Seve Seve…

Biliyoruz ki; ülkemizin insanı da, altı da, üstü de uluslararası vahşi, saldırgan, acımasız ve doyumsuz neoliberallerin saldırısı altındadır. Biz bu ülkenin hayvanı, yağı, peyniri, toprağı, zeytini, ç

Kazdağları olayı, geçen hafta yazmış olduğum Jeotermal Enerji Santrallerinin anlaşılmasını perdelemiş oldu.
 
Yani JES’lerin tarıma, çevreye, ekolojiye ve nihayetinde ekosisteme yaptığı tahriratın.
 
***
 
Bir coğrafya düşünün: ilk tarımsal faaliyetlerin başladığı kabul edilen.
 
Bir ulus düşünün: zamanla ikiye ayrılan tarım toplumunun; her iki alanına da hâkim olan.
 
Anadolu ve Mezopotamya’da toprağa hükmederken; Asya’da konar-göçer hayvancılık yapan.
 
***
 
İşte böyle bir gerçeklik ortada dururken tarımını, ormanını, dağını, taşını korumaktan aciz düşen.
 
1947-48’de başlayan uluslararası saldırıyı anlayamayan.
 
Yerin üstünün ömür boyu, yerin altının bir defalık değer olduğunu anlayamayan.
 
Çay bahçelerine apartman diken; yaylarına asfalt döken.


 
Deniz kenarlarına ucuz olsun diye karayolu, havaalanı yapıp; insanının doğasıyla “arasını açan”.
 
Havuz’da yüzemeyen, yüzmeyen çocuklar, nesiller yetiştiren.
 
Beş yıldızlı otellere ve oralarda eğlenen İskandinav emeklilerine günahkâr gözüyle bakıp, şükür etmeyi öğreten.
 
Tatil köylerinde amele pazarında meta gibi alınıp satılıp, baraka ve kulübelerde yaşayıp 7-8 aylık mevsimlik işçi olmayı bile nimetten sayan.
 
Dünyanın en az yeşiline sahip şehirlerini yaratan.
 
Orman alanlarına havaalanı, I. Sınıf tarım alanlarına otoyol, ovalara tren yolu yapan.
 
Sabahtan akşama dolmuşunda “Ankara’nın bağları” şarkısını çalıp; “yahu hemşehrim nerede bu bağlar?” diye sorduğunda; -hadi aval aval demeyeyim- boş gözlerle bakan!
 
Atatürk’ün miras bıraktığı çiftliklere bile para verip giren;  hatta giremeyip, bari uzaktan bakayım dediğinde; kameralara bakmış olan.
 
Doğudan batıdan Ankara’ya gelenlerin ilk görmek istediği yer olan Gençlik Parkı’nı göremeyip; onu sarıp sarmalamış olan çok katlı binalar, rezidanslar, büfeler, kafeler yüzünden, sadece girişteki güvenlik görevlilerini gören ve geri dönen.
 
Güven Park’ını güvenli olsun diye emniyete; Kurtuluş parkını, kurtuluşu temsil etsin diye nikâh salonlarına bırakan.
 
***
 
Evet; sevgili beyler bayanlar, bir karar verin.
 
Eğer memleketin altıda üstüde “yağma Hasan’ın böreği” ise bilelim.
 
O zaman belki bizim de umurumuzda olmaz: Börek için un; un için Buğday; Buğday için ekilecek toprak lazım diye!
 
Hayır; unutmadım: Böreğin yağı, peyniri için hayvan; hayvan için mer’a-yem lazım diye!
 
***
 
Ez cümle: Yemiyoruz, bu böreği, bilesiniz.
 
Biliyoruz ki; ülkemizin insanı da, altı da, üstü de uluslararası vahşi, saldırgan, acımasız ve doyumsuz neoliberallerin saldırısı altındadır.
 
Biz bu ülkenin hayvanı, yağı, peyniri, toprağı, zeytini, çayı, inciri, fındığı olmaya devam edeceğiz.
 
Hayır; kıskançlık yapmıyoruz, bencil de davranmıyoruz.
 
Daha geride 14.000’ne yakın çeşit var.
 
Birini de siz alın.
 
Seve seve; sizin olsun.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.