Avrasya Jeopolitiğine Küresel Yaklaşımlar -2-


2. ABD
 
20. yüzyılın başlarında Doğu’yu Ortadoğu’yu coğrafik olarak derinden etkileyen ve saha hâkimiyeti açısından en önemli jeopolitik düşünce tarzı İngiliz düşünürü Sir Harold Mackinder’in Avrasya’ya yönelik “Tarihin Coğrafi Ekseni” adlı yazısından, geliştirilen doktrindi. Mackinder, “hayat sahaları” olarak adlandırdığı, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarını “dünya adaları olup, dünya adasının ana hatlarını coğrafi hisarlarla çevrili geniş bir bölge olan Avrasya’yı 1904’den 1945’lere kadar üç kez gündeme getirdi ve Avrasya’ya hakim olan dünyaya hakim olur” tanımlamasını yaptı.
 
 Mackinder’in dile getirdiği “Hayat sahaları” Batıdan Volga ırmağı, Doğudan Batı Sibirya, Kuzeyden Kuzey Buz Denizi, Güneyden Himalya sıradağları, İran ve Moğolistan dağlarınca çevrilmiş ve askeri açıdan istila edilmesi çok zor olan bir alandır. Bu açıdan iç kenar kuşak olarak sırtını Avrasya’nın kara parçasına dayamış ve su kenarında bulunan topraklardır. Bu coğrafyacının görüşüne göre; Ortadoğu ve Fars Körfezi, kenar kuşaktır ve bundan dolayı da özel bir öneme sahiptir. Yani bu bölgeler kara parçasıyla deniz’in birleştiği noktalar olup, kara ve deniz kuvvetlerinin aynı anda çalışacağı alanlardır. İkinci Dünya savaşından sonra bu kenar kuşak veya iç kuşağın jeopolitik teorisyeni olan ABD’li Nicholas J. Spykmann, her iki kuşak teorisini inceledikten sonra, kenar kuşak bölgelerin Amerika’nın güvenliği için önem taşıdığı tespiti ile, ABD’nin buralarda yoğunlaşması gerektiğini ileri sürdü.
 
Bu kenar kuşak bölgeleri; Sovyetler Birliği dışında, Avrupa Kıtası’nı, Küçük Asya bölgesini, Suudi Arabistan’ı, Irak’ı, İran’ı, Afganistan’ı, Hindistan’ı, Güney Doğu Asya’yı, Çin’i, Kore yarım adasını ve Sibirya’yı kapsıyordu.
 
Bu kenar kuşak teorisi doğrultusunda bölgenin güvenliğini İngiltere’den devralan ABD, Ortadoğu’nun büyük kısmında ve Fars bölgesinde emperyalist merkezler adına kendi denetimini geliştirerek, buradaki etkinliğini derinleştirdi. N. J. Spykmann, “bu bölgelerin Sovyetler Birliğinin denetimine girmesi halinde, Amerika güvenliğinin büyük tehditler altında olacağını iddia” ediyordu.[1]
 
Çağdaş Amerikan stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski, The Grand Chessboard(Büyük Satranç Tahtası) isimli kitabının önsözüne, “Takriben beş yüz yıl önce kıtalar siyasi olarak birbirlerini etkilemeye başladığı zaman Avrasya dünya gücünün merkezi oldu” diyerek başlar.[2] Anglo-Sakson kültürün bugünkü hâkim devleti olan ABD’nin Avrasya hedefleri fikri kaynağını İngiliz jeopolitik uzmanı Sir Harold Mackinder’in 1904 yılında, “Avrasya’ya hükmeden dünyaya hükmeder” tespitinden almaktadır.
 
Brzezinski, I. Dünya Savaşının, Amerikan askeri kuvvetlerinin Avrupa içerisine kitlesel yayılımı için ilk fırsatı sağladığını, Woodrow Wilson İlkeleri'nin ünlü On Dört Maddesinin Amerikan kuvvetleri ile takviye edilen Amerikan idealizminin Avrupa jeopolitiğine sokulmasını temsil ettiğini savunur.[3] Ama ABD’yi küresel bir güç haline getiren savaş, II. Dünya Savaşı’dır. Savaşın galipleri ABD ve SSCB küresel iki güç olarak yıllarca insanlara dünyayı kendi aralarında paylaşma ve çekişme esasına dayanan Soğuk Savaş dönemini yaşattılar.
 
Sovyetlerin çevre ülkelerde yoğunlaşıp bu bölgelerde(Ortadoğu’da) etkinlik ve varlığını genişletme çalışması üzerine dönemin Moskova Büyükelçisi vekili George Cenan Sovyetlerin bölgede önünün kesilmesi için Washington’a “containment” teorisi denen sekiz bin kelimelik bir telgrafla önerisini bildirdi. G.Cenan bu önerisinde, “Sovyetler Birliğinin o topraklara inme ve yayılma gibi tarihi bir hedefinin olup, özünde saklı olduğunu buna karşı hiçbir şey yapılamaz” diyerek, “buna karşı set çekme ve etrafının kuşatılmasının” gerekliliğine vurgu yapmıştı.
 
Sovyetler Birliğinin önünün kesilmesi için, batının bilim merkezlerince topyekün geliştirilen çeşitli teoriler doğrultusunda, “Domino teorisi” olarak ilk defa 1947 yılında Amerika’nın Moskova elçisi William Pelit tarafından dillendirildi ve Amerikalı gazeteci Walter Lipmen ise, bu dönemi “soğuk savaş” dönemi olarak adlandırdı.[4]
 
SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte, ABD “Yeni Dünya Düzenini” ilan etti. ABD için Yeni Dünya Düzeni sürecinin en temel şartlarından birisi Avrasya’nın ABD tarafından kontrolüdür. Avrasya’nın, zengin enerji kaynakları dışında en önemli özelliği ABD’nin Dünya hâkimiyetine kafa tutabilecek potansiyel güçlerin de bu bölgede bulunmasıdır. Ortadoğu ve Avrasya bölgesindeki zengin yeraltı kaynaklarını kontrol altında tutabilmek için, ABD, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”ni (GOP) geliştirmiştir. Büyük Orta Doğu (Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya), diğer bir ifade ile Arap Dünyası ve Türk Dünyasıdır. BOP’un amacı, bu coğrafyanın doğalgaz ve petrol kaynaklarının ABD’nin 21. yüzyılda da tek süper güç konumunu güvence altına alacak şekilde ABD’nin denetimi altına alınmasıdır.[5] 2004 Haziran ayında İstanbul’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesinde projenin adı Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi(GOKAP)’ne dönüşmüştür.[6]
 
Sovyetler Birliğinin çöküşüyle birlikte Karadeniz’in jeopolitiği ve ABD’nin bu bölge üzerindeki stratejileri önemli bir dönüşüm geçirdi. Karadeniz, Avrupa, Avrasya ve Orta Doğu güvenlik alanlarının oluşturduğu “şeytan üçgeninin” merkezi olarak kabul ediliyor. ABD Karadeniz’e yönelik oluşturduğu stratejide bölgeyi yalnızca denize kıyısı olan devletler üzerinden tanımlamıyor.[7] Bu projeye  “Genişletilmiş Karadeniz Projesi”  deniliyor. Bu proje ile ABD, Baltık Denizi-Karadeniz-Hazar Denizi havzalarını birleştiren bir bakış ile  “Baltık’tan Türkistan’a”  uzanan bir alanda etki kurmak istiyor. ABD’nin bu bölgede açıklanan beş hedefi var.
 
