Seçim Adaleti mi Dediniz?

Dahası her seçimin can damarı olan “BEKA” dillere pelesenk olmuşken… Her zamanki gibi toplumu kamplaştırma stratejisi gürül gürül işlenirken… SEN HANGİ “SEÇİM ADALETİ”NDEN BAHSEDİYORSUN?



Bilmem takip ediyor musunuz?
 
CNN Türk’te Gece Görüşü adlı bir tartışma programı var. Geçtiğimiz günlerde (3 Ocak) kanaldan kanala geçerken o programa takıldım. Oradaki konuşmacılardan biri de Abdülkadir Selvi’ydi. Bir ara öyle bir celallendi ki sormayın. Beni de bir merak sardı. “Niye böyle oldu bu halim selim beyefendi?” diye bir soruyla cebelleştim tüm gece.
 
Ertesi gün CNN Türk’ün sitesinden programı buldum ve baştan sona izledim. Gerçi programı izlemek keçiboynuzu yemek gibi bir şeydi ama neyse… Ben merakımı yendim sonunda…
 
Meğer bu programda, Abdülkadir Selvi, Halk TV için, bir siyasi partinin yayın organı ifadesini kullanmış. Bir başka konuşmacı da cevaben, “Öyle bakarsanız o zaman iktidar partisinin de onlarca yayın organı var.” tespiti üzerine çıkmış bütün maraza. Halbuki, iktidar partisinin yandaşı sayılabilecek, onun yayın organı kabul edilebilecek hiçbir yayın organı yokmuş. Bir de bu konuşmacıların konuyu kişiselleştirdiği bölüm var ki burada sözünü bile etmiyorum.
 
Benim ilgimi çeken, şu basının, hele hele birçokları gibi şahsen benim “yandaş basın” olarak gördüğüm basının objektif olduğuna birinin inanmış olmasıydı. Ben Sayın Selvi’nin jest ve mimiklerinden buna gerçekten inandığına tanık oldum.
 
Şu gerçekleri birinin görmemesi imkânsız diye düşünüyordum:
 
2018 seçim süreci…


 
Uluslararası Şeffaflık Derneği‘2018 Seçimleri Sürecinde TRT İzleme Çalışması’  başlıklı bir infografik yayınladı. İnfografik, TRT Haber kanalının 31 Mayıs-14 Haziran tarihleri arasında yayınlanan ana haber bültenlerinde hangi cumhurbaşkanı adayına ve partiye kaçar dakika yer verdiğini görünür kılıyor. 
 
İnfografikte yer alan verilere göre, ana haber bültenlerinde bütün cumhurbaşkanı adaylarına toplam 105 dakika ayrıldı. Bu 105 dakikanın neredeyse yüzde 50’sine denk gelen 53 dakikasında kanal, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ekrana taşıdı. Yüzde 21’lik bir orana denk düşen 22 dakika ise CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye ayrıldı. İyi Parti’nin Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener’e yüzde 15’e tekabül eden 16 dakika, Saadet Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu’na ise 8 dakika yer verildi. Vatan Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Doğu Perinçek’e de 6 dakikalık zaman verildi.
 
Öte yandan TRT Haber, ana haber bülteninde AKP’ye -toplam sürenin yüzde 63’üne denk düşen- 105 dakika zaman ayırdı. Millet İttifakı'nı oluşturan CHP’yi 20 (yüzde 12), İyi Parti’yi 16 (yüzde 10) ve SP’yi 8 (yüzde 5) dakikalığına ekrana taşıdı. MHP’ye 9 dakika ayıran kanal, VP’ye de 6 dakika zaman verdi.
 
Dernek, yayınladığı infografikte TRT’nin yurttaşların vergileriyle finanse edildiğini, bu yüzden de kamu yayıncılığı yapmakla mükellef olduğunu hatırlattı; kanalın tüm siyasal partileri eşitlikçi bir anlayışla kapsaması gerektiğinin altını çizdi ve ekledi: ‘’TRT’nin sorumluluğu herhangi bir güç odağı ya da çıkar grubu için çalışmak değil, siyasal yelpazeyi bütün çeşitliliğiyle yansıtmak olmalıdır.’’ 
 
