlarla harekatın durdurulmasını garantilediler. Türk tarafının mutabakata rağmen YPG çekilmedi biliyoruz deyip peşinden harekatı tamamen durdurduğunu beyan etmesi bunun göstergesidir.

Peki ne görüşecekler? Her iki liderin gündemi farklı. Burada Erdoğan'ınkinden ziyade Trump'ın hedefine bakmak lazım. Öyle ya tüm kamuoyu ve Kongre bu görüşmeye karşı bir tutum sergilerken azil sürecindeki Trump neden Erdoğan'la görüşsün?

Bunun cevabı Trump'ın önceki günkü telefon görüşmesi sonrası attığı twitte. Birçok şey konuştuk diyor Trump ama şu bölümü önemli: Erdoğan'la Suriye sınırındaki durumu, Kürtlerle olan düşmanlığı azaltmayı konuştuk.

Türklerin Kürtlere düşmanlığı olduğunu söylemek kadar büyük suçlama olabilir mi? Buna neden sessiz kalınıyor?

Trump'ın emrivakilerine karşı dikkatli olmak lazım. Trump, "evet görüştüm ama bakın niye görüştüm. Türklerle-Kürtleri (SDG/YPG) görüştürdüm. Aralarındaki düşmanlıkları sona erdirdim. Kürtleri terk etmedik. Geçen 3 yılda olduğu gibi Türklerin Kürtleri katletmesini yine önledim" diyebilir.

İşte bu görüşmede Erdoğan SDG elebaşısının mektubunu öyle veya böyle gündeme getirirse Trump'ın ekmeğine yağ sürmüş olur, işini kolaylaştırır. Bu tuzağa düşülmemeli.

06 Mayıs'ta Öcalan'ın mektubuyla başlayan Barış Pınarı Harekatıyla gelişen süreç, Türkiye-SDG/YPG müzakeresine ve işbirliğine dönüştürülüyor.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.