Ekmek İçin Emeğe Göç

 

Gelin bugün bambaşka bir konuya odaklanalım.

Boş verelim günlük politikayı… Bir müptezelin, bu ülkeyi yeniden kuruyoruz iğrençliğinden uzak sahillere yelken açalım. Tıpkı “deve sidiği” herzesini ortalığa saçan pislik gibi bunu da unutmamak notuyla zihinsel arşivimize kaldıralım.

Peki, bütün köşe yazarları bu konuyu didiklerken neden söz edelim o zaman? Bizi bunlarla uğraştıranların ağa babalarının Suriye’de, Irak’ta güney sınırlarımızda sahneye koydukları büyük oyundan mı konuşalım?” düşüncesini de atın kafanızdan lütfen!

Bugün bambaşka bir şeyden söz edeceğim. Hayatın gerçeklerinden… Yalın hayattan…

Bugün kırk yıllık dostlarımdan Gürol Delice facebook’ta bir paylaşımda bulundu. Beni çok etkileyen bu paylaşımdan söz etmek istiyorum.

Ekmek için emeğe göç” ten söz etmiş bu dostum…

Ağustos ayı girdi mi Urfa'dan bir göç başlar, Ordu'ya, Giresun’a... Urfa’nın kıraç, sapsarı ve kurak topraklarından yüzlerce minibüs Ordu’nun, Giresun’un ağaçlık, yemyeşil, nemli topraklarına insan taşır. Yaşları on beş ile yirmi arasında değişen binlerce kız, erkek başlarında ağaları Karadeniz'e giderler. Ekmeğe, umuda, geçime bir ay süren bir yolculuktur bu. Kolay değildir fındık toplama işi. İş kolaydır da neme, sıcağa, toza toprağa dayanmak zordur. Orduluların çürük ay dedikleri ağustos ayının havası, alışkın olmayanı çarpar, yatağa düşürür. Bir de dere kenarlarında derme çatma kulübelerde yatıp kalkıyorsanız, işiniz daha da zordur.” paragrafıyla başlıyor yazı…

Ta eskiden kamyon kasalarında yapılan yolculuklar hatırlatılıyor. Bu yolculukların zamanla minibüslere dönüştüğünden söz ediliyor. Bu zor yolculuktaki aştan ekmekten, molalardan, deniz görmemiş gençlerin hayallerinden, kazanılacak okul harçlığından, çeyiz parasından, başlık parasından kelimeler dökülüyor satırlara

Bu yazıdan çok etkilendim. Kalemine sağlık arkadaşımın.

Ben şimdi sizi bu yazının satır aralarına götürmek istiyorum.

Güzel ülkemizin Güneydoğu’sundan Karadeniz’ine olan bu göç on yıllardır sürmektedir. Ekmek için emeğe göç ismini vermiş arkadaşım bu yolculuğa… Nasıl da yakışmış, nasıl da cuk diye oturmuş! Daha güzeli olamaz.

Ancak on yıllardır yapılan bu yolculukla ilgili gelinen son aşama iç acıtıcıdır.

Bu yolculuğun insanları, acımasız suistimallerle karşı karşıyadır artık. Silahların izi sinmiştir bu yolculuklara…

Bir tarafta, haklarınız verilmiyor, bir dilinizi bile konuşamıyor, anadilinizde eğitim bile alamıyorsunuz diyerek tahrik edilen bir topluluğun giderek artan bir acımasızlığın parçası haline dönüşümü… (Bugün ülkemizin güneydoğu coğrafyasında, PKK’nın terör politikasından etkilenmemiş bir tek fert yoktur. Her ailede devlete başkaldırmış insanlar, kayıplar vardır artık.)

Bir tarafta da yüzyıllardan beri birlikte yaşamış ama terör yüzünden diğer tarafı, tam da teröristlerin istediği gibi, bir bütün ve düşman görme eğiliminin giderek artması…

Sonuç: Aralarında güven sorunu oluşmuş milyonlar…

Şimdi acaba yataklarında nasıl rahat uyuyor bu insanları bu hallere getirenler…

Bana sakın dış güçler falan demeyin. Onların zaten işi bu! Bu devleti zayıflatacaklar ki kendileri güçlü olsunlar.

Ben bizden söz ediyorum.

Ben teröre izin verilmesinden, teröre göz yuman politikalar geliştirip bunları uygulayanlardan söz ediyorum.

Ben terörden beslenenlerden söz ediyorum.

Ben terörü bir kez bile lanetlemedikleri halde insan hakları savunuculuğuna soyunanlardan söz ediyorum.

Ben bizatihi bu terörü yapıp insanları birbirinden uzaklaştıranlardan söz ediyorum.

Dikkat ederseniz şu satıra gelinceye kadar bir kez bile Türk ve Kürt kelimelerini kullanmadım.

Çünkü bu iki kavram üzerine parçalanma ateşi yakanların ocağına odun taşımak istemedim.

Ben Türk Milleti kavramının içinde bu sınırlar içinde yaşayan herkesin eşit olarak yer alma hakkına sahip olduğuna inanıyorum.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.