TRT’de durum böyle de diğerlerinde farklı mı? Bu soruyu sormak bile gülünç… Şu satırları okuduğunuz şu andan sonra, mesela A Haber’in bir haber saatini açın ve süre tutun. Hangi partiye ya da siyasiye ne kadar süre verilmiş?
 
Bu süreyi tutan herhangi biri, bana göre Türk medyasının objektifliğinden söz etmeye utanır.
 
Peki, Sayın Selvi’nin bu konuda aziz ve seçkin Türk basınının objektifliğine inanmasının nedeni ne olabilir? Ben bu sorunun cevabını bulamadım. Yazarın kendisinin bile buna cevap verebileceğini sanmıyorum.
 
Ama aslında benim yazmak istediğim konu bu değil.
 
Ben 31 Mart’taki yerel seçimin bu şartlar altında adil olma ihtimalinin bulunmadığını yazacaktım ki içimdeki zaptedemediğim “ben” konuştu:
 
Bu senin yazdığın buzdağının görünen yüzü.”
 
Nasıl yani?
 
“Cumhurbaşkanımız, devletin her imkânıyla bugün Ankara’da, yarın İstanbul’da, öbür gün İzmir’de seçim propagandasına başlayalı aylar oldu. (Aslında propaganda yapmayı hiç bırakmadı.) Meclis Başkanı’mız da –anayasaya rağmen- görevini bırakmadan İstanbul için adaylık propagandalarına başladı. Üstelik “meclis başkanı” unvanını ve imkânlarını kullanarak… Kısacası devletin her imkânı ellerinde… Ya kontroldan iyice çıkan ekonominin bu halini gizlemek için şu meşhur objektif (!) basın manşet üstüne manşet atarken, enflasyonu düşürmek için geçici ama kesinlikle zararı birkaç ay sonra (yani seçimden sonra) çıkacak önlemlere ne dersin?
 
Bir de üstelik kendilerini kayıtsız şartsız destekleyen, partilerinin çıkarı için biraz kayıt şart koymaya kalkan mensuplarını derhal ihraç istemiyle disipline veren müttefik partileri iş başındayken…
 
İlave olarak her seçimin milli duyguların “Ver mehteri!” maddesinin bu defaki teması olan “Fırat’ın Doğusu” teması gündeme getirilmişken… ( Bir öncekinde tema Münbiç idi. Oraya bir gece ansızın gidecektik ama o ansızın bir türlü gelmedi. Şimdi Münbiç’in Fırat’ın batısında olmasına ve PKK’nın kontrolunda olmasına rağmen konu edilmemesine kimse ses çıkar(a)mıyorken…)
 
Dahası her seçimin can damarı olan “BEKA” dillere pelesenk olmuşken…
 
Her zamanki gibi toplumu kamplaştırma stratejisi gürül gürül işlenirken…
 
SEN HANGİ “SEÇİM ADALETİ”NDEN BAHSEDİYORSUN?
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Nuray açıkgöz 2 hafta önce
her kelimesine katılıyorum, teşekkür ediyorum
Ali BAYRAK2 hafta önce
ysk; 1. cumhurbaşkanı’nın seçim çalışmalarına katılamamasıyla ilgili yasayı kaldırdı. 2. cumhurbaşkanı ysk üyelerinin görev sürelerini bir yıl uzattı. 3. tcmb yıllık olağan kurul toplantısı üç ay öne alındı. bu saydığım üç madde bile adaletsiz bir seçim olacağını gösteriyor.
Ali BAYRAK2 hafta önce
ysk; 1. cumhurbaşkanı’nın seçim çalışmalarına katılamamasıyla ilgili yasayı kaldırdı. 2. cumhurbaşkanı ysk üyelerinin görev sürelerini bir yıl uzattı. 3. tcmb yıllık olağan kurul toplantısı üç ay öne alındı. bu saydığım üç madde bile adaletsiz bir seçim olacağını gösteriyor.