Avrasya Jeopolitiğine Küresel Yaklaşımlar -7-

TÜRK AVRASYA JEOSTRATEJİSİ NASIL OLMALIDIR? - FERİDUN YILDIZ


TÜRK AVRASYA JEOSTRATEJİSİ NASIL OLMALIDIR?

Tarih boyunca Avrasya jeopolitiğinde en yaygın kültür Türk kültürü, bu coğrafyada en çok devlet kurmuş millet Türk milletilir. Türkiye dünyayı yöneten global güçlerin bu coğrafyada kendisine sunduğu üçüncü sınıf rolleri oynamayı bırakmalı, bu coğrafyanın senaryosunu yazmaya talip olmalıdır. Türkiye’nin Avrasya jeopolitiğinin adı ve sınırları bellidir. Türkiye’nin Avrasya jeopolitiğinin adı Turan, jeostratejisinin adı ise Türk Birliği’dir.

Bu anlamda biz ürkek davranırken Amerikalı Paul Henze, bizi daha iyi tanıyor: “Türkiye Kafkasya ülkelerine çeşitli şekillerde yardım edebilecek bir kapasiteye ve bu işte geniş çıkara sahiptir. Türkiye Kafkasya'da ikinci derece politikalar oynamamalı ve Rusya yüzünden sorumluluklarından vazgeçmemeli veya girişimde bulunmak için Avrupalıları beklememelidir. Türkiye, Avrupa ve uluslararası toplumun işbirliği içinde yapacakları bir tutarlı yapıcı girişim, Rusya'daki gerici unsurların Kafkasya'da da oluşmasını amaçlayan neo-emperyalist hedefleri sınırlandırmanın ve tesirsiz etmenin en iyi yoludur.[1]

Türkiye Avrasya jeopolitiğinde söz sahibi olabilmek için bazı radikal diplomatik ataklar yapmalıdır. Bu atakları kabaca şu şekilde sıralayabiliriz:

1.  Türkiye, her şeyden önce genel dış politika çerçevesi içerisinde kendi yerini ve ortaklarını tespit etmek zorundadır. Bu çerçevede ABD, AB ve Avrasya güçleri ile olan ilişkilerini ve dış politikasının yolunu netleştirmek zorundadır. Mevcut şartlar altında Türkiye'nin çıkarları hangi ülke ile işbirliğini kaçınılmaz kılıyorsa, Türkiye bu tercihi yapmaktan kaçınmamalıdır.[2]

 

2.  Türkiye’nin ısrarla ve bir teslimiyet psikolojisi içerisinde sürdürdüğü AB Süreci’ni yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. Dış politikasını tamamen AB’ye hoş görünmeye endeksleyen Türkiye Avrasya ülkeleri ile gerekli diplomatik ilişkileri kurmaya zaman bulamamaktadır. Bunun yanı sıra bölgede kendi stratejik hedefleri olan AB ülkeleri de böyle bir ilişkiyi istememektedirler. AB Süreci Türkiye için artık bir millî güvenlik risk faktörü haline gelmiştir. Türkiye bir an evvel AB Üyelik Sürecini tek taraflı sonlandırıp, AB ile ticari anlaşmalar temeline dayanan işbirliklerine girmelidir.


3.  ABD ile ilişkiler yeniden gözden geçirilmelidir. Bu anlamda Türkiye ezik devlet, ezik millet psikolojisinden çıkmalı, ABD’ye karşı dik bir duruş sergilemelidir. Türkiye büyük bir devlettir ve elinde ABD’nin hareket imkânlarını kısıtlayacak yeteri kadar koz vardır. 


a)  ABD ile Türkiye’yi edilgen bir durumda tutmaktan başka işe yaramayan stratejik ortaklık ilişkisine son verilmeli, NATO ortağı olarak gerekli ilişkilere girilmelidir.