Bu hedefleri şu şekilde özetlemek mümkün: 1) Demokratikleşme, 2) Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği, 3) Dondurulmuş çatışmaların çözülmesi, 4) Enerji güvenliği, 5) Rusya’nın etkisinin kırılması.[8]
 
Bölgeye yönelik ABD stratejisinin belirleyen temel dinamik ise Orta Asya ve Hazar petrollerine yönelik önemli uluslararası aktörlerin yoğun talebiyle ortaya çıkan enerji ekseninin, Karadeniz’i enerji naklinde önemli bir su yolu haline getirmesidir. Nitekim Orta Asya ve Hazar enerji rezervleri dünya petrol fiyatlarının istikrarı ve ABD’nin enerji temini için oldukça önemli.[9]
 
Sovyetlerin Afganistan'ı işgali ve İran İslam Devrimi gibi gelişmeler üzerine Ocak 1980'de ABD Başkanı Carter, Basra körfezinden petrol akışının Amerika'nın hayati çıkarı olduğunu, bu konuda meydana gelecek her hangi bir aksaklığa silahlı kuvvetler dahil her türlü yöntemle müdahale edeceğini açıkladı. Carter Doktrini ABD tarafından 1990-91'deki ve 2003'deki Irak müdahalelerinde uygulamaya konuldu.[10]
 
 “Medeniyetler Çağrışması” tezi ile 11 Eylül’den sonra Beyaz Saray’ın sanal bir tanımlama ile İslam’ı bir terör dini olarak tanımlamasının fikri temellerini hazırlayan Samuel P. Huntington’a göre, daha düzenli bir dünya ancak ABD’nin üstün olması ile kurulabilir:
 
"ABD'nin üstün olmadığı bir dünya, Amerika'nın uluslararası ilişkileri şekillendirmede diğer ülkelerden daha fazla etki sahibi olmaya devam ettiği bir dünyaya göre, daha fazla şiddet ve düzensizlik içeren, daha az demokratik ve ekonomik büyümenin daha yavaş olduğu bir dünya olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri'nin kalıcı uluslararası üstünlüğü, Amerikalıların refahı ve güvenliği, özgürlüğün, demokrasinin, açık ekonomik sistemin ve uluslararası düzenin geleceği için temeldir."[11]
 
Baba Bush’un 1991’de ifadelendirdiği ve Prof. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” teziyle destekli ABD merkezli “Yeni Dünya Düzeni” yaklaşımı, bugün oğul Bush tarafından dünya siyasal atmosferinin odağı haline getirilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda 11 Eylül sürecinden fazlasıyla yararlanılmıştır. Yeni egemenlik çabaları için meşrulaştırıcı unsurlar üretilmiştir. W. Bush öncesinde temelleri atılan “Haydut Devlet”, Önleyici Vuruş“, “Asimetrik Savaş” gibi yeni kavramlar; hem tehdit konusunda yeni algılamaların oluşumuna dayanak oluşturmuş hem de algılanan tehdidin ortadan kaldırılmasının gerekçesi olmuştur. Bu kapsamda 2002 yılında ortaya konan yeni “Ulusal Güvenlik Stratejisi: Bush Doktrini” ABD açısından gelinen sürecin en kapsamlı ve en iddialı ama aynı oranda tartışmalı belgesi olarak boyutlanmıştır.
 
Bush Doktrini, Avrasya stratejisinin başarıyla uygulanabilmesi için, olası güvenlik sorunlarının aşılmasına yönelik genel bir çerçeve çizmektedir. Bu boyutuyla birçok küresel ve bölgesel aktörün hareket alanını kısıtlayıcı, stratejik öngörülerini zedeleyici anlamlar içermektedir. Bu durum, uluslararası zeminin kurum ve kavramlarıyla da çelişkiler yaratmaktadır. Başta Birleşmiş Milletler ve temsil ettiği uluslararası hukuk zemini olmak üzere, uluslararası ilişkilerin bilimsel dayanakları zaafa uğratılmaktadır.[12]
 
17 Mayıs 2001 yılında ABD Başkanı Bush’un söylediği gibi, enerji kaynaklarında çeşitlilik Amerika için önemlidir, sadece enerji güvenliği için değil, ulusal güvenlik açısından da büyük değer taşımaktadır.[13]
 
ABD’nin küresel hâkimiyet stratejisinin dış dünyaya karşı ilân ettiği temel argümanları şunlardır:
 

1.  Kendi tanımlarına göre uluslar arası terörü önleme ve yok etme,

2.  Gayri demokratik ülkelerin rejimlerini değiştirerek demokrasi ihraç etme.

 
ABD'nin 135 ülkede askeri, 702 civarında askeri tesisi var. Ordusunun yüzde 18'e yakını başka ülkelerdedir. Washington Ortadoğu ve Orta Asya'da on yıl içinde beş büyük üs daha inşa etmeyi planlıyor. Bu üsler bölgesel savaşlara göre şekillendirilecek.[14]
 
ABD güç projeksiyonu sergilerken sadece kendi silahlı kuvvetlerini kullanmaz. Brzezinsky’nin dediği gibi, “Kurumsal olarak NATO tarafından temsil edilen Atlantik Paktı, Avrupa'nın en üretken ve etkili devletlerini Amerika' ya bağlar, böylece Amerika Birleşik Devletleri'ni Avrupa içi ilişkilerde bile temel bir katılımcı yapar… Amerikan sisteminin bir parçası olan küresel özelleşmiş organizasyonlar ağı, özellikle "uluslararası" mali kurumlar göz önüne alınmalıdır. Uluslararası Para Fonu(IMF)'nun ve Dünya Bankası'nın "küresel" yararları gözettiği söylenebilir ve seçmenlerinin dünya olduğu yorumu yapılabilir. Ancak gerçekte ağırlıklı olarak Amerika'nın etkisi altındadırlar ve kökenleri özellikle 1944 yılındaki Bretton Woods Konferansı'nda bulunabilir.[15]
 
Askeri saldırıyla Hitler Almanya’sının yapamadığını bu dönem Amerika NATO ortaklığı düşük yoğunluklu çatışmalarla ve bölgedeki liderlere verilen rüşvetlerle başarıyor görünmektedir. Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası finans kuruluşları bu bölgedeki ABD/NATO girişimlerini ekonomik açıdan desteklemektedir.
 
Sırasıyla ABD ve ortakları başarılı bir şekilde, Yugoslavya’nın seçimle iktidara gelmiş iktidarını devirdiler, Gurcistan’i ve Ukrayna’yı kolinize ettiler ve Estonya'yi, Litvanya'yi, Latviya'yi NATO'nun üyesi yaparak Rusya'ya güvenlik açısından Baltık bölgesinde büyük bir tehdit alanı oluşturdular. NATO’nun yeni üyesi olan bu devletler de korku eskiye dayanan anti-Rus bir gelenek mevcuttur.[16]
 
Irak; ABD'nin Soğuk Savaş sonrasına yönelik benimsediği ve uygulamak istediği genel bir stratejinin küçük bir parçasıdır. Avrasya'ya odaklanmış olan bu genel strateji; pazar ve piyasa etkinliğine ve doğal kaynak egemenliğine dayalı işlemektedir.
 
