Kaynayan Kazan Suriye ve Cumhuriyet'i Korumak -1-

Suriye ve İran’dan sonraki nihai hedef Türkiye’dir. Hatta ABD için şartlar uygun gelişirse, belki Suriye’den sonraki ilk hedef Türkiye olacaktır!

Son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümündeyiz...
 
Ve gündem Suriye...
 
Nedir bu Suriye? Neresidir bu kadim topraklar?
 
Tarihteki ilk yazılı anlaşmanın yapıldığı kadim topraklar… (Kadeş Anlaşması)
 
Taa 7’nci yüzyıla dayanan Oğuz akınları
 
Henüz 878 yılında bölgeye hâkim olan Müslüman bir Türk devleti, Ahmet Bin Tolun ve Tolunoğulları
 
10 ve 11’inci yüzyıllarda devam eden yoğun Türk göçleri
 
Türk mezarlıkları ile Türk tapusu tescillenen bir coğrafya
 
Süleyman Şah ile Suriye’nin bağrına vurulan bir Türk mührü
 
1078 yılından itibaren kurulan Suriye Selçuklu Devleti ile devam ettirilen Türk hâkimiyeti
 
Daha sonra başka bir Türk devleti olan Memlûklüler yolu ile korunan Türk tapusu
 
Ve 1260’tan itibaren bir Türk devletinin başkenti olan kadim Şam şehri
 
Son sınırları, Gertrude Bell ve Lawrence gibi ünlü İngiliz casusları tarafından cetvelle çizilen yapay bir devlet!
 
Şimdi ise, şeytan üçgeninin tam ortasındaki bahtsız bir ülke!
 
Evet, işte bu kadim topraklar, bugünün kaynayan kazanı Suriye!
 
Suriye’deki son Türk hâkimiyeti; Yavuz Sultan Selim Han komutasındaki Türk ordusunun, 24 Ağustos 1516 tarihinde Mercidabık'ta Memluklular'ı yenmesi ile başladı ve Suriye 1918 yılına kadar kesintisiz olarak tam 402 yıl boyunca Türk hâkimiyeti altında kaldı.
 
Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı gün, son bir çırpınış olarak, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na Mustafa Kemal Paşa atanmış ama artık Suriye için maalesef ki iş işten geçmişti.
 
Peki, Mustafa Kemal ne mi yaptı?
 
Mustafa Kemal; Filistin harekâtını icra eden bu son ordu kalıntılarını bir araya topladı ve Toros Dağlarının kuzeyine sağ salim çekilmelerini sağladı. İşte Mustafa Kemal Paşa’nın kuzeye çekmeyi başardığı bu kuvvetler, bir yıl sonra başlayacak olan Türk İstiklal Mücadelesi’nin Güney Cephesi’ndeki çekirdek kadrosunu oluşturacak olan birliklerdi. Daha sonra ise Mustafa Kemal; Yarbay Şefik (Özdemir) Bey komutasında teşkilatlandırdığı milis birlikleri ile Ankara Anlaşması yapılana kadar, Fransızlara Suriye’yi dar etmeyi başarmıştı...


 
Önce İngilizlerin eline geçen Suriye, daha sonra Sykes-Picot Anlaşması gereği İngilizler tarafından Fransa’ya bırakıldı. Bu dönemde Türkiye ile Fransa arasında meşhur Ankara Anlaşması imzalandı. Suriye’deki Fransız idaresi 1946’ya kadar devam etmiştir.
 
Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 7'nci maddesi ile Suriye Türkmenleri konusunda Türkiye’ye garantörlük verilmiştir. Yine aynı anlaşmanın 13’üncü maddesine göre Suriye üzerinde (Halep ve Şam Vilayetleri) bazı haklarımız bulunduğu da öne sürülmektedir.
 
Daha sonra 20 Kasım 1922 tarihinde başlayan Lozan Konferansı’nda Suriye sınırı neredeyse hiç konu edilmeden aynen Ankara Anlaşmasında olduğu gibi kabul edilmiştir.
 
1958'de yapılan toprak reformu ile Suriye Devleti tarafından; Türkmenlere ait birçok tarla, bağ ve bahçeye kamulaştırma yoluyla haksızca el konulmuştur. Bu ve benzeri uygulamalar yüzünden, 1950'ler boyunca Türk asıllı aileler, Halep’ten Türkiye’ye kaçmaya devam etmişlerdir.
 
Suriye'nin kuzeyi dağlık ve yer yer ormanlık, iç kısımlarında ise çöl şartları etkilidir. Suriye'nin güneydoğusunda Suriye Çölü yer alır. Suriye topraklarının üçte ikisi çöllerle kaplıdır. Akdeniz kıyısında Akdeniz iklimi egemendir. Tarım ve hayvancılık halkın temel uğraşıdır. Suriye'nin yeraltı kaynakları arasında petrol ve fosfat en önemli yeri tutmaktadır.
 
