Kalburla su taşımak!

 

Naziklik, nezaket, zarafet, nahiflik, zariflik, kibarlık, muhatabını incitmekten korkan, kelimeleri seçerek kullanma inceliğini göstermek nerelerde kaldı?

Başkasını rahatsız etmeme adına, gürültü yapmama, gürültü çıkarmama, bir diğer kişinin huzurunu bozmama nerelere saklandı?

Adam gecenin ıssız bir saatinde çöp konteynırlarını sebebi her neyse tekmeliyor, deviriyor, yerini değiştiryor!

Dur yapma diyene ise bağırıyor, küfrediyor, tehdit ediyor!

Bunun adı ne?

Rahatlama mı, stres atmak mı, bile bile millet devlet malına zarar vermek, o sokak sakinlerinin huzurunu bozmak mı?

Aşağıya inmekten imtina eden apartman sakinleri, balkondan, pencereden, çöp poşetlerini gecenin sesizliğinde cadde kenarınadaki ağaçların altını nişanlayarak fırlatıyorlar!

Birde bakıyorsunuz ki, bunları yapanlar, tahsilli, görgülü, bilgili diye bildiğiniz insanlar!

Niye böyle yapıyorlar?

Yine geceye sığınıp, bir kaç kendini bilmez otobüs duraklarının camlarını indiriyor!

Durakların camlarından ne istiyorsunuz diyenlerin üzerine yürüyorlar , gözü dönmüş , ne yaptığını bilmezler!

Bunların maksadı ne, amacı ne?

Bunalım takılmak filan mı?

Bir ara tuvaletlere yazı yazmak modası vardı. En yakası açılmadık küfürler, o küfürlere karşı verilen cevaplar, başlı başına bir tuvalet edebiyatı oluşturmuştu!

Şehirlerimiz büyüdükçe, geliştikçe, teknolojinin imkanları arttıkça, mutlu olunamıyor demek ki…

Mutluyum, mutlusun, mutlu diye mutluluk oyunları oynuyoruz da haberimiz mi yok!

Ya da, mutluluk nedir unuttuk da, mutsuzluğu mutluluk olarak kabullenip, hiç olmayacak mecralarda mı arıyoruz?

Madalyonun diğer tarafını çevirdiğinizde, insanlar kinini, nefretini gösterme adına, psikolojik rahatsızlıklarını örtme bastırma adına, sözde rahatlama adına, yıkıyor, parçalıyorlar bir yerleri, bir şeyleri.

Sonra adım başı para isteyenler çoğaldı.

Üç lira ver, beş lira ver diyorlar.

Yol, bulvar, cadde ıssızsa, görünürde de kimsecikler yoksa insanları tehdit edip, para istiyorlar, karşı koyana bıçak dayamak rastlanması gitgide artan olaylardan oluverdi.

Daha geçenlerde, Otobüs şoförü ile tartışan bir baba-oğul, şoförü bıçaklayıp, otobüsün camını kırmışlardı.

Toplumsal cinnet geçirme dedikleri, galiba böyle bir şey sevgili okurlar!

Geçimsizlikler, tartışmalar, ayrılıklar, boşanmalar, ayrı yaşamalar, hem analı, hem babalı hem öksüz, hem yetim gibi kalmış çocuklar!

Bir lokma ekmeği bölüşür geçinir-gideriz benzeri cümleler yalan olalı, bir erkeğin beni taşıması için…diye başlayan gerçekleşmesi mümkün olmayan talepler ve diretmeler, insanları evlilikten daha işin başında uzaklaştırıyor.

Çünkü, kimse vardan-yoktan anlamıyor, anlamamak için kalburla su taşıyorlar da, yine pes etmeye niyetleri yok!

Dur diyene, yapma diyene, yanlış yoldasın diyene, kendine gel diyene sinirleniyorlar, tavır ve gönül koyuyorlar!

Zora gelen yok, zorlamaya gelen yok. Laf dinleyende yok, kaldıran da!

Sabır yok, sabır sınırı denilen şey patlamaya hazır barut fıçısı gibi, ateşi karşıdan görsün yeter!

Hoşgörü yok, hoşgörmek nedir yok!

Tatlı dil nedir, güler yüz nedir, tahammül denir yok!

Karşı tarafı anlayıp-dinlemek nedir, anlaşmak nedir, konuşmak nedir kimse o taraflara kadar gelmiyor.

Argo ve küfür en üst seviyelerde!

3-4 yaşında “hadi emmine bir söv!” diye teşvik ettiğimiz dünün erkek çocukları, bugünün gençleri araya harç koymadan değil küfretmek, konuşamıyorlar bile.

Kızların, kadınların, hanımların erkekler gibi küfredeceğini, küfredebileceğini kolay kolay kimse tahmin etmezdi.

Dahası yakıştırmaz, üzerlerine kondurmazdı.

Hanımlar bu konuda, o kadar rahatlar ki!

Büyük demiyorlar, saygı sevgi demiyorlar, kalabalık demiyorlar, bana yakışır mı, demiyorlar, ben niye böyle davranıyorum diye hiç düşünmüyorlar!

Bunun adı, ne medeni cesaret, ne kendini ispat, ne kendini kabul ettirme, ne kendini fark ettirme!

Bunun adını koyamıyorsunuz!

Ümitsiz olmayalım lakin, kalburla su ne kadar taşınırsa , yapılanda o! Yaptığımızda o!.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.