b)  ABD’nin Avrasya bölgesinde kendi çıkarları için yürüttüğü terör bastırma ve demokrasi getirme sivil ve askerî operasyonlarının hiçbirine Türkiye güç vermemeli, diplomatik olarak ta desteklememelidir.


c)  ABD’nin Avrasya coğrafyasında uygulamaya koyduğu Büyük Ortadoğu Projesi'nde Türkiye ne model, ne de örnek olmamalı, projenin hiçbir yerinde yer almamalıdır.


d)  ABD’nin Türkiye’ye karşı yürüttüğü cüretkâr diplomasi ve tavırlara mütekabiliyet esasına göre karşılık verilmelidir.


e)  Türkiye coğrafyası, NATO sorumluluk alanı dışında kalan Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinde Batı çıkarlarına vaki olabilecek tehditlere, istenmeyen değişimlere müdahale için en yakın ve en uygun bir harekât platformu teşkil eder.[3] Türkiye gerekirse coğrafyasının jeopolitik değerini Batı’ya karşı silah olarak kullanabilmelidir.


4.  Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik, politik, kültürel ilişkiler çok boyutlu ve iki tarafın menfaatlerini temsil eder bir şekilde ve gerekir ise Batıya rağmen gelişmelidir. Ancak, Türkiye ile Rusya arasında potansiyel bütün ihtilaf noktaları asla akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü Moskova, Kafkasya ve Türkistan’da tekrar hâkim güç olma arzularından vazgeçmemiştir. Türkiye kısa ve orta vadede Rusya ile zaman zaman Moskova’ya rağmen dengeli bir ilişki sürdürür ise uzun vadede Moskova sadece Türkiye’nin değil, bütün Türk dünyasının dostluğuna ihtiyaç duyacaktır.[4]


5.  Avrasya merkez bölgesi Rusya'nın ve Çin’in ilgi alanı olmaktan tamamen kurtulamaz. Fakat Türkiye uzaklaştırılıp Türkistan yalnızlaştırılarak, Orta Asya ve Türk dünyası üzerinde Rusya'nın ve Çin’in tamahları tahrik edilmemelidir. Bu durum dengelerin bozulması sonucu sıcak olaylara, dünya barışının bozulmasına yol açabilir. Ayrıca Orta Asya Türklüğünü tarifsiz sıkıntılara sokar.[5]


6.  Çin ile ilişkilerde de edilgenlikten çıkıp, daha radikal ve dik politika takip edilmelidir. Bu politika Çin’den uzaklaşarak değil, karşılıklı menfaatler esasına ve Doğu Türkistan’da yaşayan soydaşlarınızın insan haklarını dikkate alarak yapılmalıdır.


7.  Türkiye bölge ülkeleri ile diplomatik ilişkilere girerken, iyi bir stratejik hesap yapmalı, bölge ülkelerinin politikada hassas oldukları noktaları iyi belirlemelidir. Bölge ülkelerinde demokrasinin tam olarak oturmadığı iyice hesaplanmalı, devlet olarak iktidarlarla ilişki kurulurken, bölgede kurulacak güçlü sivil toplum örgütleriyle muhalefet güçleriyle ilişkiler yürütülmelidir.


8.  İran ile yürütülecek ilişkilerde çok dikkatli bir strateji takip edilmeli, İran’ın bir bölgesel güç olduğu unutulmadan, bazı durumlarda İran menfaatleri ile Türkiye menfaatlerinin çakışabileceği hesaplanmalıdır.


9.  Şanghay İşbirliği Örgütü ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği gibi bölgesel örgütlerle ilişkiler menfaatler çerçevesinde geliştirilmelidir.


