Akıllı İnsanların, Akıllı Şehirleri!..

Bugün Suriyeli sığınmacılar dâhil, kontrolsüz göçleri de bu sorunlara eklersek, bütün bunların, “akıllı kentlerle” aşılabileceğini iddia edenlere “politika yapıyorlar” derim.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum geçtiğimiz günlerde akıllı insanı; “farkındalığı, katılımcılığı ve yaratıcılığı yüksek, hayat boyu öğrenen, bilişim teknolojilerini hayatına dâhil etmiş, beşeri ve sosyal sermayenin ana unsuru ve şehir yaşamının odak noktası olan bireydir.” şeklinde tanımlıyordu.
 
Sonrasında anlatmaya çalışacağı “akıllı şehirlerin” alt yapısı bu olsa gerek; “akıllı insanlar”…
 
Kentler büyüyor, markalaşıyor… Bu yüzden günümüz, "kentlerin yüzyılı" olarak adlandırılıyor…
 
Birleşmiş Milletler, 2030 yılı itibarıyla dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ının kentsel alanlarda yaşıyor olacağını tahmin ediyor.
 
Bizlerse büyüyen kentlerimizin “kaynak ve hizmet” sorunlarını tek tek ele almak yerine, her zaman ki gibi “akıllı şehirler” adı altında, tek bir proje ile bütün sorunlarımızı çözebileceğimizi zannediyoruz.
 
Özellikle gelir dağılımındaki eşitsizlik, devletin uyguladığı kırsal destekleme politikaların yetersizliği, eğitim ve de sosyal hizmetlere ulaşmakta ki güçlükler, (Ankara, İstanbul, İzmir gibi) büyük kentlerin yatırım alanı olarak görülmesi neticesinde, şantiyeye dönen ve güven vermeyen çevre sorunları karşımızda öylece duruyorken.


 
Bugün Suriyeli sığınmacılar dâhil, kontrolsüz göçleri de bu sorunlara eklersek, bütün bunların, “akıllı kentlerle” aşılabileceğini iddia edenlere “politika yapıyorlar” derim.
 
Şehirlerin akıllı olması için sadece teknoloji odaklı olarak dönüştürülmesi, (trafik sorununu çözmek için akıllı taşıma sistemleri ve akıllı trafik lambalarının devreye sokulması; güvenlik kameraları ve polis iş birliği ile şehir suç oranlarının düşürülmesi, temiz su projesi ile musluktan içilebilir temiz su sağlanması, telefonlar için uygulamalar yaptırarak vatandaş ile iletişimin üst düzeyde tutulması, geri bildirimlerin bilgi işlem merkezlerinde değerlendirilerek şehirde sürekli iyileştirmelerde bulunulması) yeterli değildir.
 
Önce kentlerin, sağlıksız büyümelerinin önüne nasıl geçilebileceğini, yerel yönetimlerin ekonomik çıkmazdan nasıl çıkabileceğini ortaya koymalısınız. Şehirleşme ve ekonomik gelişme ayrılmaz iki süreç olarak ilerler çünkü!..
 
Göçler neticesinde ortaya çıkan kültürel yapı, ekonomik yetersizlikler, sosyal dengesizlikler akıllı kentlerle (bilgi ve teknoloji ile) aşılamaz durumda… Bu sorunlarla projelendirilecek olan akıllı kentlerle olsa olsa, yeni zenginler ve pazarlar yaratmış olursunuz…
 
Ortada ne kent kimliği kalmış ne de mahalleler…
 
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, "TOKİ projelerimizi, mahalle kültürü ve yatay mimariyi esas alan bir anlayışla, dar gelirli vatandaşlarımızı ev sahibi yapmak için sosyal konutlar üretiyoruz.” Diyor. Dar gelirli vatandaşların bırakın ev sahibi olmalarını, sorunları karşısında ne akılları kalmış, ne de sabırları.
 
Bakan diyor ki; “akıllı insan, farkındalığı, katılımcılığı ve yaratıcılığı yüksek, hayat boyu öğrenen, bilişim teknolojilerini hayatına dâhil etmiş olandır.”
 
Yani demek istiyor ki, ‘akıllı şehirler’ için en önce bize, ‘akıllı insanlar’ lazım!
 
Kent yapısının insan eliyle şekillendiğini, kent aklının ve dijital uygulamaların, sağlıklı düşünebilen, bilinçli, gelişime katkı sunacak zihniyete sahip, kendini güvende hisseden toplum tarafından kullanılabileceği düşünürsek eğer…
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan gereken cevabı veriyor; “sokaklarında huzurun kol gezmediği şehirler akıllı olsa ne olur olmasa ne olur. Şahsiyeti olmayan, insanı öncelemeyen, ilim irfan, sanatı olmayan şehrin aklı da olmaz.”
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.