O Gece Geldi mi, Gelmedi mi?

Şimdi “ansızın gelecek olan gece” acaba bu gece mi diyeceğiz artık!

Aylardan beri dilimize pelesenk ettiğimiz o malum “ansızın gelebileceğimiz o gece” geldi mi en önemli gündem maddelerimizden biri. Ne zamandır derseniz, neredeyse Suriye sorunu başlayalı beri… Hep o soruya cevap arıyoruz.
 
Geldi, gelmedi derken…
 
Tarih 06. 09. 2016 Pazar gecesi…
 
Sürpriz bir Trump – Erdoğan telefon görüşmesi… Ve bir karar: Kasım başında Washington’da iki lider buluşacak.
 
Bunun üzerine acaba şu bizim “ansızın gelecek olan gece” ertelendi mi diyoruz.
 
Yok yok diyemiyoruz; çünkü…
 
Bu sabaha, yani pazartesi sabahına farklı bir haberle uyandık. ABD Dış İşleri Bakanlığından gelen bir açıklamaydı bu: “Türkiye Kuzey Suriye’ye operasyon yapacak ve biz bu operasyonun dışındayız.
 
Şimdi “ansızın gelecek olan gece” acaba bu gece mi diyeceğiz artık!
 
Bu noktaya nasıl geldik, neler yaşadık?
 
İsterseniz önce geçmişten bugüne hızlı bir zaman yolculuğu yapalım.


 
17 Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan Arap Baharı, tüm dünyanın ve tabii bizim de gündemimize yerleşmişti. Zamanın başbakanı Sayın Davutoğlu’nun “İnşallah biz en kısa zamanda Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız.”  müjde(!)siyle o gün bugün gündemimizin bir numarası oldu Arap Baharı… Gerçi tüm dünyada Arap Baharı unutuldu ama bizde adı Suriye Sorunu’na evrildi ve hala devam ediyor.
 
Ha bu arada unutmadan, Şam’da Cuma namazı müjdesinin verildiği günleri de hatırlayalım. Hani Habur’dan “peşmerge”leri Suriye’ye uğurlamıştık ya, o günlerden söz ediyorum. O “peşmerge”lerin Kobani’de Sayın Başbakan’ın ağzından “alınlarından öpmüştük” ya o günlerden söz ediyorum.
 
Kimdi o peşmergeler biliyor musunuz?
 
Bugün PKK/PYD dediğimiz Amerika’nın tank, tüfekle beslediği SDG’leri…
 
Hani bugün bir “BEKA” sorunundan söz ediyoruz ya işte onun müsebbipleri
 
Bana sorarsanız ben bugün o terörist grubun “BEKA” sorununda en önemli tehlike olduğuna katılıyorum ama bir ilavem var: BEN O GÜN DE ONLARIN TERÖRİST ve ÜLKEMİZİN BEKASINA GÖZ DİKMİŞ HAİNLER OLDUĞUNU SÖYLÜYORDUM.
 
Şimdi gelelim günümüze…
 
Nüfusunun çoğunluğu üç dört milyonu bizde olmak üzere komşu ülkelerde mülteci olan bir Suriye var elimizde.
 
Hava ve kara kontrollerinin yüzlerce kilometre uzaklardan gelen ABD ve Rusya’da olduğu bir bataklık tan söz ediyoruz ve biz burada bir harekât için bunlardan izin almak zorundayız.
 
Fırat’ın batısı için Rusya ve İran’la mutabakat sağladık. Her ne kadar ilki fos çıksa da ikincisi iyi gidiyor gibi…
 
Ya Fırat’ın doğusu?
 
ABD hala oyalama peşinde… Kendi dışındakileri kör ve sersem sanmaya devam ediyor.
 
Güvenli bölge için… Ortak kontrol, ortak devriye, ortak güvenlik gibi bir sürü başlık açmış. Ayağını sürüyüp duruyor. Bir yandan da PKK/PYD’ye kendi söylemiyle SDG’ye silah yığmaya devam ediyor.
 
Ama bu defa sözün bittiği yere gelindi galiba… Bir ay kadar önce bir yazıda okumuştum. Hala giremediğimiz Fırat’ın doğusu için “Söke söke girdik!” yazmıştı. Çok gülmüştüm. Sanırım söke söke olmasa da artık o aşamaya geldik.
 
Bu noktada sonuna kadar, yazıyı okuyan sizler gibi devletimizin yanındayım.
 
Ama aklımda bir soru var onun cevabını bulamıyorum.
 
Varsayalım ki tam da istediğimiz gibi Fırat’ın doğusuna girdik. İnşallah tek şehit bile vermeden güvenli bölgeyi oluşturduk ve 32 kilometre derinlikte Suriye Güvenli Bölgesi’ni kurduk.
 
Peki…
 
32 kilometre derinliğin bir metre ötesinde Suriye’nin %32’lik bölümüne kim hâkim?
 
Bu sorunun cevabıyla ilgili devletimizin hiçbir kademesinden tek bir kelime bile duyulmuyor. Hayırdır! Yoksa orada bir PKK devleti kurulmuş olması bizim BEKA’mızla ilgili değil mi?
 
Ne dersiniz dostlar?
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Erol Ertürk1 ay önce
yüreğinize kaleminize sağlık .
Yusuf İzzettin Kılınçer1 ay önce
Üstadım; kalemine, yüreğine sağlık. Müteşekkirim. Allahım bizleri yazılarından mahrum etmesin.