Muhammet Salih SSCB sonrası bağımsızlığını kazanan ülkeler için yaptığı değerlendirmede önemli bir gerçeğin altını şöyle çizmektedir: SSCB'yi "oluşturan Cumhuriyetlerin bugün içinde bulundukları durumun ortak bir sistemden başka bir sisteme geçiş süresinde ortaya çıkan bir "Vakum'da, başka bir ifadeyle "Sistemsizlik sisteminde" yaşıyor olmalarıdır. Bütün bu cumhuriyetlerde son yıllarda yaşanan siyasi, iktisadi ve sosyal olayların hepsine diğer sebeplerden önce bu açıdan bakmak gerekir". Bu nedenle SSCB sömürge döneminin kalıntıları ve etkileri dikkate alınmadan, Türk Dünyasında son zamanlarda meydana gelen gelişmelerin kavranması mümkün değildir. Bu bakımdan Türk Dünyasında meydana gelen gelişmeler üzerinde belirleyici etkisi olan tarihi mirasa kısaca değinmek yararlı olacaktır. Özcan Yeniçeri’ye göre bu belirleyici etkiler şunlardır:


1.  Sosyal Çözülme


2.  Alt Yapı Üst Yapı Uyumsuzluğu


3.  Totaliter Kadrolarla Demokratik Açılım


4.  Kadife Devrim sorunu


5.  Kargaşa İçinde Yönetim Tarzı [6]


Bu yüzden Türkiye'nin Avrasya jeopolitiğinde gerçekleştirmesi gereken bazı projeleri şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:

1.  Kültürel Projeler:

a)  “Türk Dünyası Dil Kurumu” kurulmalı ve ortak bir dil sözlüğü ortaya çıkarılmalıdır. Bütün Türk dünyasında aynı alfabenin kullanılması sağlanmalıdır.


b)  “Türk Dünyası Tarih Kurumu” kurulmalı ve ortak bir Türk Tarihi yazılmalıdır. Bu kitap ders kitaplarına da yansıtılmalı, bütün Türk Dünyası okullarında aynı Türk Tarihi eğitimi verilmelidir.


c)  “Türk Dünyası Medya Dağıtım Ajansı” kurulmalı, Türk devletlerinde yayınlanan gazete, dergi, kitap gibi ürünler bu ajans aracılığı ile her birine dağıtılabilmelidir.


d)  “Türk Dünyası Türkoloji Akademisi” kurulmalıdır. Bu akademinin idari, akademik ve öğrenci kadroları Türk devletleri ile ortak oluşturmalıdır. Akademide Türklüğün ortak yüksek değerleri lisans ve lisansüstü eğitimlerle öğrencilere verilmeli, akademi kültürel projelerin hazırlandığı merkez haline dönüştürülmelidir.


e)  “Türk Dünyası Yüksek Teknoloji Merkezi” kurulmalıdır. Bu merkezde Türk dünyasının zeki ve çalışkan gençleri eğitime tâbi tutulmalı, merkezde sınırsız AR-GE çalışmaları yapılmalıdır.


f)  “Türk Dünyası Film, Radyo ve Televizyon Kurumu” kurulmalı, bu kurumda Türk toplumlarını eğitecek, psikolojik olarak güçlendirecek programlar yapılmalı, bütün toplumların hoşlanacağı müzik yayınları ile ortak bir müzik ve eğlence kültürü oluşturulmalıdır.


2.  Sosyal Projeler:

a)  “Türk Dünyası Din İşleri Yüksek Kurumu” kurulmalıdır. Bu kurum mezheplerüstü bir din anlayışını geliştirirken, diğer yandan da misyonerlikle mücadelenin usullerini araştırmalıdır.


b)  “Türk Birey ve Aile Koruma ve Geliştirme Enstitüsü” kurulmalıdır. Bu enstitü Türk birey ve ailelerinin çözülmesini engellemek için akademik ve klinik olarak çalışmalar yapmalı, küçük merkezler açarak toplum içerisinde danışmanlık hizmetleri vermelidir.


c)  “Türk Dünyası Turizm ve Tanıtım Kurumu” kurulmalıdır. Bu kurum türk toplumlarını kaynaştırmak için turizm turları düzenlemelidir. Toplumlar birbirlerinin coğrafyasını tanıdıkça daha kaynaşacak ve birbirlerini seveceklerdir.


d)  “Türk Dünyası Ortak Vatandaşlık Kurumu” Bu kurum Türk devletlerinde yaşayan vatandaşlar için ortak bir kimlik sistemi geliştirecek, ülkeler arasında pasaport ve vize işlemleri kalkacak, serbest dolaşım izni saülanacaktır.


