Hakkımız Var mı?

Esed Esat kalsaydı, bize beş milyon göçmen gelmeseydi, Suriye’de iç savaş çıkmasaydı, milyarlarca dolarımız uçup gitmeseydi; Suriye’de binlerce can ölmeseydi, güney sınırlarımız güvende kalsaydı, en

Esat’ken ne iyiydi değil mi?
 
Birbirimize çay içmeye gidiyorduk. Tatillerde ailece misafir ediyorduk kardeş(!)imizi… Vizeler, sınırlar kaldırılmıştı. Hatta sınırlardaki mayınlar bir İsrail şirketine imha ettirilmişti. İsrail şirketi derken laf sokmaya çalıştığımı sanmayın. Adamlar ihaleye girmiş almış işi işte… Fesatlığın âlemi yok! Bakanlar kurulunu bile ortak toplamıştık. Vay be! Bazı gazetelerdeki manşetleri hatırlıyorum da! Dünyaya kardeşliğin örneğini gösteriyorduk. Nasıl da kıskanıyorlardı Batılı ülkeler bizi… Varsın AB’ye almasınlar. Yepyeni bir birlik doğacaktı bu gidişle…
 
Derken…
 
Bir anda Esed oluverdi Esat. Arap Baharı her şeyi değiştirmişti. Suriye içinde katliamlar, bombalamalar, demeçler derken 22 Haziran 2012’de silahsız Türk F-4 savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, sonrasında16 Eylül 2013’te Suriye’ye ait Mi-17 uçağının sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle Türkiye tarafından düşürülmesi… Amerikalılar, Fransızlar, İngilizler ve Ruslar, İranlılar… Kısacası her şeyin Arapsaçına dönmesi…
 
Ve sınırlarımızdan bugün düşman saydıklarımızın alay-ı vala ile sınır kapılarımızdan törenlerle Suriye’ye geçirilmesi, Süleyman Şah Türbesi’nin taşınması… Daha bir sürü şey…


 
Ve göçler… Beş milyonu aşan Suriyelinin Türkiye’ye göçü… Bana göre önümüzdeki yıllardaki Türkiye’nin en büyük sorunu…
 
Geçmişte şöyle bir tur atmak istedim. Malum biz çok çabuk unutuyoruz. Atalarımız boşuna mı “Hafızayi beşer nisyan ile maluldür.” demiş.
 
Gelelim günümüze…
 
Öyle ayrıntıya girmeyeceğim.
 
 Biz Esad Rejimi’ne karşıyız. Onunla mücadele ediyoruz. Yanında Rusya, İran var…
 
Biz Idlip mutabakatı yaptık. Yanımızda Rusya ve İran var.
 
Suriye Idlip’te konvoyumuza saldırıyor, yanında Rusya ve İran var.
 
Biz muhaliflerin yanındayız. Ahrar uş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, ÖSO vb. gibi gruplar var.
 
Amansız düşmanımız ve gerçek anlamda BEKA sorunumuz, PYD/YPG – SDG çatısı altındaki PKK…
 
Suriye konusunda bizi bu bataklığın içine iten Amerika güya müttefikimiz ama PYD/YPG’nin silahlarını veren de Amerika… Hem de açıktan…
 
Galiba hemen herkesin açıktan düşman ilan ettiği tek grup IŞİD… Onun eli de bizim desteklediğimiz muhalif gruplardan Ahrar uş-Şam’ın cebinde…
 
Düşünürken beyin devreleriniz yanmazsa çıkın çıkabilirseniz bu işin içinden…
 
Bütün bunların arasında güney sınırlarımızda koşturuyor uzmanlarımız.
 
Güvenli Bölge için Amerika’yla mutabakat sağlamaya çalışıyorlar… Hatta sağladılar bile… Yani Milli Savunma Bakanı öyle diyor. Gerçi Dış İşleri Bakanı sağlamadık diyor ya! O kadarcık fark olsun bizi yöneten büyüklerimizde!
 
Hani taa Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında bir gece ansızın gelebiliriz deyip de gidemediğimiz yerler var ya… Oralardan söz ediyorum.
 
Peki, Türkiye ve ABD arasındaki 'güvenli bölge' pazarlığında son durum ne?
 
Üç konuda uzlaşma yok: “Derinlik, kontrol, YPG” Ne olursa olsun Fırat’ın doğusuna gireceğiz dedik de bir türlü giremedik ya… O yüzden inandırıcılığımız ne kadar bilmiyorum ama şu anda masada “Anlaşma olmazsa gireceğiz.” kartımız var.
 
Salı Günü Sayın Cumhurbaşkanımız, Moskova’ya gidecek, dönüşte de Amerika Başkanı’nı arayacak. Bunu ben demiyorum. Resmi açıklama böyle!
 
Hal böyleyken, bir yerlerde okudum. “Söke söke giriyoruz.” yazıyordu.
 
Ve ilave edilmişti:
 
Sakın siyasilerimizi küçümsemeyin.”
 
Hiç öyle bir şey yapar mıyız?
 
Esed Esat kalsaydı, bize beş milyon göçmen gelmeseydi, Suriye’de iç savaş çıkmasaydı, milyarlarca dolarımız uçup gitmeseydi; Suriye’de binlerce can ölmeseydi, güney sınırlarımız güvende kalsaydı, en önemlisi yüzlerce şehidimiz olmasaydı…” deme hakkımız mı var sanki bizim!
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Ş. B.2 ay önce
ercan hocam, tabii ki son paragrafta yazdıklarını deme hakkımız var. sorun, bizim adımıza konuş diye seçtiklerimizin dillerinin tutulmasında. kurtuluş savaşı sırasında toplanan son osmanlı meclis-i mebusanı'nda olduğu gibi. gazi mustafa kemal'in anlatımına atıfla, "o beyefendiler cahildirler, korkaktırlar, inançsızdırlar." o beyefendilerin tavırlarını doğru bulmasam da anlayabiliyorum, ülkemizde işgal vardı. şu an işgal mi var?
EROL ERTÜRK2 ay önce
yüreğinize kaleminize sağlık. selamlar
Mürsel Yıldıztekin 2 ay önce
hocam ağzına sağlık harika bir yorum
Meryem Onde2 ay önce
allah yardımcımız olsun değerli abim.