Bu bütünün içinde Irak, Afganistan sonrasında atılan ama bu defa daha büyük olan bir adımdır. Bu biçimiyle Irak'ın stratejisinin geleceği için, bir model, bir laboratuar işlevi taşıması hedeflenmektedir. Bölgede uzun süreli kalıcı ve egemen bir ABD pozisyonuna göre şekillendirilen hegemonya stratejisinin başka ülkeleri de kapsaması beklenmektedir ve şimdiden işaretleri oluşmaktadır. [17]
 
Bu noktada, Afganistan sonrası Orta Asya’ya yerleşen ABD açısından Fergana, ABD’nin bölgede kalma sürecini artırma ve bölgesel güvenlik teşkilatının varlığı açısından büyük bir öneme sahip olup, stratejik açıdan da vazgeçilemeyecek bir konumdadır. Tommy Franks ve diğer ABD’li yetkililerin yaptığı açıklamalar ve bölgede Amerikan kuvvetleriyle birlikte özellikle Kerimov rejimine bir tehdit oluşturan Özbekistan İslami Hareketi (IMU), Hizb–u tahrir vb. terör örgütleriyle mücadele için hazırlıklara başlanmış olması, bir süre sonra operasyonun buraya kaydırılmasını ve ABD’nin bu stratejik bölgeye yerleşmesini gündeme getirmektedir.[18]
Emekli Tüğgeneral Nejat Eslen’e göre, ABD'nin, Afganistan ve Irak 'ta giriştiği askeri harekât ile konvansiyonel askeri gücünün doruk noktasına eriştiği ve konvansiyonel askeri yeteneklerle Avrasya'da yeni girişimlerde bulunma yeteneğini büyük ölçüde kaybettiği gözlemlenmektedir.[19]
 
Brzenzki’ye göre ABD’nin en büyük ortağı Avrupa’dır: “Avrupa, Amerika'nın desteklediği daha büyük bir Avrasya güvenlik ve işbirliği yapısının ana direklerinden biri olabilir. Ama her şeyden önce Avrupa Amerika'nın Avrasya'daki temel jeopolitik direnek noktasıdır. Amerika'nın Avrupa'daki jeostratejik çıkarları çok büyüktür. Amerika'nın Japonya'yla olan bağlantılarının tersine, Atlantik ittifakı Amerika'nın siyasi etkisini ve askeri gücünü doğrudan Avrasya anakarasına yerleştirmektedir.[20]
 
Ancak, Almanya ve Fransa tarafından ABD’nin “asimetrik savaş” hakkı “asimetrik bir tehdit” olarak görüldüğü söylenebilir. Nitekim Almanya Başbakanı Schröder’in şu sözleri sorunun yönünü belirlemektedir. “Artık koruyucu bir güç istemiyoruz. Eşit ilişki istiyoruz. Eğer ortaksak, ortaklar farklı görüşlerde olabilirler ve bunu da karşılıklı olarak kabul etmek durumundadırlar”. Kanada Başbakanı’nın “Rejimleri değiştirmeye başlarsak nerede duracağız? Buna kim karar verecek? Bugün Saddam, yarın kim? Önceliği kim belirleyecek?” sözlerinde altını çizdiğimiz sorular hiç kuşku yok ki, büyük çoğunluğun zihnini meşgul etmektedir.[21]
 
Brzezinski’ye göre ABD Avrasya’nın tamamına hâkim olabilecek bir güce erişmiştir. “Amerika Birleşik Devletleri'nin, Avrasya'nın tümü için bütünleşmiş, kapsamlı ve uzun vadeli bir jeostrateji oluşturmasının ve uygulamasının zamanı gelmiştir. Bu gereklilik iki temel gerçekliğin karşılıklı etkileşiminden ortaya çıkmaktadır: Amerika şimdi tek süper güçtür ve Avrasya da yerkürenin merkez arenasıdır. Bundan dolayı, Avrasya kıtasındaki güç dağılımında olanlar, Amerika'nın küresel üstünlüğü ve tarihi mirası için şüphesiz ki önemli olacaktır… Önemli hiçbir Avrasya sorunu Amerika'nın katılımı olmaksızın ya da Amerika'nın çıkarlarının tersine çözülemez.[22]
 
Ancak, Asya’daki kuvvet dengesi değişmeye başlamıştır. Bu değişim, yeni ihtilaflara ve ittifaklara yol açabilecek bir potansiyeli de beraberinde taşımaktadır. ABD açısından bu yeni dünya düzeninde, Rusya Federasyonu’nu dikkate almak artık bir zorunluluk haline gelmiştir.[23] Brzezinski’ye göre Rusya ABD’ye güç projeksiyonu sergilemeyecek kudrette değildir: “Amerika için Rusya, ortağı olmak için fazla zayıf, hastası olmak için de fazla güçlüdür.[24]Ona göre ABD için en büyük tehdit Rusya-Çin-İran koalisyonudur:” Potansiyel olarak en tehlikeli senaryo Çin, Rusya ve belki de İran’ın büyük koalisyonudur. Bu "hegemonya-karşıtı" koalisyon ideoloji ile değil, birbirini tamamlayan yakınmalarla olacaktır. Bu, büyüklüğü ve karşı çıkışın faaliyet alanı açısından bir zamanların Çin-Sovyet bloğunu andırabilir, ancak bu kez Çin önder, Rusya takipçi olacaktır. Böyle bir ihtimal ne kadar küçük de olsa, bu koalisyonu önlemek, ABD'nin Avrasya'nın batı, doğu ve güney bölgelerinde jeostratejik becerilerini eşzamanlı olarak kullanmasını gerektirecektir.”[25]
 
Rusya ise, ABD ile ters düşmeme, Taliban sonrası Afgan yönetimler ile iyi ilişkiler ve yakınlaşma, Orta Asya ülkeleri üzerindeki etkisini sürdürme, Bağımsız Devletler Topluluğu sınırlarını daha iyi kontrol etme, Çeçenistan sorunu dolayısıyla maruz kaldığı iç ve dış baskıyı azaltma, NATO ile yeni perspektifler oluşturma gibi nedenlerle ABD’yle işbirliğine girmiştir. Putin, bu krizden Rusya’yı siyasi ve ekonomik kazanımları en fazla olan bir şekilde çıkartmak isteyen bir strateji izlemektedir. Diğer taraftan bu işbirliğinin taraflar arasındaki orta vadeli stratejik bir ilişkiden öteye gitmeyeceğinin somut işaretleri de şimdiden alınmaya başlanmıştır. Nitekim Rusya’nın ünlü savunma ve strateji uzmanlarından Pavel Felgenhauer, ABD’deki terörist saldırılar ve ardından başlayan Afganistan operasyonu sonrasındaki ilk günlerde, ABD ile Rusya arasında Taliban’a karşı oluşturulan “ittifak” görüntüsünü, II. Dünya Savaşı sırasında 1941–1945 ABD ile Sovyetler Birliği arasında kurulan “geçici bir ittifak”a benzetmekteydi.
 