3.  Ekonomik Projeler:

a)  “Türk Dünyası Ekonomik İşbirliği Teşkilatı” Türk devletleri ve işadamları arasında tarımsal ve endüstriyel yatırımları, ithalat ve ihracat rejimlerini düzenleyecek, Türk tabii zenginliklerinin yabancılar tarafından çarçur edilmesinin önüne geçecektir.


b)  “Türk Dünyası Para Fonu” Türk devletlerini Dünya Bankası ve IMF kıskacından kurtaracak, Türk devletleri arasında makûl faizlerle finans desteğini düzenleyecektir.


c)  “Türk Dünyası Yatırım Bankası” Türk işadamlarına uygun faizle finans temin edecek, Türk dünyasının global burjuvazisinin oluşmasına destek olacaktır.


d)  “Türk Dünyası Gümrük Birliği” Türk devletleri arasındaki gümrük rejimlerini düzenleyecek, ortak bir gümrük mevzuatı oluşturacaktır.


e)  “Türk Dünyası Proje Destek ve Teknoloji Kurumu” Bu kurumda çalışan uzmanlar Türk yatırımcılar için projeler üretecekler, projelerin sağlıklı yürüyebilmesi için projeleri takip edeceklerdir.


f)  “Türk Dünyası Enerji Üst Kurulu” Bu kurum Türk Dünyasının enerji kaynaklarının diğer ülkeler tarafından sömürülmesini engellemek için bir enerji satım ve dağıtım rejimi oluşturacaktır.


4.  Askerî ve Diplomatik Projeler:

a)  “Türk Dünyası Savunma Paktı” Bu kuruma ülkeler nüfusları oranında katkıda bulunacaklardır. Bu kurum geliştirilmiş askeri yetenekleri ile Türk dünyasının ortak askerî gücü olacaktır.


b)  “Türk Dünyası Ortak İstihbarat Teşkilatı” Bu kurum Türk devletleri arasındaki ortak taktik istihbarat hizmetlerini koordine edecektir.


c)  “Türk Dünyası Emniyet ve Asayiş Üst Kurulu” Bu kurum nezdinde Türk dünyası ortak emniyet teşkilatı kurulacak, bu teşkilat devletlerarası suçlarda devreye girecektir.


d)  “Türk Dünyası Stratejik ve Diplomatik Araştırma Merkezi” Bu merkez Türk dünyasının ortak strateji ve diplomasisini oluşturmak için çalışmalar yapacaktır.


BİTTİ


[1] HENZE, Paul B., “Kafkasya’da Çatışma Geçmiş Sorunlar ve Gelecek İçin Öngörüler”, Avrasya Etüdleri, TİKA Yay., Ankara, İlkbahar 1994, s:66-80
[2] EROL, Mehmet Seyfettin – “a.g.y.”, s.59-60
[3] CÖMERT, Servet – “Jeopolitik ve Türkiye’nin Yer Aldığı Yeni Jeopolitik Ortam”, Jeopolitik Dergisi, Sayı 2
[4] ÖZDAĞ, Ümit – “Rusya’nın yeni stratejisi ve Türkiye 2”, Yeniçağ, 17.01.2007
[5] İLHAN, Suat – “Şartlar Türkiye ve Rusya’yı yaklaştırıyor”, Yeniçağ, 19 Şubat 2003
[6] YENİÇERİ, Özcan – “Türk Dünyasındaki Son Gelişmeler ve Türkiye”, Gobal Strateji, Sayı 3-4, s.15
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.