Bu dünyadan bir Ahmet Özdemir geçti!

 

Konya gülen yüzünü, gerçek anlamda bir sanatçısını kaybetti. Hakettiği değeri hiç göremedi Ahmet Özdemir.

Halk sanatçılarının, Konya sanatçılarının elinden tutulması gerektiğini bir türlü kavrayamayan, anlayamayan kurumlarımızın ilgili kültür daireleri ve müdürlükleri, belki bundan sona Ahmet Özdemir’i anma günleri tertip etme gibi bir nezaket içine girerler!

Var olan sanatçılara da sahip çıktıklarını kamuoyuna ispat ederler!

Onunla sanırım 3 röportaj yaptım. Ondan hiç bir zaman “Kör Ahmet” olarak bahsetmedim. O benim için daima Ahmet Özdemir Ağabey’di. Allah vergisi muhteşem bir hafızası vardı. Onunla yaptığım söyleşinin üzerinden neredeyse beş yıl kadar geçmişti. Sesimi hiç unutmamıştı. Aradan yıllar geçtikten sonra tekrar röportaj için evine gittiğimde, “Erol Ağbi sen misin?” deyiverdi.

Arabayla gelirken, beni dedi tekrar geri getireceksin değil mi?

Elbette dedim. Hayırdır ne oldu?

Bir yere götürüyorlar, iş bitince, şu duvara tutunuvır, hadi yolun açık olsun diyorlar, sen öyle yapmayacaksın değil mi?

İçim burkulmuştu.

Röportajımız bittiğinde az biraz sohbet ettik.

Ona bir sürpriz yapayım istedim. Konya Postasında uzun yıllar birlikte çalıştığımız Osman Başeğmez’i çok severdi. Osman kardeşimiz o günlerde Kayseri Basın İlan Kurumu Müdürüydü. Hiç haber etmeden, Osman kardeşimi aradım. Osmancığım dedim bak sana kimi veriyorum.

Telefonu Ahmet Ağabeye verdim.

Sesini duyar duymaz öyle bir Osman dedi ki, hala gözümün önünde…

Konuşmaları bittiğinde Ahmet Ağabey’de, Osman Başeğmez kardeşimde öyle mutlu olmuşlardı ki…

Ülkemizin birçok sanatçısının elinden tutmuş, bir çok eseri radyolarda ve ekranlarda çalınmasına rağmen, elinden tam anlamıyla tutulmamış, hakettiği değeri her nedense görememiş bir sanatçıydı o.

Udu, türküleri, şarkıları ve Konya düğünleri yetim kaldı.

Konya onu çok arayacak, çok!

O gülüşü, şakalaşmaları, takılmaları, sempatik ve mütevazi kişiliği ile Konyalının unutamayacağı bir isim olarak sevenlerinin gönüllerinde yaşamaya devam edecek.

1938 de Güvenç köyünde doğan Özdemir şöyle anlatmıştı hayat hikayesini;

Yalancı doğumum 1933 niye 33 benden evvel Hüseyin diye birisi ölmüş onun nüfusuna işlemişler yani kimlikte Hüseyin geçiyor normal adım da Ahmet Ağa geçiyor. O da niye dedemi çok severlermiş dedemde o anda vefat etmiş dedemin adı bana geçmiş. Sülaleyi talükat olarak dedelerimizin dedesi Keşan’dan gelmiş Konya’ya, Hacı Bilal’lar sülalesi. İstanbul’da, İzmir’de akrabalarımız var.

Babam ekin makinaları yapıyordu ilk zaman. Burada kooperatif başkanı oldu. Eski sanayinin kurucularından babam Ali Özdemir. Eski sanayiyi kurdu. 280 tane dükkan yaptı verdi millete temiz bir insandı yani borçlu değil dertli değil herkesin sevgilisi misafirperver bizi de yetiştirirken bir baba gibi yetiştirdi.

Şimdi baba sağlam olursa oğlan sağlam olur tamam mı? Baba iyi olmazsa oğlan da iyi olmaz. Anne ne yapar, anasından öğrenir kapı gezmesini, baba da babasından öğrenir masa düzmesini.

Bu iş böyle yani ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olurmuş. Bunu unutma.

Şimdi bu müzik sevdası şöyle oldu, komşunun bir tanesi gramafon almış. Mahallede eskiden gramofonlar çalınır ya orda ben bir plak dinledim.

‘Turnalar uçun yayladan geçin’ ulen pek hoşuma gitti bir daha söyledim , bir daha söyledim dut ağacına çıkarım orada söylerim, burada söylerim. Sonra ben arkadaşlarımla beraber ilkokula gittim. Biraz faaldim orada.

Öğretmenler beni beğenmişler oradaki öğretmenler, müzik öğretmenine diyor ki bu Ahmet Özdemir’ e sen müzik dersi ver demişler.

Gazi Eğitim Enstitüsü müzik bölümünden yetişen sağlam bir müzisyen olur mu, olmaz. Do-re-mi- sol-la, hoş geldin kazan kalfa …

Okuldan sonra bir orkestra kurduk. Yalancıktan davulu birine verdik davul çaldığından değil davul görünüyor ortada. O orkestrada ben 18 sene Dede Aile Çay bahçesinde çalıştım. Adı, Kaya Çavdar idaresinde Konya Filarmoni Orkestrası.

İzmirli bir çocuk var Kaya diye uydurur uydurur söyler yani şarkı bildiğinden falan değil. Filarmoni orkestrası, filarmoni orkestrası amma notayı sorsan bilmez adam. Do nerde, la nerde? Ama o zamanların imkanları öyle. Fakat Dede Aile Çay Bahçesini işleten iyi bir adam vardı Eyüp Mutlutürk isminde Kırım Tatarlarından.

Nesrin Sipahi gelirdi Konya’ya, Ziya Taşkent gelirdi. Ahmet Gazi Ayhan gelirdi, Yıldız Ayhan gelirdi. Kayserili Kemal Koldaş gelirdi. Bende bunları dinlemeye giderdim. Zaten akıl olmazsa hiçbir şey olmaz, akıl şart Allah kimsenin aklını almasın tamam mı, akıl şart, akıl olmazsa olmaz göz bir şey ifade etmez.

Mekanın cennet olsun Ahmet Özdemir Ağabey!

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.