Diğer taraftan ise, her ne kadar Rusya ile Çin arasındaki ilişkiler çelişki ve ihtilaflarla dolu olsa da, her iki ülkenin de müşterek bir noktada her an anlaşmaya hazır oldukları da göz ardı edilmemelidir. Özellikle, Moskova’nın NATO’nun doğuya doğru genişlemesine karşı en başından beri Çin kartını oynaması ve arka bahçesine ABD’nin girmeye çalışması karşısında Çin’le zoraki bir işbirliği süreci içerisine girmesi bunun somut birer örneği olmuştur. Eğer, ABD Asya’da tek taraflı olarak hareket eder ve tek yanlı oynarsa, bir Rus–Çin uzlaşmasını tahrik etmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunun sonucunda ABD’nin karşısına Çin, Rusya ve belki de İran’ın oluşturacağı “anti hegemonyacı” ve yalnızca ideoloji aracılığıyla değil, fakat birbirini tamamlayan ıstıraplarla birleşmiş büyük bir koalisyon çıkabilir.[26]
 
ABD'nin bölgedeki bu tip faaliyetlerine cevap olarak Çin, kendi bölgesinde gaz ve petrol geçişini sağlayacak olan hatlar inşa etmekte ve Rusya'yla birlikte Merkez Asya’yı içeren Pan-Asya enerji koridorunu kurmaya çalışmaktadır. Ayrıca bu bölgede Çin’i, Rusya’yı, Özbekistan’ı, Kırgızistan’ı, Kazakistan’ı ve Tacikistan’ı kapsayan Sangay İşbirliği Örgütü adında bir organizasyon kurulmuştur. Bu örgüt Birleşmiş Milletler ilkelerine göre kurulmuş olup ilkelerini bu birliğe bağlı ülkelerin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve istikrarını sağlamak olarak belirlemiştir.
 
Temmuz 2001'de Rusya ve Çin bölgedeki Batı yayılmacılığına birlikte karsı koymak amacıyla bir anlaşma imzaladılar. Rusya kendi savunma sistemini güçlendirmek ve yenilemek için yeni kuşak füze sistemleri üzerinde yoğun bir şekilde çalışmaktadır. Putin’in teklifiyle bu bölgede Rusya, Çin ve Hindistan merkezli bir eksen oluşturma girişimi ortaya çıkmıştır.[27]
 
Eylül 1997'de Çin ve Kazakistan arasında imzalanan anlaşmalar ile Çin, Kazakistan'ın ikinci büyük petrol sahası olan Uzen'i ve diğer üç sahayı Kazakistan ile ortaklaşa işletme hakkı sağlamış ve yapımı planlanan boru hatları ile buradan Sincan'a petrol taşınması kararlaştırılmıştır. Çin Milli Petrol Şirketi, Kazak petrol şirketi Aktobemunagaz'da %60 hisseye sahiptir.[28]
 
15 Aralık 2005’te faaliyete geçen Kazakistan-Çin Petrol Boru Hattı Avrasya coğrafyasında Kazakistan, Çin ve Rusya arasındaki dayanışmayı arttırdı. Kazakistan’ın Hazar petrolünü Çin’e pompalaması ABD’yi ürküttü. Bunu ardından Özbekistan Devlet Başkanı İslâm Kerimov, Andican olaylarından sonra ABD’nin, 11 Eylül 2001’den beri askeri üs olarak kullandığı Karşı-Hanâbâd üssünü boşaltmasını istedi. Rusya Ekim 2004’te Rusya başkent Düşanbe yakınlarında uzun vadeli bir askeri üs tesisi için Tacikistan’la anlaştı. 2004 sonlarında İran Çin ile 70 Milyar Dolarlık bir petrol anlaşması yaptı. ABD’nin Avrasya coğrafyasında denediği “renkli devrimler” bölgede İran-Rusya-Çin işbirliğini pekiştirdi.[29]
 
Putin 2005 başlarında yaptığı bir açıklamada bu Rusya – Çin - Hindistan işbirliğinin dünya güvenliğine büyük katkı yapacağını söyledi. Üç ülkenin lideri 2 Haziran’da Vladivostok’da ani bir zirve yaptı. Buradan çıkan sonuç ise daha ziyade ekonomik işbirliğinin arttırılması oldu.[30]
 
Bu gelişim, Avrasya’nın büyük jeostratejik oyuncuları Çin ve Rusya tarafından da gözlenmekte olup Şangay İşbirliği Örgütü içinde lider konumunda olan bu ülkeler, Avrasya satranç tahtasında yeni hamlelerle, ABD'nin girişimlerini dengeleme ve engelleme istikametinde kendi girişimlerini başlatmış bulunmaktadır. 5 Temmuz 2005 tarihinde Şangay İşbirliği Örgütü'nün Hindistan, Pakistan ve İran’ı gözlemci statüsü ile içine alarak daha da güçlenmesi ile birlikte ABD'ne karşı ilk ciddi inisiyatif başlatılmış, aynı tarihte ABD'nin Orta Asya'daki üslerini boşaltması istenmiştir. Ağustos-Eylül 2005'te Rusya ve Çin, Çin topraklarında gerçekleşen geniş çaplı askeri tatbikat ise ABD'ye karşı bir güç gösterisine dönüşmüştür. 8 Ağustos tarihinde İran’ın Isfahan'daki tesislerinde uranyum zenginleştirme faaliyetini yeniden başlattığını açıklaması, bu ülkenin ABD'ne karşı meydan okuma anlamını taşımaktadır.[31]
 
Petrol zengini Kazakistan, ABD tarafından çok kilit bir öneme sahiptir. Amerikan şirketleri bu bölgeden dünya pazarlarına petrol ihracına yönelmek istemektedirler. Doğu’dan Batı’ya petrol ihraç etmek isteyen ABD bu amacına engel gördüğü Rusya ile İran’a mesajlar yollamakta Avrasya bölgesini kendi kontrolü altında tutmaya çalışmaktadır.[32]
 
Yugoslavya’nın NATO tarafından bombalanmasından sonra birçok Kazak lideri ayni durumun bölgedeki bağımsız devletlerin de basına gelebileceği endişesini taşımaktadır. Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, Ukrayna'da ABD'nin tezgâhladığı "turuncu devrim"den ve Gürcistan’ın da benzer şekilde kolonileştirilmesinden korkmaktadırlar. 6 Ocak 2005'te Interfax'in bildirdiği bir habere göre, Kazakistan Mahkemesi “Kazakistan’ın Demokratik Tercihi Partisi'ni kapatmıştır. Bu partinin Gürcistan ve Ukrayna tarzı bir ayaklanmayla iktidara karsı bir muhalefet hareketi başlatacağından şüphelenilmiştir. Konsey ayni zamanda halen Kazakistan'da faaliyetlerde bulunan ve George Soros tarafından finanse edilen PORA adli bir sivil toplum örgütünü ele almaktadır. Bu organizasyon, Yugoslavya’da iktidarın devrilmesinde çok önemli bir rol oynayan ve George Soros tarafından finanse edilen OTPOR örgütüyle paralel nitelikte faaliyetlerde bulunmaktadır.[33]
 
Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, 14 Haziran 2005’te yaptığı bir açıklamada, Orta Asya'ya Batı tipi bir demokrasinin ithal edilmesinin ve bunun hızla uygulanmaya çalışılmasının bölgedeki istikrarı bozacağının altını çizdi. Demokrasinin bir kültür süreci olduğunu belirten Nazarbayev, "Kazaklar demokrasiye halen hazır değil, öncelikle ekonomik birlik ve refah sağlanmalıdır" mesajını verdi.[34]
 
2005’in ikinci yarısı Moskova ve Washington arasındaki ilişkileri geren bir takım gelişmeye sahne oldu. 2004 sonundaki Ukrayna başkanlık seçimlerini takiben, Rusya, Amerika’nın Eski Sovyet Cumhuriyet’lerdeki yönetimleri Amerikan yönetimine daha yakın isimlerle değiştirmek için büyük bir kampanyaya giriştiğini düşünmeye ve hatta bunu resmi ağızlardan dile getirmeye başladı. 2005 Martında Kırgızistan’da Akayev yönetimi, bir halk hareketiyle devrilince, Moskova’da gerek siyasi ve medya analistleri gerekse resmi yetkililer, bu devrimin, Amerika’nın ilerde Rusya’da yapmayı düşündüğü devrimin bir provası olduğunu, Kırgızistan’daki NGO’ların bu devrimin meydana gelmesinde baş aktörler olduğunu ifade ettiler.
 
Aynı günlerde gerçekleşen bir başka önemli gelişme ise Ukrayna Devlet Başkanı Yushcenko’nun Washington ziyaretiydi. Washington’da kırmızı halılarla karşılanan Yushcenko, Amerika’nın sadece en yakın müttefiklerine yaptığı bir jest olarak, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin ortak oturumunda konuştu. Ukrayna’nın Amerikan etkisine girmesi Rusya için en büyük hayal kırıklığı oldu.
 
Rusya’nın Amerika’ya olan kızgınlığı Nisan 2005 başlarında Savunma Bakanı Rumsfeld’in, Azeri hükümetiyle, Azerbaycan’da en az bir Amerikan üssü kurmak üzere görüşmelerde bulunmak üzere yaptığı ani Bakü ziyaretiyle bir kez daha arttı. Bu niyet daha sonra Amerikan’nın Avrupa’daki birliklerinin komutanı olan Orgeneral James Jones’un, Amerika’nın Azerbaycan’da üsler ve özel birlikler eğitim merkezi kurmayı planladığını, açıklamasıyla teyit edilmiş oldu.[35]
 
Mayıs 2005 ortalarında Özbekistan’ının Andican kentinde çıkan ve batılı haber ajansı ve gözlemcilere göre yaklaşık 750-800 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar, Amerika ile Rusya’yı bir kez daha karşı karşıya getirdi. Ruslar, Ukrayna ve Kırgızistan’da olduğu gibi burada da olayların arkasında Amerika’nın doğrudan veya dolaylı olarak yer aldığını açıkladılar. Amerikan ve Batı yönetimlerinin, Kerimov yönetimini olaylardaki can kaybı konusunda sert bir dille eleştirip, bağımsız uluslararası bir soruşturma açılması konusundaki ısrarları, Kerimov’u Rusya’ya yaklaştırdı. Özbek – Rus ilişkileri 90’lar boyunca genelde olumsuz bir seyir izlemişti ancak Kerimov Rusya’yı artık yönetimini koruyabilmek, bölgedeki Amerikan varlığını dengelemek için önemli bir unsur olarak görmeye başladı.[36]
 
Mayıs ayındaki Andican olayları ve arkasından ABD ve Avrupa Birliği’nden gelen tepkiler Özbekistan yönetimini politika değişikliği yapmaya zorladı. 11 Eylül saldırılarından hemen sonra ABD’ye üslerini açtığını duyuran İslam Kerimov’un amacı iktidarını tehdit eden radikal İslami akımlara karşı daha etkin mücadele edebilmekti. Zira NATO’nun Afganistan operasyonunda hedef aldığı Taliban rejimi ile, Kerimov hükümetine muhalefet eden Hizb-ut Tahrir gibi guruplar temelde benzer düşünce tarzına sahip yapılardı. Kerimov, ABD’ye üslerini açarak hem uluslar arası toplumla beraber hareket edip meşruiyetini perçinlemek istedi hem de iktidarını tehdit eden guruplara karşı ABD ve NATO desteğini arkasına alarak koltuğunu sağlamlaştırmayı amaçladı. Ne var ki, evdeki hesap çarşıya uymadı ve Mayıs ayında Andican’da kendilerine Ekremi denen ve radikalizme pek de yakın olmayan bir gurubun isyanı çok sert bir şekilde bastırıldı. Uluslar arası gözlemciler yaklaşık 500 kişinin öldüğünü duyurdular. Kerimov arkasındaki batı desteğini kaybetmemek için “radikal İslam’a” karşı sert bir müdahalede bulunduğunu söylese de bu kimseye pek inandırıcı gelmedi. Sonuç olarak ABD ve AB ülkeleri Kerimov’un uluslar arası mahkemelerde yargılanmasını istedi. Avrupa Birliği daha da ileri giderek katliamdan sorumlu tuttuğu 12 kişiye vize vermeyeceğini açıkladı.
 
2001 yılının Eylül ayında arkasına aldığı desteği kaybeden Kerimov derhal yönünü Avrasya’ya çevirdi. Önce Çin’i ziyaret etti. Hemen ardından Şangay İşbirliği Örgütü toplantısına katıldı ve burada ihtiyacı olan destek ve morali buldu. Temmuz ayının sonuna doğru ABD’ye Karshi Hanabad üssünü boşaltması için 6 ayı olduğunu ve NATO’ya Almanya denetimindeki Termez üssünü boşaltması gerektiğini söylediğinde ise bu tam bir şoktu. İkinci şok ise 14 Kasım günü geldi ve Özbekistan Rusya ile askeri alan ve malzeme değişimi hakkını içeren bir işbirliği anlaşması imzaladı.  Rusya Özbekistan’ın yeni müttefikiydi ve Kerimov iktidarına ihtiyacı olan desteği fazlasıyla sağlıyordu.
 
İplerin daha da gerileceğini, tansiyonun ve kutuplaşmanın daha da artacağını beklerken, Özbekistan ve Almanya Termez üssünün kalması için beklenmedik bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşmayı değerlendirirken sahnedeki görünmeyen aktörü de hesaba katmalıyız.
 
