Risk Toplumu

Alman Sosyolog Ulrich Beck, sanayi sonrası toplum için “risk toplumu” kavramını ortaya atar ve kullanır. Bana göre, bugün, insanlığın Covid-19 karşısında düştüğü durum, tam da Ulrich Beck’in anlattığı

Alman Sosyolog Ulrich Beck, modern dönem sonrasının sloganının, “korkuyorum” olacağını söyler.
 
Sanayi sonrası toplum için; post endüstriyel toplum, geç kapitalist toplum, endüstri sonrası toplum, ağ toplumu, enformasyon toplumu, bilgi toplumu, teknokratik çağ gibi kavramlar kullanan düşünürlerden ayrışarak “risk toplumu” kavramını ortaya atar ve kullanır.
 
Risk, riziko olarak bilinen kavram Latince kökenli olup başlangıçta denizcilik için kullanılmış olsa da asıl kavramsal değeri Beck’in 1986 yılında yazdığı “Risk Toplumu” eseri üzerinden bulmuştur.
 
Risk; bir olgunun gerçekleşmeden önceki gerçekleşme olasılığını yani soyut bir durumu; tehlike ise riskin gerçekleşmiş, eyleme dönüşmüş halidir. Tehdit ise tehlikenin yaratacağı zararlı, yıpratıcı sonuca dair öngörüdür.
 
Mesela; Corona virüs’un dünya üzerinde varlığı insanlık için risk; Wuhan’da görülmesi sonucu ülkemize de gelmesi tehlike; ülkemizin bir şekilde zarar görecek olması ise tehdittir.
 


Aslında Beck, aynı adı taşıyan bu eserinde, modern döneminin birçok riski de beraberinde getirdiğini; bu risklerin belirsizliğini, öngörülemezliğini, denetlenemezliğini bu nedenle yine birçoğunun sigortalanamazlığını anlatır. İşte bu nedenle, insanlığın, sanayi sonrasında, “risk toplumu” haline geldiğini, sürekli kontrol edilemez risklerle beraber yaşayacağını; risklerin türlerinin değiştiğini, modernleşme ve gelişen teknolojilerin fayda ve zarar analizlerinin sürekli güç ve sermaye sahiplerinin lehine çalıştığını söyler. Hal böyle olunca da bütün insanlığın risk altında olduğunu bunu önlemenin yolunun ise “ kendi üstüne düşünen modernleşme” anlayışı olduğunu belirtir.
 
Doğa, çevre, tarım, nükleer teknoloji, gen teknolojisi, biyogenetik, radyasyon, toksik atıklar, iklim değişikliği, savaşlar, nükleer-biyolojik-kimyasal kitle imha silahları vb. sanayileşme ve bilginin yarattığı yıkımların; özel de geri kalmışlığı, genel de tüm insanlığı etkileyeceğini ve bu riskleri yaratanların bile bu riskler karşısında tam ve kesin korunmayacağını, yaratıcısını da vuracağını anlatır.
 
İşte bu nedenle insanlığın kendi üzerinde düşünerek, kendisi için bir modernleşme yolu bulmasını çözüm yolu olarak önerir.
 
Bana göre, bugün, insanlığın Covid-19 karşısında düştüğü durum, tam da Ulrich Beck’in anlattığı durumdur.
 
İster komplo teorisi olarak ele alın, isterseniz doğanın getirdiği mutasyon olarak ele alın, insanlığın konu karşısında, riskin önlemezliği üzerinde düşünmesi ve riski oluşturan bütün etki ve etkenlerden uzak durması gerekiyor. Bu genel çerçevenin ne zaman ve nasıl oluşacağına dair hepiniz gibi bende endişeliyim. Kimyasal silahlar, biyolojik silahlar, nükleer silah ve sızıntılar, ozon tabakasının incelmesi, sera etkisi, ekolojik yıkımlar, zehirli atık ve kimyasallar kısacası, bütün zarar vericilerin her gün dünyanın bir yerinde insanlığın başına bela olması, tüm insanlık için endişe yaratıyor.
 
Beck, bu durumu, “endişe ortaklığı” olarak kavramsallaştırıyor.
 
Ne gariptir ki; endişeler ortaklaşsa bile tehlike ve tehditlerden korunmak, sakınmak, başa çıkmak “çözüm ortaklığına” dönüşmüyor.
 
Yine gariptir ki; riskleri (büyük bir kısmını) yaratanlar, riskleri en az tehdit ve zararla kapatanlar oluyor.
 
Kapitalizm ve zenginlik, kendi canavarı ile savaşmayı ve yeniden küllerinden doğmayı ne yazık ki hep becerebiliyor. Onun için, can değeri, kendine dokunmadıkça, önemli olmuyor zaten. Mal değerini ise biriken sermaye ve kaynaklarından sağlamayı becerebiliyor.
 
Dünyayı riske atan bilgiyi bu defa kendilerini koruyabilen bilgiye; insanlığı sömüren parayı da, yine düzen devam etsin anlayışına, gözünü kırpmadan harcayabiliyor.
 
Geriye ise bu iki araçtan yoksun olanlar kalıyor.
 
Onların bir kısmı türbe yalayarak, bir kısmı mermi atarak, bir kısmı işi Allaha havale ederek çözmeye çalışıyor.
 
Bir kısmı zaten yetersiz olan kaynaklarını tüketerek; bir kısmı çaresizlik üreterek; çok yoksul gelişmemiş bir kısmı ise sorunun sahiplerinden yardım alarak döngüye su taşıyor.
 
Bizim gibi gelişme yolundaki ülkeler ise kaynaklarına göre yol alabiliyor.
 
İşte bu noktadan bakınca, diğer benzerlerimizden avantajlı olduğumuz bir durum var: Tarımsal kaynaklarımız ve avantajlarımız.
 
İşin sağlık yönü, sermaye yönü çok çok önemli olmasına rağmen, mesele temel gıda maddeleri olduğunda çok fazla bir sıkıntı ile karşılaşmayacağımızı düşünüyorum. Elbette buna dair olan süreci, üretime dair sıkıntıları, gereken tehdit algılarını iyi yönetmemiz koşuluyla.
 
Bunu yapacak insan kaynaklarına, enerjiye ve birikime sahip olduğumuzu; en azından 100 yıl öncesinden gelen bir tecrübemiz olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.
 
Bugüne kadar olduğu gibi, sam amca bu krizden de çıkarsa, göbeğini kaşımaya devam edecektir.
 
Biz ise izin verme niyetinde değiliz.
 
En azından olmamalıyız.
 
Slogan, “korkuyorum” olsa bile.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Durdu Evgötüren1 hafta önce
diline sağlık ergin bey kardeşim, harika bir yazı, çok ders çıkarılacak muhtevada.
Durdu Evgötüren1 hafta önce
diline sağlık ergin bey kardeşim, harika bir yazı, çok ders çıkarılacak muhtevada.
Musa Toros 1 hafta önce
kalemine sağlık üstadım.. avantajlarımızı hiç önemsemiyor ve kullanamıyoruz...