Yazmayacaktım Ama…

Üç kuruşluk terörist gruba bizim ordumuz polisimiz yetmiyor ve iş bağıran kalabalığa düşüyorsa yuh bize!

Geçtiğimiz günlerde çok konuşuldu. Muhakkak sizler de duymuşsunuzdur.
 
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2005 yılında Türk Lirası’ndan 6 sıfır atılmasını hatırlatarak, "Tuvalete 1 milyon liraya gidiyorduk, nasıldı o günler. 6 sıfırı attık, 1 milyonluk tuvalet 1 liraya düştü. Mesele bu. İş bilenin, kılıç kuşananındır” demişti. 
 
Nasıl da alkışlamıştı kalabalıklar. Kalabalıkları geçtim. Anlı şanlı (!) yorumcular bile göklere çıkarmıştı tuvalet parası başarısını.


 
Gülüp geçmiştim…
 
Öyle ya fıkra gibi bir yorumdu bu.
 
Deseydim ki,
 
Kardeş, bu mantıktan hareketle, 707 milyon lira olan öğretmen maaşı da bir hamlede 707 TL’ye düşmüştü ona ne diyeceksiniz?
 
Kim bilir ne bilimsel(!) yorumlarla bana haddimi bildirirlerdi…
 
Oysa altı sıfır atsan ne atmasan ne? Sen aynı parayla ne alabildiğine bakabiliyor musun?
 
O zamanın bir milyon, şimdinin bir lirası 78 gr. et alabiliyormuş şimdininkiyse 25 gram!
 
O zamanın bir milyon, şimdinin bir lirası 680 gram süt alabiliyormuş şimdininkiyse 259 gram!
 
 
O zamanın bir milyon üç yüz bin lirası, şimdinin bir lira otuz kuruşu bir USD alabiliyormuş şimdininkiyse sadece üçte birini!
 
Bunları o alkışlayıcılara anlatmaya kalksam, ne yaparlar dersiniz?
 
Hep bir ağızdan bastırırlar:
 
Reis! Bizi Afrin’e götür.
 
İşte ifrit olduğum slogan!  “Paskal bizi diskoya götür!” tezahüratından çalınmış bir garabet… Gelmiş geçmiş en itici, en samimiyetsiz, en kötü ikinci sloganı…
 
Neden mi? Anlatayım efendim.
 
Biiirrr!
 
Üç kuruşluk terörist gruba bizim ordumuz polisimiz yetmiyor ve iş bağıran kalabalığa düşüyorsa yuh bize!
 
İkiiii!
 
Orası piknik alanı mı? Orada aylarca, yıllarca eğitim almış gözbebeklerimiz, sırtlarında kilolarca yükle, dere tepe günlerce, uçan mermilere göğüs geriyorlar. Hem de kilometrelerce yürüyerek…  Orada bağıran palyaçolar, alın sırtınıza üç kilo yük de yürüyün dağda birkaç saat, sonra konuşun.
 
Üüüüççç!
 
Bir de böyle bağıranların, yani bizatihi kendinizin ahı gitmiş vahı kalmışlardan oluştuğunu bir görün de öyle bağırın.
 
Ciddi biçimde hadi gidiyoruz deseniz, kimsenin gelmeyeceğini bilmek için kahin olmak gerekmez.
 
İyi de…
 
Böyle bağıran kalabalığa…
 
“Çıkışta bekleyin gidiyoruz!” diyene ne dersiniz?
 
Şimdi “Bunlar nereden aklına geldi, bu konular konuşulalı çok oldu.” dediğinizi duyar gibiyim.
 
Nereden aklıma geldi, biliyor musunuz?
 
Bugün bir mektup okudum. Afrin’de çarpışan yiğitlerden biri yazmış:
 
“Afrin harekâtında 49 şehit  (mektubun yazıldığında 49’muş, bu satırların yazıldığı sırada 52 olmuştu.) verdik, yaralıları saymıyorum bile. Belli ki hayatını kaybedenlerden biri senin kardeşin, oğlun ya da bir yakının değildi, senin ocağına öyle bir acı düşmedi. Düşseydi zaten böyle amigo gibi Paskal bizi diskoya götür şımarıklığı ile Reis bizi Menbiçe götür, Afrinden bir şey anlamadık diye nara atmaz, biraz daha saygılı ve sessiz olurdunuz.
 