Rusya ile Orta Asya devletlerinin yaptığı anlaşmaların bir eşitler ilişkisi içinde sürmeyeceğini ve Rusya’nın taraf olduğu anlaşmalara imza atmanın bu ülkenin yörüngesine girmek olduğu gerçeğini Orta Asya devletleri yaşadıkları Sovyetler Birliği tecrübesinden dolayı çok iyi bilirler. Bu noktada Özbekistan’ın Almanya’yla vardığı anlaşmayı Rusya’dan habersiz yaptığını düşünmek yanlış olur.  Almanya da böyle bir anlaşma için asıl muhatabının Kerimov yönetimi olmadığının farkındadır. Nitekim  Putin ve Alman Ekonomi Bakanı Michael Glos bir araya gelerek, Rus-Alman Baltık Denizi boru hattı projesi gündeme getirdiler. Bu projeye göre 1200 km uzunluğundaki bu hat ile, Almanya ve Avrupa Rus gazını doğrudan bir hat üzerinden temin edebilecek.[37]
 
Rusya’nın doğal gaz ihraç ettiği yolların 3/4'u Ukrayna'dan geçmektedir. Kiev’den gecen Dniepr Nehri Rusya ile Beyaz Rusya arasındaki taşımacılıkta kilit bir noktadır. Rusya’nın Karadeniz'deki donanması Ukrayna’nın Kırım sularındaki Sivastopol’de konumlanmıştır. Eğer Ukrayna NATO üyesi olursa, NATO ittifakı Rusya'ya sadece 1000 millik bir uzaklıkta olacaktır. Ukrayna’nın NATO üyeliğinin iki yıl içerisinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu üyeliğin geçekleşmesiyle birlikte Rusya doğal gazların taşınması konusunda çok büyük bir problemle karsılaşacaktır. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) başkanı Vladimir Rushailo, yabancı sermayenin BDT ülkelerinde politik manipülasyonlara yol açtığını, basta Rusya olmak üzere topluluğa bağlı öteki ülkeler üzerinde önemli tehlikeler oluşturduğunu söylemiştir.
 
BDT, Bakû-Tiflis-Erzurum boru hattı gibi, Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattını inşa etti. Amerika’nın göz önünde bulundurduğu Kafkas taşıma rotası Bakû’deki Kafkas limanından Gürcistan’a, oradan da Ceyhan üzerinden Akdeniz'e ulaşan hattır.[38]
 
Amerika’nın bölgeye yönelik politikasını üzerine inşa ettiği esaslar başlıca şunlardır:
 

1. Enerji kaynakları üzerindeki gücünü arttırmak.

2. Hazar Petrollerinin serbest akışını sağlamak,

3. Enerji dağıtımı için Rusya’dan geçmeyen çoklu boru hatlarını desteklemek,

4. Bölgeye yatırım yapan Amerikan firmalarını desteklemek ve bu yatırımların garanti altına alınmasını sağlayacak siyasi istikrarı sağlamak,

5.  İran’a uygulanan tecrit politikasına devam etmek ve bölgede Rusya-Çin etkinliğini kırmak.[39]

 
"Kuzey hattı"nda askeri üslerin dışında yürütülen "sivil" darbeler, ABD'nin geliştirebildiği en mükemmel senaryoydu. Belarus'ta başarısız oldu. Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'da başarıya ulaştı. Veya öyle sanıldı. Renkli devrimlerin üzerinden bir yıl geçmeden ABD'nin kurduğu sistemler çatlamaya, oluşturduğu iktidar elitleri yozlaşmaya ve çökmeye başladı.
Ukrayna'da, 'Turuncu Devrim'den 15 ay sonra yapılan seçimlerde, "ABD'nin adamı" Viktor Yuşçenko hezimete uğradı, ancak üçüncü olabildi. Rusya yanlısı muhalefet lideri Viktor Yanukoviç birinci oldu. Kadife Devrim efsanesi başlamadan bitti.
 
Gürcistan'da ABD parası ve desteğiyle iktidara gelen, Kırgızistan'da ise sokak çatışmalarıyla oluşturulan yönetimler hiç de iyi durumda değil. Bu ülkelerin "garnizon ülke" olmaktan başka seçeneği yok. Hepsi, ABD askeri ve istihbaratının operasyon karargâhı ve gizli işkence merkezleri olma kaderiyle yüz yüze...[40]
 
Avrasya jeopolitiğinde ABD’nin, ülkelerinden birisi de İran. ABD'nin Iran ile ilgili çıkarları, kendisinin doğrudan güvenliğinden çok bu ülkenin rejim yapısı, İsrail’in güvenliği, bölgesel güvenlik dengeleri, İran’ın radikal gruplara sağladığı destek, küresel enerji güvenliği içinde İran’ın enerji kaynakları, Çin, Rusya ve Hindistan ile ilişkileri, jeopolitik konumu ve jeostratejik yetenekleri ile ilgilidir. İran’ın meydan okumalarını aşamamış bir ABD'nin Avrasya'da gelecekteki girişimleri içinde psikolojik etkileme yeteneğini sürdürmesi ise mümkün görülmemektedir. Iran, hem ABD'nin öncelikli ve vazgeçilmez hedefini, hem de psikolojik ve 'jeostratejik kırılma noktası'nı oluşturmaktadır. İran’ın sadece nükleer tesislerini hedefleyen bir askeri müdahale ile (bu girişim nükleer silahlarla yapılan bir önleyici darbe olsa bile) ABD'nin çıkarlarının tamamını gerçekleştirmesi ise mümkün değildir. ABD'nin tüm çıkarlarının gerçekleşmesi ancak İran’da rejim değişikliği ile mümkün olabilmektedir. Bu gerçek, İran’daki yönetimin, ABD'nin Iran ile ilgili gayretlerinin 'ağırlık merkezi'ni oluşturduğu anlamına da gelmektedir. Bugüne kadar ciddi bir başarı sağlamış olmasa bile ABD'nin farklı etnik yapılar üzerindeki girişimler ile rejim değişikliği gayretlerini sürdürmekte olduğu bilinmektedir.
 
Rejim değişikliğini askeri güçle gerçekleştirmesi ise zor bir ihtimal gibi görünmektedir; çünkü Iran coğrafyasının büyüklüğü ve İran’ın askeri yetenekleri, ABD'nin bu ülkeye müdahale seçeneklerini zora sokmaktadır. Ayrıca, Irak'taki girişimin uzaması nedeni ile ABD kamuoyunda gelişmekte olan savaş karşıtlığı da ABD'nin İran’a karşı askeri seçeneğini zorlaştırmaktadır.[41]
 
Amerika, Türk Boğazlarından geçiş rejimini düzenleyen 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni -ABD’nin önde gelen neo-con stratejistlerinden biri olan Bruce Pitcairn Jackson’ın ifadesiyle-“zamanını doldurmuş” buluyor ve değiştirilmesini istiyor.1 Montrö Sözleşmesi Karadeniz'de bulundurulabilecek bölge dışı ülkelerin savaş gemilerini toplam tonaj olarak 45 binle; zaman olarak 21 günle sınırlıyor. Uçak gemilerinin geçişi ise bütünüyle yasaktır. Dolayısıyla Montrö Sözleşmesi yürürlükte kaldığı müddetçe ABD’nin NATO Aktif Çaba Operasyonunu Karadeniz’de etkin hale getirmesinin önü kapalıdır.[42]
ABD’nin Avrasya stratejilerinde Türkiye bugünkü sınırlarıyla mevcut değildir. ABD ordusundan emekli Yarbay Ralph Peters’in 10 Temmuz 2006 da çıkan, “Mücadeleyi Asla Terk Etme” başlıklı kitabının önemli bir parçası olan yeni Ortadoğu haritasında Türkiye’nin doğu ve güneydoğu topraklarının büyük bir kısmı sözde Kürdistan toprakları içerisinde gösterilmiştir. Peters sıradan bir Amerikan subayı değildir. Yarbay Peters’in son olarak İstihbarat Başkan Yardımcısı olarak ABD Savunma Bakanlığında görevlendirilmiş olduğunu ve Pentagon’un ileri gelen askeri yayınlarında strateji ve ABD dış politikası konusunda çeşitli yazıları olan bir otorite sayıldığını hatırlatmalıyız.
 
