Türkiye Arap Kışının İçine Sokuluyor

Suriyeli göç dalgalarıyla ve iklim değişikliğinin yanında iç çatışmalar nedeniyle Ortadoğu'dan gelecek yeni Arap göç dalgalarıyla Türkiye Türksüzleştirilirken Türkiye'yi ve Türk askerini de Arap Kışın

Türkiye'nin gündemi "bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete" sözünü aratmıyor.
 
Daha bir ay öncesinde Türkiye'nin gündeminde olmayan Libya konusu, bir numaralı gündem konusu oldu. Bırakın gündem maddesi olmasını neredeyse bir numaralı güvenlik tehdidi haline getirildi.
 
Ve Libya'ya asker gönderme tezkeresi TBMM'de dün görüşüldü. Bu yazı yazıldığında henüz tezkere görüşmesi sonuçlanmamıştı. Sayısal çoğunluk evete işaret ediyor. Ona göre yazıldı.
Bizi bu tezkereye getiren her şey 27 Kasım 2019'da Libya ile imzalanan iki mutabakat muhtırasıyla başladı.
 
Hâlbuki o tarihte son bir yıldan bu yana Fırat'ın doğusuyla yatıp kalkıyorduk. Fırat doğusundaki Barış Pınarı Harekâtını konuşuyorduk. İktidar, Fırat doğusuna iki milyon Suriyeli gönderecek bir güvenli bölge ve TOKİ projesini içeride dışarıda tüm toplantılarda anlatıyordu. Kimseyi ikna edemedi.
 
ABD'ye, PKK/YPG'ye gönderdiği 30 bin TIR hatırlatılıyor, S400 alacağız diye sert (!) çıkıyorduk. ABD yaptırım kararı alırsa aynen karşılık veririz gerekirse İncirlik ve Kürecik'i kapatırız diyorduk. ABD yaptırımı Kongre'den geçti, Trump onayladı. F-35 uçaklarını alamayacağımız kesinleşti ama Türk üsleri ABD'ye kapatılmadığı gibi İncirlik'te ABD tesislerinin modernizasyonu ve genişletilmesi projeleri ihale edildi.
 
İç politikada ekonomik kriz derinlemesine hissediliyordu, halk artık mırıldanmaya başlamıştı. İktidar partisi içinden yavru partiler çıkmaya başlamıştı.
 
İşte tam da bu sırada adeta gökten zembille inen Libya konusu tüm gündemi işgal etti. İktidar, Libya ile birlikte Kanal İstanbul konusunu da aniden gündeme soktu. Libya gibi Türkiye için deniz aşırı sayılacak bir yerde askeri harekâtını sürdürebilmesi ekonomik açıdan mümkün gözükmektedir. Aynı ekonomik gerekçeyle Kanal İstanbul'un yapılması da mümkün gözükmüyor.


 
Hal böyle olunca bu iki konu adeta dışarıdan Türkiye'ye dayatılmış bir konu gözüküyor.  İçeride iktidarın iç politikada durumunu konsolide edecek bu konular, konuları dayatan dış aktörler hedeflerinin gerçekleşmesinin önünü açıyor.
 
Kanal İstanbul konusuyla Montrö'nün tartışmaya açılmasıyla ABD'nin dünyada sürekli varlık gösteremediği tek deniz olan Karadeniz'in çatışma alanına dönüştürülmesi, Türkiye'nin kuzeyden kuşatılmasının önü açılıyor.
 
Türkiye Libya'ya angaje edilerek Irak ve Suriye'de olup bitenlere, Türkiye'ye en yakın ve en büyük tehdidin görmezden gelinmesi isteniyor. Daha dün Cumhurbaşkanı 250 binden fazla bir göç dalgasının İdlib sınırına dayandığını belirtip sınırı açacaklarını ima etmiştir. Eğer açılırsa bunun 250 binde kalmayacağını herkes biliyor. BM'ye göre 2 milyon kişi gelebilir.
 
Türkiye'ye Suriyeli Arap göçü katlanarak artıp Türkiye Türksüzleştirilirken, Suriye ve Irak'ın bölünmesi senaryosu hızlanırken Libya'ya asker göndermek kimin aklı? Bir ay önce Türkiye'de konuşulmayan konu nasıl bir numaralı güvenlik tehdidi oldu da Türkiye oraya asker gönderip oradaki iç savaşın parçası olacak?
 
Önceki gün yazdık. Libya'ya asker gönderme kararının siyasi hedefi net değildir ve afaki hayali Türkiye'nin imkân ve kabiliyetlerini aşan, Türkiye'nin bekasıyla yakından uzaktan ilgili olmayacak şekilde "Libya'da barış ve istikrarı sağlamak" olarak belirlenmiş gözüküyor.
 
Bu ifade ABD'nin Irak'a özgürlük, demokrasi ve barışı getireceğiz hedefiyle benzerlik gösteriyor. ABD bile oluşturduğu büyük koalisyonla Irak'ta bırakın barışı getiremediği gibi Irak'ın parçalanmasının önünü açtı, Irak devletini dağıttı, milyonlarca insanın hayatına mal oldu.
 
Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümetine (UMH) destek sağlayacak tek ülke olacak Türkiye, Libya'da barış ve istikrarı sağlayabilir mi? Bu önü açık ve hayali bir hedeftir. DİB Çavuşoğlu'nun CHP ve İYİ Parti yetkililerine söyledikleri de Libya'daki senaryonun önü açık olduğunu, belirsizlik ve bilinmezliklerle dolu bir yere yani bir maceraya Türk askerinin gönderileceğini teyit ediyor.
 
Türkiye'nin Libya'ya asker göndermenin bahanesi olarak da deniz sınır mutabakatına karşılık olarak UMH'yi askeri olarak destekleme denkleminin büyük bir hata ve Türkiye'ye tuzak olduğunu söyleyelim.
 
Elma ile armudu toplamak gibi birbirinden bağımsız iki konudan kurulan bu denklem Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etmez. Yani illaki Libya'ya asker gönderelim ki mavi vatanda haklarımızı koruyalım söylemi doğru değildir.
 
Daha önce defalarca uyardık. Libya'daki durum Irak ve Suriye'dekinden çok farklı. Oralarda haklı bir sınır ötesi terör operasyonu için asker göndermişken, Libya'da bir iç savaşta taraf oluyoruz. Bildiğiniz savaşa giriyoruz. Hem de bizim savaşımız olmayan bir savaşa giriyoruz.
 
2011'de Tunus ve Libya'dan başlayan Arap Baharı kışa felakete dönüştü. Bahar vaad edilen ülkeler insanlar kışın içinde kaldı.  Yeniden alevlenen iç çatışmalarla birlikte, küresel ve bölgesel güçlerinde dahliyle Suriye'deki mini dünya savaşından sonra yeni bir mini dünya savaşının Libya'da yaşandığını görüyoruz.
 
Suriyeli göç dalgalarıyla ve iklim değişikliğinin yanında iç çatışmalar nedeniyle Ortadoğu'dan gelecek yeni Arap göç dalgalarıyla Türkiye Türksüzleştirilirken Türkiye'yi ve Türk askerini de Arap Kışının içine göndermenin sorumluluğu ve maliyeti büyük olacak.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.