Bilin Bakalım Bunlar Kim?

 

Birisi, sen konuşma özürlüsün, dedi mi; dedi. Acınacak haldesin, dedi mi; dedi. Baksan melek yüzlü zannedersin, dedi mi; dedi. Önce gitsin bu milletin edebinden nasiplensin; dedi mi; dedi. Milliyetçilik yaptınız, şeytani olan anlayışa hizmet ettiniz, dedi mi, dedi. Midyat’ta, her türlü milliyetçiliği ayaklar alına almış bir iktidarız, dedi mi; dedi.

Ve uç nokta: Sen alçaksın, adisin, namertsin dedi mi dedi.

Diğeri, aklıyla arasını açmış, dedi mi; dedi. Klinik bir vaka haline gelmiştir, dedi mi; dedi. Buna ancak iblis teşebbüs edebilir, dedi mi; dedi. Kuru sıkı atmasına, palavralarına, korku yaymasına aldırmayız, dedi mi; dedi.

Peki, uç noktada diğeri geri kaldı mı: Sen alçaksın, şerefsizsin, dedi mi, dedi.

Aslında daha neler neler dediler… 

11 Ekim 2016 öncesine gidin. Siyasi beyanat verilen herhangi bir gününün herhangi bir gazetesini açın, bu “dedi mi dedi” sözcükleriyle bitirebileceğiniz cümle oluşturabileceğiniz örnek atışmaları bulabilirsiniz. Hele hele seçim dönemlerindeki miting konuşmalarına bakın, bunların baştan sona bu özellikte kallavi cümlelerle dolu olduğunu görmek sıradan bir iş olur.

Şahsen ben hayatım boyunca bu kadar hakaret ve küfrü kullanmamış biri olarak, çok şükür ki muhataplarım tarafından da bu tip söylemlerle itham edilmedim. Bana göre, bu sözleri birbirine söyleyenlerin, bir daha değil konuşmak görüşmek, bir ortamda bir arada olmayı bile içlerine sindirememeleri gerekir. Bilmiyorum, yanlış mı düşünüyorum?

11 Ekim 2016’ya kadar bu konuda düşüncem netti. Kimseye ağız dolusu hakaret etmem; hadi ettim diyelim; doğal olarak o da bana hakaret edecektir. Bunun sonucu olarak, en hafifinden bir daha o kişiyle bir arada, bir ortamda olmamı kimse beklemesin diye kesin bir fikre sahiptim.

Peki ne oldu 11 Ekim 2016’da?

Başta verdiğimiz “dedi mi dedi” cümlelerinin sanatçı(!)larından biri, “AKP’nin başkanlık sistemiyle ilgili teklifini Meclis’e getirmesi halinde bu konuda Meclis’in ve Türk milletinin kararını saygıyla karşılayacaklarını” söyledi.

İşte sihirli cümle bu oldu.

Artık biri, diğerini yere göğe koyamaz oldu. Vatan sevgisinin sorgulanamayacağını söyledi. Bu özelliğini her fırsatta ispat ettiğini söyledi.

Ya diğeri…

Uçağa binmekten korkarken, birine destek için onunla Avrupa’ya gitmeyi bile önerdi. Onun yalnız olmadığını söyledi. Amerikaya giderken peşinden dualarını bile gönderdi.

Ne güzel, değil mi? Aylarca, yıllarca birbirinize ağız dolusu hakaretleri yağdırın. Sonra biriniz diğeri için bir öneri getirsin. Bir anda söylemler değişsin. Bir sihirli yaklaşım ile her şey ters yüz olsun.

Bütün bunlar olurken birinin ak pak sarayı, uğradığı uğrayabileceği bütün haneler abat olurken diğerinin Balgat mirasının giderek “yavrusunun yoluna bakan bir bakışı” andırır hale gelmiş olması ne gam? Bir koltuk kurtuldu ya (şimdilik) siz ona bakın!

Oh be her şey yolunda derken…

Biri (başta diğeri dediğimiz), “Nerede bu FETÖ’nün siyasi ayağı” demez mi? Bu “Kavurmacı” neden dışarıda diye sesini yükseltmez mi?

Tabii ki cevap gecikmedi.

Diğeri ( başta biri dediğimiz) höykürdü:

Haddini bil!

Ne dersiniz? Bütün bunlar gerçek bir dünyada yaşanabilir mi? Özellikle böyle bir polemik fırtınasında, sözü söyleyenlerin herhangi birine, özellikle diğerine güveniniz kalır mı?

Yok, yok. Bunlar gerçek olmaz, olamaz! Rüyadır rüya!

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.