Yarbay Ralph Peters’in haritası Türkiye’de hiddetli tepkilere yol açtı. 15 Eylül 2006’da Türkiye’de yayınlanan basın açıklamalarına göre, bu harita, NATO’nun İtalya’nın Roma kentindeki askerî akademisinde sergilenmişti. Türk subaylarının haritadaki bölünmüş Türkiye’ye derhal büyük bir hiddetle tepki gösterdikleri belirtildi. Ancak, Roma’da sergilenmeden önce bu harita, ABD Milli Savaş Akademisi tarafından bir şekilde onaylanmıştı.
 
Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice, bir basın toplantısında İsrail saldırısıyla Lübnan’ın perişan oluşu ile ilgili olarak, “Yeni Ortadoğu’nun gelişme, doğuş sancılarıdır. Bizim, Yeni Ortadoğu için çabaladığımızdan, eski Ortadoğu’ya dönmeyeceğimizden emin olmamız gerekir” açıklamasını yaptı.[43] Rice’ın açıklaması ABD hükümetinin de Yarbay Peters gibi düşündüğünü göstermektedir.
 
Ümit Özdağ’a göre nasıl bölge 1990’lar boyunca “fiili bir Kürt varlığına” alıştırıldı ise 2000’lerde de “federe bir Kürt devletine” alıştırılacak, bağımsız Kürt devleti ise 2010’lar da kurulacaktır. Hedef budur.[44]
 
SONUÇ
 
Görüldüğü gibi Avrasya jeopolitiğine Rusya “Neo-Avrasyacılık” stratejisi ile hâkim olmayı düşünürken, ABD de “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” ve “Genişletilmiş Karadeniz Projesi” ile hükmetmeyi düşünmektedir. Her ikisinin de hedefinde büyük bir çoğunluğu Türk ve Müslüman toplumların topraklarında bulunan zengin enerji kaynakları vardır. Geçtiğimiz yüzyılın insanlara soğuk gelen “emperyalizm” kavramı isim değiştirmiş, “globalizm” adı ile aynı işlevlerini yerine getirmektedir.
 
Önümüzdeki sayıda Avrasya jeopolitiğinde Avrupalı devletlerin stratejilerini incelerken, Türkiye’nin Avrasya jeopolitiğinin ne olması gerektiğini ele alacağız.
 
KAYNAKÇA:
 
A. Kitaplar:
 
ABD BÜLTENİ (31 Mart-7 Nisan 2006), Boğaziçi Üniversitesi – TÜSİAD Dış Politika Forumu
BRZEZINSKI, Zbigniew, “Büyük Satranç Tahtası”, İnkılâp Yn., İstanbul 2005
ÇAKMAK, Haydar - “1989’dan Günümüze Gürcistan”, Karadeniz Teknik Üniversitesi Kafkasya Ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama Ve Araştırma Merkezi Merkez Yayın No: 1998/2, Trabzon 1998
DEMİR, Ali Faik – “Türk Dış Politikası Perspektifinden Kafkasya”, Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2003
KAKINÇ, Halit – “Destansı Kuramcı Sultan Galiyev”, Bulut Yn., İst. 2004
ÖĞÜTÇÜ, Mehmet,.”Yükselen Asya”, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara 1998
QASIMOV, A. E. - "Cəza-İcra Hüququ Tarixi", “Önsöz – C. KQasımov”, Bakı, Bakı Universiteti Nəşriyyatı, 2003
T.C. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri ve Bölge Ülkeleri ilişkileri PİK Raporu
 
B. Makaleler:
 
BAL, İdris – “21 yüzyılın eşiğinde Türk dış politikası”, Zaman, 30.01.2002
BERATLI, Nazım – “Avrasya mı? Avrasya mı?”, Yeni Düzen Gazetesi(KKTC), 28 Kasım 2005
CAN, Melih – “11 Eylül Avrasya’da küresel güç mücadelesi ve Orta Asya”, Zaman, 22.09.2002
DEMİR, Abu Şehmuz – “ABD’nin Ortadoğu Ve Avrasya Stratejisi”, http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=3936
DEMİR, Abu Şehmuz – “Doğunun Keşfi Ve İran’ın Önemi”, ARD TV. Panorama Programı (14.03.2006)
DEMİRAL, Necdet – “Büyük Ortadoğu Projesinde Kafkasya”, http://www.circassiancanada.com/tr/arastirma/0042_buyuk_ortadogu_projesinde_kafkasya.htm
ENGDAHL, F William – “China lays down gauntlet in energy war”, Asia Times, Dec 21, 2005
EROL, Mehmet Seyfettin – “Orta Asya'da Muhalefet Hareketleri ve Türkiye”, Stratejik Analiz, Ekim2005
ERŞANLI, Büşra – “Milliyetçilik Teorileri -Avrasya'da Siyaset ve İlişkiler”, Türkiye Günlüğü, Sayı: 50. Mart-Nisan 1998
ESLEN, Nejat – “ABD’nin Vazgeçilmez Hedefi ve Jeostratejik Kırılma Noktası İran”, Global Strateji, 2005, Yıl 1, Sayı 1
FOERSTEL, Lenora – “Surrounding Russia”, Global Research, February 23, 2005
GAZİGİL, Orhan – “Rusya’da Avrasyacılık Düşüncesi Ve Yeni Alternatif Arayışları”, Avrasya Etütleri (TİKA), Yıl12, Sayı 27-28 (2005)
GENÇTÜRK, Ahmet – “Amerikan Rus İlişkilerinde Yol Ayrımı”, http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.ASP?Icerik=332
HACISALİHOĞLU, Yaşar – “Iraktan Avrasya Jeopolitiğine Yansıyanlar ve Türkiye”, Jeopolitik Dergisi, Sayı 5
HACISALİHOĞLU, Yaşar – “Topyekün kurtuluş stratejisi gerekiyor”, Yeniçağ, 21/04/2003
HUNTINGTON , Samuel P. -  "Why International Primacy Matters," International Security (Bahar 1993): 83
HÜSEYİNOVA, Kəmalə - “1905-1906-cı illərdə Qarabağ’da Türk-Müsəlman soykırımı”, Azad Qarabağ, 29/09/2006
KARAGÜL, İbrahim – “Kadife Devrimin çöküşü ve Avrasya krizler kuşağı”, http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5045
KULOĞLU, Armağan – “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi”, 08/06/2006, http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.ASP?Icerik=551
MATTHEW, Schmidt – “Is Putin Pursuing a Policy of Eurasianism?”, Demokratizatsiya,  Winter 2005
ÖĞÜT, Kaan – “Avrasya Jeopolitiğinde Yeni Yapılanma ve Mustafa Kemal'in Avrasya Düşüncesi”, http://www.kemalist.org/showthread.php?s=aac6f7d9fe369457b0e7fb3e902b9931&t=300
ÖZDAĞ, Ümit – “Rusya’nın yeni stratejisi ve Türkiye 1”, Yeniçağ 11.01.2007
ÖZDAĞ, Ümit – “Türk-Amerikan İlişkileri 1”, Yeniçağ, 22.11.2006
ÖZDAĞ, Ümit – “Karadeniz’de çatışan stratejiler mi?”, Yeniçağ, 26.12.2006
ÖZPEK, Burak Bilgehan – “Avrasya’da Gizli Özne Dönemi”, http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.ASP?Icerik=352
PURTAŞ, Fuat – “Hazar Bölgesinde Rekabetin Yeni Boyutu: Silahlanma Yarışı”, 1 Ekim 2004, http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=32&yazi=21
SƏDRƏDDİN, S. – “Səfirin mövqeyi ilə "Panarmenian"ınkı üst-üstə düşür”, Ayna Gazetesi, 24/03/2006
“The Future of Democracy in Black Sea Region”, Testimony of Bruce Pitcairn Jackson Before the Commitee on Foreign Relations Sub Commitee on European Affairs, 8 March 2005. www.esiweb.org/pdf/esi_turkey_tpq_id_27.pdf
ULUENGİN, Hadi – “Avrasya Gargarası”, Hürriyet, 23 Aralık 1998
 

