Reza Zerrab Şah mı, Piyon mu?

Bu dava üzerinden Türkiye ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı yargılanacak, bu dava milli bir davadır.

Hayat hikâyesi okumayı sever misiniz?
 
Hemen “Hayır!” demeyin lütfen. Bu hayat hikâyesinde heyecan var, gizem var, aşk var… Yani dört başı mamur bir hikâye bu…
 
Durum böyleyse elbette okuruz dediğinizi duyuyor gibiyim. O zaman buyurun efendim hikâyemize…
 
Zerrab… Yani şu bizim Rıza Sarraf…  1983’te Tebriz’de doğdu. 23 yaşındayken Türkiye'ye yerleşti. Kapalıçarşı'da mücevher işlemeciliği yaptı, Yalova'da bir tersane kurdu. Ardından demir-çelik ve inşaat sektörlerinde yatırımlar yaptı. 2008'de kurduğu Royal Denizcilik A.Ş. kısa sürede faaliyet alanını genişletti, uluslararası altın ticaretine da başlayarak bir holdinge dönüştü. Pek dikkat çekmeden birkaç yıl içinde servetine servet katan Reza Zarrab, şarkıcı Ebru Gündeş'le yaptığı evliliğin ardından Türk kamuoyu tarafından tanınmaya başladı.
 
17 Aralık 2013, Reza Zarrab için bir kırılma noktasıydı. Yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla gözaltına alınan isimlerden biri de oydu. Tutuklandı, 70 gün cezaevinde kaldı. Yüzlerce hâkim-savcının ve binlerce emniyet mensubunun görev yerlerinin değiştirildiği bir süreçte tahliye edildi ve bu karar çok tartışıldı.
 
O dönem her gün internette yayınlanan usulsüz dinleme kayıtlarında adı sık sık karşımıza çıkan Zarrab'ın “O...... ile memurun bahşişi işin başında verilir” cümlesi hafızalara kazındı. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler'in telefonda Zarrab'a "Vallahi senin önünde yatarım." dediği iddiası da çok konuşuldu. Bugünlerde Türk bayrağını fon olarak kullandığı televizyon programında Türkiye’nin bütçe açığını kapayan kişi olarak tanıtıldı. Rüşvet olarak bir bakana çok pahalı bir saat verdiği iddia edilse de bu iddianın yalan olduğu Sayın Bakan tarafından “peçete kâğıdına yazılmış bir fatura ibraz edilerek” kanıtlandı. Ayakkabı kutuları gibi konular kapattırıldı... Dahası en yüksek makamlar tarafından “Saygın bir işadamı” diye nitelendirildi.
 
İlginç olan şu ki tüm bunların olduğu kimse tarafından reddedilmedi. Dört bakan görevden alındı. Ama sonra kasalardan, kutulardan çıkan paralar sahiplerine(!) iade edildi. Bütün suç da “FETÖ’ye atıldı.
 
Tam onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine diyorduk ki…
 
Amerika çıktı ortaya…
 
19 Mart 2016’da Rıza Sarraf’ı önce gözaltına aldı, sonra tutuklayıverdi.
 
Bir soğuk duş etkisi yaptı bu Türkiye’de… Daha doğrusu 17 Aralık’la ilişkili olan kesimlerde…
 
Hemen açıklamalar geldi en üst makamlardan…
 
Rıza Sarraf saygın bir iş adamıdır ve haksız yere tutuklanmıştır.
 
Bu konuda Washington Post yazarlarından David Ignatius, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'de tutuklu bulunan Rıza Sarraf için "olağanüstü bir kampanya" yürüttüğünü yazdı... BBC Türkçe'nin aktardığına göre Ignatius, Washington Post'taki köşe yazısında, Ankara'nın, Rıza Sarraf'ın 27 Kasım'da New York'ta başlayacak olan davada, yolsuzluk konusunda Türkiye aleyhinde ifade vermeye zorlanacağından kaygılı olduğunu öne sürüyor. Ignatius buna karşılık ABD'li yetkililerin de İstanbul'da bir konsolosluk çalışanının (Metin Topuz) tutuklanmasının, Rıza Sarraf'ın serbest bırakılması için baskı amaçlı olduğundan endişelendiğini kaydediyor.
 
Dahası Sarraf için ABD’ye iki defa nota verildi. Hem de askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde nota verilmesi talebine “Müzik notası mı?” gibi utanç dolu espri yapan dışişleri makamı tarafından…
 
Derken…
 
Sarraf bir anda saf değiştirdi… Gizli tanık oludu. Bazılarına göre bir anda değil baştan beri uyguladığı bir plan bu…
 
Hükümet ise önce şu açıklamaları yaptı: Amerika’da Sarraf davasında baskı yapılıyor. Sanıklar itirafçılığa zorlanıyor.
 
Beyanatlar biraz daha farklılaşıyor:
 
Bu dava üzerinden Türkiye ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı yargılanacak, bu dava milli bir davadır.
 
Şu andaki strateji bu!
 
Peki, nedir bu davanın özeti? Kısaca şu şekilde özetlenebilir:
 
Suçlamalar:İran'a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmek, banka dolandırmak ve kara para aklamak.
 
Kimler:İran asıllı Türk iş adamı Rıza Sarraf ve suç ortakları ( Şimdilik eski bakan,  Zafer Çağlayan, Halk bankası eski genel müdürü Süleyman Aslan ve yardımcısı Hakan Atilla)
 
Olası sonuçlar:Türk bankalarına altından kalkılamayacak cezalar verilmesi, Türkiye’de çok etkili isimlerle ilgili belgelerin ortaya konması.
 
Son tahlilde, ABD’nin asıl hedefinin Türkiye ve ekonomisi olduğu bir gerçek. Bu ABD’nin bu yönünü yeni görenlere ders olsun.
 
Hiç tartışmasız bu konuda ABD’ye karşı tek vücut olmak gerekli.
 
Ama…
 
Keşke zamanında birileri hırsızlıkların, yolsuzlukların üstünü örmeseydi de bugün terörist Amerika kullanacak argüman bulamasaydı.
 
Bu da bize, özellikle seçmenimize ders olsun!
 
Bu arada, şu cümleleri duyarsanız, lütfen hazırlıklı olun da şok yaşamayın:
 
Bu Zerrab Türkiye düşmanı, ajan! Ülkemizi satıyor.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.