“Ve Dava, Dönülmeyen Şey Demektir.”

Ülkücü bu zulmü bile aşmasını bilecek, emanetini, “davasını” zirvelere taşımak için yeniden yola koyulacak inşallah.

DAVAMIZI zirveye taşıyacaktık… Aşk ile yola koyulduk… Bin bir zahmet çektik… Acılara acı demedik. Zirveye(!) vardığımızda bir de ne görelim; ‘DAVA’mızı (yolda) unutmuşuz. (Galip Erdem, ruhun şad olsun!)
 
Unuttuğumuz sadece dava değildi elbet. Unuttuğumuz kendimiz! Dolayısıyla zirvedeki biz, artık o “biz” değildik.
 
Makam mevki, para, politik kariyer nefisleri teslim almıştı. Dava bize adamlık öğretti de,  biz davamızın adamı olamamıştık.  Düzen değiştirecek olanlardık da, düzenin değiştirdiği adamlar olduk.
 
Ülkeyi sevmenin “ülkücü olmanın” sadece bir duygu olmadığını, ortaya bir duruş, bir eylem koymak, bir karar, bir yargı, bir söz vermek olduğunu bilenler, verdikleri sözü unuttular.  "Sevdiği için ölümü göze almayanın alacağı nefesin hükmü yoktur" Diyen ÜLKÜ ruhlar, hafıza kaybı yaşar oldular.
 
Dava adamı dedikleri;  “DAVASINA” kendi öz nefsini ikna etmiş insandı.  Mücadele ruhunda hayat vardı ve bilirdi ki, “vatan onlardan hayat bekliyor.”
 
Büyük ülkülere bağlanmış, bir iddianın sahibi, inandıkları ile motive olmuş… Öğrenirken öğreten… İnanırken inandıran… Toplumda bir fener gibi parlayan, kendine inanan ve her şeyden önce davasını bizzat kendi hayatına aksettirmiş olan bu hal ile de KİMLİĞİMİZİN en güzel örneği, “DAVA” adamları olmaktı gayemiz. Neredeyiz?
 
Davayı değil de kendini zirveye taşıyanlar;
 
 “Siz insanlara iyiliği emreder de, kendi nefsinizi unutur musunuz?” (Bakara, 2/44)
 
En büyük yanlış, siyasetin davası ile dava “adamlığının” karıştırılması, siyaset adamının davasıyla, dava adamının söylemlerinin aynı cümle içinde kullanılır olması.
 
Mehmet Âkif Ersoy’un “dini, vatanı, milleti ve değerleri için” verdiği mücadele ve dava adamlığı karşımızda kutup yıldızı gibi dururken üstelik! 


 
Üstad Sezai Karakoç’un dediği gibi,
 
Boşuna yaşamadın,
Boşuna savaşmadın,
Ve boşuna ölmedin…” ama sen hepsini unuttun!
 
Şimdiye kadar dava adamlarının en büyük imtihanı beraber yola çıktıkları vefadan yoksun sözde dava adamları oldu maalesef ama ülkücü bu zulmü bile aşmasını bilecek, emanetini, “davasını” zirvelere taşımak için yeniden yola koyulacak inşallah.
 
Nevzat Kösoğlu’nun dediği gibi “kimlik arayışı aydınlarımızı bilgi olarak doğrulara, iman olarak kendilerine getirecektir.” Bu konuda “hepsi iman istikameti olan milli kimlik hassasiyetleri yüksek idrakleri açık DAVA adamlarımızın” yol gösteren tavır ve telkinlerine kulak vermek, izlerini takip etmek zorundayız.
 
Önümüzde “davasının” bayrağını zirveye taşımış, “Mehmet Akif, Atatürk, Alparslan Türkeş gibi” (büyük ÜLKÜLER için mücadele vermiş) DAVA ADAMLARIMIZ, örneklerimiz var.
 
 “Aşk, ulu orta söylenmeyen / Ve dava, dönülmeyen şey demektir.” der Sezai Karakoç.
 
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in söylemiş olduğu gibi; "Güneşi sağ elime ayı da sol elime verseniz vallahi ben davamdan vazgeçmem." inanmışlığı ve iradesi içinde, dün verdiğimiz söz bugün de geçerli. “Bir hafıza kaybı yaşadık” diyelim. Ve yeniden yola koyulalım… Emanete ihanet etmedik, dönmedik davamızdan şükür.
 
Biz KİM MİYİZ? DAVAnın özü.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.