DEVAM EDECEK


[1] DEMİR, Abu Şehmuz – “Doğunun Keşfi Ve İran’ın Önemi”, ARD TV. Panorama Programı (14.03.2006)

[2] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 13

[3] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 18

[4] DEMİR, Abu Şehmuz – “Doğunun Keşfi Ve İran’ın Önemi”, ARD TV. Panorama Programı (14.03.2006)

[5] ÖZDAĞ, Ümit – “Türk-Amerikan İlişkileri 1”, Yeniçağ, 22.11.2006

[6] KULOĞLU, Armağan – “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi”, 08/06/2006, http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.ASP?Icerik=551

[7] ABD BÜLTENİ (31 Mart-7 Nisan 2006), Boğaziçi Üniversitesi – TÜSİAD Dış Politika Forumu

[8] ÖZDAĞ, Ümit – “Karadeniz’de çatışan stratejiler mi?”, Yeniçağ, 26.12.2006

[9] ABD BÜLTENİ (31 Mart-7 Nisan 2006), Boğaziçi Üniversitesi – TÜSİAD Dış Politika Forumu

[10] DEMİR, Ali Faik – “Türk Dış Politikası Perspektifinden Kafkasya”, Bağlam Yayıncılık, İstanbul, 2003, s.254

[11] HUNTINGTON , Samuel P. -  "Why International Primacy Matters," International Security (Bahar 1993): 83.

[12] HACISALİHOĞLU, Yaşar – “Topyekün kurtuluş stratejisi gerekiyor”, Yeniçağ, 21/04/2003

[13] DEMİRAL, Necdet – “Büyük Ortadoğu Projesinde Kafkasya”, http://www.circassiancanada.com/tr/arastirma/0042_buyuk_ortadogu_projesinde_kafkasya.htm

[14] KARAGÜL, İbrahim – “Kadife Devrimin çöküşü ve Avrasya krizler kuşağı”, http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5045

[15] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 47-48

[16] FOERSTEL, Lenora – “Surrounding Russia”, Global Research, February 23, 2005

[17] HACISALİHOĞLU, Doç. Dr. Yaşar – “Topyekün kurtuluş stratejisi gerekiyor”, Yeniçağ, 20/04/2003

[18] CAN, Melih – “a.g.y.”

[19] ESLEN, Nejat – “ABD’nin Vazgeçilmez Hedefi ve Jeostratejik Kırılma Noktası İran”, Global Strateji, 2005, Yıl 1, Sayı 1, s.81

[20] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 89

[21] HACISALİHOĞLU, Yaşar – “Iraktan Avrasya Jeopolitiğine Yansıyanlar ve Türkiye”, Jeopolitik Dergisi, Sayı 5

[22] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 265

[23] CAN, Melih – “11 Eylül Avrasya’da küresel güç mücadelesi ve Orta Asya”, Zaman, 22.09.2002

[24] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 167

[25] BRZEZINSKI, Zbigniew, “a.g.e.”, s. 83

[26] CAN, Melih – “a.g.y.”

[27] FOERSTEL, Lenora – “a.g.y.”

[28] T.C. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri ve Bölge Ülkeleri ilişkileri PİK Raporu, s.66

[29] ENGDAHL, F William – “China lays down gauntlet in energy war”, Asia Times, Dec 21, 2005

[30] GENÇTÜRK, Ahmet – “a.g.y.”

[31] ESLEN, Nejat – “ABD’nin Vazgeçilmez Hedefi ve Jeostratejik Kırılma Noktası İran”, Global Strateji, 2005, Yıl 1, Sayı 1, s.81

[32] FOERSTEL, Lenora – “a.g.y.”

[33] FOERSTEL, Lenora – “a.g.y.”

[34] EROL, Mehmet Seyfettin – “Orta Asya'da Muhalefet Hareketleri ve Türkiye”, Stratejik Analiz, Ekim2005, s.56

[35] GENÇTÜRK, Ahmet – “Amerikan Rus İlişkilerinde Yol Ayrımı”, http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.ASP?Icerik=332

[36] GENÇTÜRK, Ahmet – “a.g.y.”

[37] ÖZPEK, Burak Bilgehan – “Avrasya’da Gizli Özne Dönemi”, http://www.globalstrateji.org/TUR/Icerik_Detay.ASP?Icerik=352

[38] FOERSTEL, Lenora – “a.g.y.”

[39] DEMİRAL, Necdet – “Büyük Ortadoğu Projesinde Kafkasya”, http://www.circassiancanada.com/tr/arastirma/0042_buyuk_ortadogu_projesinde_kafkasya.htm

[40] KARAGÜL, İbrahim – “Kadife Devrimin çöküşü ve Avrasya krizler kuşağı”, http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5045

[41] ESLEN, Nejat – “ABD’nin Vazgeçilmez Hedefi ve Jeostratejik Kırılma Noktası İran”, Global Strateji, 2005, Yıl 1, Sayı 1, s.84-85

[42] “The Future of Democracy in Black Sea Region”, Testimony of Bruce Pitcairn Jackson Before the Commitee on Foreign Relations Sub Commitee on European Affairs, 8 March 2005. www.esiweb.org/pdf/esi_turkey_tpq_id_27.pdf

[43] NAZEMROAYA, Mahdi Darius – “Plans for Redrawing the Middle East: The Project for a “New Middle East”, Global Research, November 18, 2006

[44] ÖZDAĞ, Ümit – “Türk-Amerikan İlişkileri 1”, Yeniçağ, 22.11.2006

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.