Toplum Sözleşmesi

Ne zamanki bir insan, bir toprak parçasının etrafını çevirip “bu benimdir” dedi ve etrafında buna inanacak kadar saf insanlar buldu, işte o insan uygarlığı başlatan insan oldu .

Toplum Sözleşmesi eseri dünyadaki ilk anayasa olarak kabul edilir, Jean- Jaques Rousseau’nun.
 
Ne zamanki bir insan, bir toprak parçasının etrafını çevirip “bu benimdir” dedi ve etrafında buna inanacak kadar saf insanlar buldu, işte o insan uygarlığı başlatan insan oldu der: mealen.
 
İşte o zaman biri çıkıp, çitleri söküp ya da hendeği doldurup; “sakın dinlemeyin bu sahtekârı, meyveler herkesindir, toprak hiç kimsenin değildir, bunu –anlamaz- unutursanız mahvolursunuz” diye haykırsaydı, işte o adam, insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden kurtaracaktı: der.
 
18. yüzyılın ortalarında dünyadaki kavgaların temelini ne kadar güzel özetlemiş, değil mi?

Her şeyin başladığı yer burası işte.


 
İnsanetçil ve otçul bir varlık olarak ne buluyorsa onu yiyor;
 
Küçük küçük klanlar halinde yaşıyordu.
 
Ast üst, hiyerarşi, dişi-erkek, aristokrasi, yatay ya da dikey kesinleşmiş iş bölümü, sen az yedin ben çok yedim, sen zengin ben fakir yok.
 
Sen ağa ben paşa da yok.
 
Peki, insan bu toprak parçasının etrafını neden çevirdi dersiniz?
 
Tarım yapmak için.
 
Sonra, daha fazlasını istedi ve daha fazlasını çevirdi.
 
Günün birinde, ürününün fazlasını satmaya başladı.
 
Mertlik işte burada bozuldu.
 
Buna da itiraz eden olmadı.
 
Köyler, kentler, beyler, krallar, imparatorlar, sultanlar, din adamları, güç adamları; hepsini insan kendi eliyle yarattı.
 
Daha fazlası için kendi kendini yemeye başladı.
 
Sonra, bunun böyle gidemeyeceğini düşünmeye başladı.
 
Kuvvetler ayrılığını, toplum sözleşmesini, laikliği, sekülerizm’i, özgürlüğü, yurttaşlığı keşfetti.
 
İtiraz ettikçe ve bedel ödedikçe kazandığını gördü.
 
Risk alarak kazanma ile risk almadan kaybetme arasındaki ayrıntıyı görmeye başladı.
 
Barış ve kardeşlik kavramlarını onbin yıl sonra yeniden önemsedi.
 
Demokrasiyi, demokratik yönetimi, anayasayı keşfetti.
 
Üstünlerin ya da inançların hukuku yerine hukukun üstünlüğünü sevdi.
 
Sardı, sarmaladı.
 
Paylaşmayı, huzuru, sevgiyi, dostluğu, akletmeyi, akıl yürütmeyi, üretmeyi öğrendi.
 
Ve ne kadar korudu ise bunları, o kadar, güzel yaşamanın asıl zenginlik olduğunu anladı.
 
Ne zamanki uzak kaldı bunlardan: birileri gelip etrafını çevirdiği toprakları almaya başladı.
 
Sahillerini;
 
Yaylalarını;
 
Köylerini;
 
Göllerini,
 
Fabrikalarını;
 
Ve hatta evlerini almaya başladılar ellerinden.
 
Bazen bankacılar, bazen hiç tanımadığı bilmediği insanlar, bazen çok tanıdığı bildiği insanlar.
 
Hatta dost bildiği insanlar.
 
Aldılar,
 
Ve onları,
 
Sattılar!
 
Adına da; kâh özelleştirme, kâh beka, kâh “bilmem ne de ne projesi” dediler!
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.