12 Eylül'le Yüzleşmek

12 Eylül en büyük darbeyi Ülkücü Hareket’e, yani Türk Milliyetçiliğinin fikrî ve siyasî kadrosuna vurmuştur. 12 Eylül Ülkücü Hareketin üzerinden tank gibi geçmiştir.

12 Eylül 1980 Darbesi’nin 39. yıldönümünü yaşadığımız günlerdeyiz. Demokrasi tarihimizde kara bir leke olarak kalacak olan bu tarih günümüze gelesiye kadar pek çok fikir akımı ve siyasal grup tarafından eleştirilip, kendileri açısından bir yüzleşme süzgecinden geçirilmesine rağmen, ne yazıktır ki bugüne kadar 12 Eylül’le Türk Milliyetçileri ciddi olarak yüzleşmemiş, kendi pozisyonlarını belirlememişlerdir.

Devlet için mücadele etme paradigması Türk Milliyetçilerinin devletle yüzleşmelerini engelleyen en büyük sebep olmuştur. “Devletin ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun” derken, hep kafasında ve yüreğinde hayâlindeki “devlet-i ebed müddet”i, “devlet baba”yı taşımış, devletin reel kişiliğinin o anda devleti idare eden kadro tarafından oluşturulduğunu hep unutmuştur.

12 Eylül en büyük darbeyi Ülkücü Hareket’e, yani Türk Milliyetçiliğinin fikrî ve siyasî kadrosuna vurmuştur. 12 Eylül Ülkücü Hareketin üzerinden tank gibi geçmiştir. O yüzden 12 Eylül’den sonra Türk Milliyetçiliği’nin ideolojik ve örgütsel anlamda sağlıklı olarak yeniden toparlanması çok zor olmuş, efsanevi lider Alparslan Türkeş’in vefatı ile sarsılmış, toparlanmasını hâlâ tamamlayamamıştır.

12 Eylül’de uğruna seve seve ölümü göze aldığı devlet tarafından hücrelere atılan, işkenceye maruz kalan ve nihayet bir vatan haini gibi idam edilen Ülkücü Hareket bu şoku üzerinden atamamış, değişik gruplara ayrılmıştır. Bunların belli başlılarını ele alırsak:


 

a) Türk Milliyetçiliğinin toplumcu fikir sistematiği yerine 12 Eylül iktidarlarının ABD’nin arzuları doğrultusunda geliştirdikleri bireyi esas alan, üst değerleri olmayan köşe dönmeci zihniyetin etkisinde kalarak kendi menfaatlerinin peşinde koşmuşlar, menfaatleri uğruna her şeyi mübah görerek ideolojik kadrolarından kopmuşlardır.

b) Türk Milliyetçisi gençler işin başından beri Anadolu’nun fakir ve orta gelirli, muhafazakâr, mütedein aile yapıları içerisinden çıkagelmişlerdir. 1980 sonrasında Türk Milliyetçiliği ideolojisinin “din” karşısında yerini belli edememesinden dolayı dinî hassasiyetleri yüksek olan gençlerin bir kısmı kendi burjuvasını da oluşturmuş olan tarikat ve cemaatlere meyletmiştir.

c) 1984’ten sonra artan etnik terör milliyetçilik duygularını da ister istemez etnikleştirmiştir. “Kürt Sorunu” adıyla sloganlaştırılan etnik bölücülük hareketi zaman içerisinde sosyolojik bir tepki olarak “Türk Sorunu”nu da doğurmaya başlamış, 1980 içerisinde Türk Milliyetçiliği kadroları içerisinde büyük mücadele veren Kürt asıllı Türk Milliyetçileri yavaş yavaş kadrolardan uzaklaştıkları gibi yenileri de gelmez olmuştur.

d) 1965’ten sonra siyasal bir hareket haline de dönüşen Türk Milliyetçiliği hareketinin 1980’e kadar ideolojik beslenme merkezi Ülkü Ocakları olmuştur. Bu dönemde Ülkü Ocakları Türk Milliyetçisi gençler için bir okul görevi görmüştür. Bilhassa Alparslan Türkeş’in vefatından sonra Ülkücü Hareket içerisinde ideolojik yenilenme ve tekâmül hemen hemen durma derecesine gelmiş, Ülkü Ocakları okul misyonunu kaybetmiştir. Ülkü Ocaklarında kalmış ve sayısal olarak cemaat gruplarının altına düşmüş olan Ülkücü gençler günümüzün gerçeklerine ideolojik olarak cevap veremez duruma düşmüşlerdir.

Bütün bu bölünmelere rağmen Türk milletinin ve devletinin yegâne kurtuluş  mercii Türk Milliyetçileridir. Türk Milliyetçiliğinin içine düştüğü bu ideolojik kısırlığın suçlusu Ülkü Ocaklarındaki gençler değil, Türk Milliyetçiliği ideolojisinin tekâmülünün önünü tıkayan Türk Milliyetçisi aydın ve akademisyenler ile hareketi popülistleştiren siyasal kadrolardır.

Türk Milliyetçileri yeniden ülkenin kaderine sahip çıkmak istiyorlarsa 12 Eylül’ün 40. yıldönümünü yaşamadan kendileri ile yüzleşme hareketini başarmaları gerekmektedir. Alparslan Türkeş tarafından geliştirilmiş olan “Dokuz Işık Dktrini” 1980 öncesinin Türkiye ve dünya konjonktüründeki her türlü meselesine cevap verebilen bir ideolojik programdı.  Bugünün değişen Türkiye ve dünya konjonktürünün meselelerine cevap verebilecek yeni açılımlara ihtiyaç vardır. 

Türk Milliyetçiliğini savunduğunu iddia eden bütün kuruluşlar yönetici kadrosunun her türlü siyasal benlik duygularını  bir kenara atarak, böyle bir açılım yüzleşmesine önderlik etmesinin vakti çoktan gelmiş, geçmektedir bile. Aksi takdirde bu kuruluşlar siyasal olarak bir konjonktürel bir yapıyı temsil etmekten ileri gidemeyecektir.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.