Böyle bir ordun varken şımarırsın tabii; onlar sessiz sessiz şehit olurlar, onlar ölürken bağırmazlar, isyan etmezler, nutuk atmazlar, bizim burada ne işimiz var demezler. Benim çocuğum var, karım var; onlara kim bakacak diye düşünmezler. Anılarını anlatmazlar, övünmezler: En önemli özelikleri sessiz olmalarıdır. Emir alırlar giderler ve ölürler. Sadece bir istatistik olacaklarını bile bile ölürler. Sen alt yazıdan öğrenirsin öldüklerini…
 
Nutuk atmak, övünmek, suyunu, şerbetini çıkarmak, şımarmak sizlere düşer. Kıblenizin aynı olduğu adamlarla birlikte sahte delillerle uydurma kaset ve iddialarla yıllarca zindanlarda çürütürsünüz. Sessiz sessiz yatarlar ağlamadan, zırlamadan, bağırmadan adaletin tecelli edeceği günü beklerler sabırla…
 
Kimseye yaranamaz onlar. Havaya göre, konjonktüre göre yaftalanırlar, PKK'lılar için imha ve inkâr politikası güden faşist gaddar bir ordudur. İslamcılar için dinsiz, imansız, kâfir Amerikan uşağı bir NATO ordusudur. Avrupalılar, Amerikalılar için ucuz insan gücüdür. Bir kısım sade vatandaşa göre bütçenin üçte birini yiyen, bedava lojmanda oturan, eşleri sarışın ve mini etekli, orduevlerinde sabahlara kadar vals yapan, Batı özentili işe yaramaz, kışlaları yatma yeri olan, hantal bir güruhtur. Ama mutlaka ve mutlaka herkesin bu adamlara günün birinde işleri düşer. Yedekleri yoktur çünkü. Her şeyi taşere edersin ama orduyu edemezsin. O zaman bu adamlar bir anda peygamber ocağı, islam ordusu, kahraman, aslan parçası, kaplan oluverir. Birileri bir anda kendini orduya şirin göstermek için Atatürkçü bile oluverir. Ama onların çok da umurunda değildir bunlar. Onlar sadece görevlerini yaparlar. Sessiz sessiz ölürler, siz rahat rahat şımarın diye ...”
 
Aslında artık hiç yazmayacaktım. Yukarıdaki satırları okuyunca dayanamadım. Bu yaşımda ben o sahte çığırtkanlığı yapmam ama en azından elimden geleni yapayım, dedim.
 
HEPSİNİN RUHU ŞAD OLSUN...
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Şerif KUTLUDAĞ6 ay önce
milyonların aklından geçirdiği fakat kaleme dökemediği duygu ve düşüncelere tercüman olabilmektir köşe yazarı olmak. sevgili ercan çalışkan da bunun için köşe yazarıdır... gönlüne, kalemine ve kelâmına sağlık üstadım...
Nuray Açıkgöz 6 ay önce
kaleminize, yüreğinize sağlık, ne güzel ifade etmişsiniz, teşekkür ediyorum
Turgut Sari6 ay önce
bu kadar dogru sözün üstüne ne söylesek havada kalır. sen kalemi hiç bırakma ercan abi.
RKkurt6 ay önce
en sevdiğim film kolpaçino aslında reis arkadaşları gönder 10 numara savaşırlar.olmazsa dayılarının çocuklarınıda çağırırlar.şanlı ordumuz gerekeni yaparar kolpaya gerek yok.
Kazım Çetin6 ay önce
allah razı olsun ercan bey,tam da taşı gediğine koymuşsun.eline sağlık.
Ali Eser6 ay önce
anlamlı bir yazı olmuş, teşekkürler ercan abi. kaleminize sağlık.