Hadi Başka Kapıya

 

İçim acıdı...

Bu acımayı nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. En son Amerikalı askerler Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirdikleri zaman bu acıyı hissetmiştim.

Anlatılacak bir acı değil bu! Yaşayınca anlaşılabilecek bir acı…

Bu afişlerin varlığından, önce bir arkadaşımın facebookta yaptığı bir paylaşımla haberdar oldum. Sonra google’a girip 15 Temmuz afişleri yazdım. Yazmaz olaydım. Arkadaşımın yazdıkları biraz sert gelmişti yazdıkları bana, meğer az bile yazmış.

İnanamadım karşıma çıkan tablolara… Türk askerini bu kadar aşağılayan, bu kadar küçülten afiş çalışmaları nasıl ve kimden onay alır, anlayamıyorum.

Bir kere hiç tartışmasız…

15 Temmuz’u planlayan, icra safhasında dahli olan, hayata geçirmek için etkin çalışma içine giren, sahaya çıkan herkesin ŞEREFSİZ olduğundan en ufak bir kuşkum yok. Allah hepsini bildiği gibi yapsın.

Şimdi bu tespitten sonra diyorum ki…

Ordumuzu değersizleştirmek adına, bilinçli olarak, bu afiş çalışmalarının altında imzası olan, arkasında desteği olan herkesin de 15 Temmuz’un mide bulandırıcı FETÖ çetesinden benim gözümde hiçbir farkı yoktur. Allah onları da bildiği gibi yapsın.

Azıcık insan olan, hadi kuldan utanmıyor diyelim, biraz Allah’tan utanır ya…

15 Temmuz’da bir Tümgeneral Zekai Aksakallı o emri vermeseydi, bir Astsubay Ömer Halisdemir o kurşunu sıkıp o haini alnından vurmasaydı…

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, ortalık darmadumanken “Komuta kademesi olarak bu girişimi kesinlikle kabul etmiyoruz.” demeseydi…

İstanbul’daki Birinci Ordu Komutanı Ümit DündarBu hareket TSK’nın desteklemediği, küçük bir grubun meydana getirdiği bir hareket. Sayın valimiz ve emniyet birlikleriyle gerekli tedbirleri alıyoruz. Endişe edici bir durum yok” diye televizyonlarda konuşmasaydı…

Genelkurmay karargâhında benim öğrencim olmasından gurur duyduğum Albay Güven Şağban ve arkadaşlarının şanlı direnişi olmasaydı…

Bu kadar kolay olur muydu bu kalkışmayı önlemek?

O kalkışmayı önlemek hiç şüphesiz bir halk destanıdır. Canlarını hiçe sayanların hikâyeleriyle ilmek ilmek örülmüştür.

İyi de, bu destanın içinde sivil halkın, şanlı polisimizin rolü olduğu kadar kahraman subaylarımızın da, askerlerimizin de rolü yok mudur?

Gerçekler bu kadar ortadayken oturup o afişleri çizenleri, o afişlerin bastırılmasına onay verenleri düşünüyorum. Gözümün önünde bir portre oluşturmaya çalışıyorum.

Hayalimde canlanan portrelerin hiçbirinde en ufak bir vatan ve millet sevgisi olmadığını görüyorum.

Bunlar, bir millet ordusundan nasıl soğutulur temalı bir çalışma yapmışlar ve bu çalışmaları afiş olarak sahneye koymuşlar.

Şimdi kalkıp da “Ama o askerler de ….” diye başlayan cümlelerle eski ihtilallere, ordudaki yapılmış haksızlıklara, yapılanmalara işaret etmeyin lütfen…

Biz ordumuz deyince Çanakkale’yi anlayanlardanız.

Biz ordumuz deyince Kurtuluş Savaşı Destanı’nı okuyanlardanız.

Biz ordumuz deyince son olarak Kıbrıs’a ayak basanlardanız.

Kenan Evren ve avanesi 12 Eylül’ü yaptı diye, Fethullah ve avanesi 15 Temmuz’u sahneye koydu diye ordumuzdan mı vazgeçeceğimizi mi düşünüyorsunuz?

Böyle düşünüyorsanız, hadi başka kapıya…

Biz ordumuzdan vazgeçmeyiz.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.