21. Yüzyıl Enstitüsü ve diğer kuruluşların yaptıkları araştırmalara göre, Suriye etnik yapısı ortalama olarak;
 
% 77-83 Arap,
 
% 7-9 Kürt/Ermeni,
 
% 5-6 Türk,
 
% 1 Çerkez,
 
% 1 diğer, ayrıca Filistinli ve Iraklı mültecilerden oluşmaktadır.
 
Dini inanç olarak bunların;
 
%74’ü Sünni Müslüman,
 
%12’si Şii Müslüman,
 
%10’u Hıristiyan
 
%3’ü de Dürzi’dir.
 
Suriye nüfusunun en az %18’i Nusayri, yani Arap Alevisi’dir. Suriye’de yönetime egemen olan Baas Partisi de bunların elindedir.
 
Suriye’de azınlık olarak yaşamakta olan Türkler, günümüzde ağırlıklı olarak; Şam, Lazkiye, Hama, Humus, Halep ve Rakka kentlerinde ve köylerinde bulunmaktadırlar. Şam bölgesinde yaşayanlara Şam Türkmen’i denirken, Halep ve Rakka bölgesindekilere Halep veya Culap Türkmen’i, Lazkiye Türkmenlerine Bayır-Bucak Türkmen’i (Türkmen Dağı) denmektedir. Nüfus sayımlarında milliyetleri ile sayılmadıklarından sayıları hakkında kesin bilgi yoktur. Çeşitli kaynaklarda 200.000 ilâ 3.500.000 arasında farklı tahminler verilmektedir. ORSAM’ın 2011 tarihli araştırmasında; Suriye’de Türkçe konuşan Türkmen sayısı yaklaşık bir buçuk milyon, Türkçeyi unutmuş Türkmenlerle beraber sayılarının 3,5 milyon civarında olduğu belirtilmektedir.
 
Peki, Suriye’deki bugünkü sorunlar yumağına nasıl gelindi?
 
Aslında her şey, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi olan “BOP”u uygulamaya koymasıyla başladı. İlk önce Saddam’ın Kuveyt’i işgalini (önce organize, sonra da) bahane eden ABD, Irak’ı işgal ve istila etti. Bu yolla Irak yeraltı kaynaklarının da üzerine oturmuş oldu, ayrıca Ortadoğu’da yeni ve büyük askeri üsler elde etti.
 
Daha sonra belki de kendisinin kurguladığı 11 Eylül Saldırısını sebep gösteren Amerika; Afganistan’a asker gönderdi ve orayı da denetimi/hegemonyası altına aldı.
 
Neden Afganistan? 
 
Çünkü Afganistan Rusya’nın büyük ideali olan sıcak denizlere inme ve genişleme politikasının ulaştığı son noktaydı. ABD bu hareketiyle zaten eski gücünde olmayan Rusya’nın önünü de kesmiş oldu.
 
Hemen ardından başlattığı Arap Baharı harekâtıyla da Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Yemen ve Mısır’ı kolayca yeni hegemonyalarına ekledi, buraları da usulünce sömürmeye başladı.
 
Mısır’dan doğuya doğru harita üzerinde ilerlediğimizde gördüğümüz İsrail zaten kendi çocuğuydu, Ürdün ve Suudi Arabistan ise asla bağımsız olamamış ve daima Amerika ile birlikte hareket eden modern sömürgeleriydi. Arabistan denilen sözde devlet ABD’nin Ortadoğu’daki bütün harekâtlarına hem askeri yönden hem de maddi yönden en üst düzeyde katılmamış mıydı? Başka bir Arap ülkesi olan Irak’ı beraber bombalamamışlar mıydı? Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de aynı kategorideki devletler olarak, her zaman ABD’ye hizmet etmeye devam etmişlerdir.
 
Durum böyle iken, ABD açısından Ortadoğu’yu tamamen kontrol edebilmek için, hizaya getirilip terbiye edilmesi gereken iki devlet daha vardı. Bunlardan biri Suriye diğeri de İran’dı.
 
Fakat ABD’nin BOP kapsamında sürdürdüğü müdahale ve harekâtlara baktığımızda, bu müdahalelerin rasgele olmadığını görmekteyiz. Evet, bu ülkelerin her biri ABD için ayrı birer hedef ve ayrı ayrı kazanımlar… Ama bu manzaraya baktığımızda, asıl hedefin bütün bu ülkelerden başka bir ülke olduğu hemen ortaya çıkmaktadır! 
 
Kuzeyi Karadeniz ve Rusya, batısı Ege denizi ve Yunanistan, Doğusu ABD’nin kontrol ettiği Afganistan, güneyi Irak, İsrail, Suudi Arabistan, güney doğusu İsrail, Mısır, Libya ve Tunus gibi ülkelerle kuşatılan bu hedef ülke maalesef ki, Türkiye’dir! 
 
Sakın unutmayalım, Suriye ve İran’dan sonraki nihai hedef Türkiye’dir. Hatta ABD için şartlar uygun gelişirse, belki Suriye’den sonraki ilk hedef Türkiye olacaktır!
 
Bölgede ABD açısından çetin ceviz olarak görülen üç ülke vardır. Haydut veya şeytan devletler olarak dillendirilen bu devletler; İran, Suriye ve (gizli haydut) Türkiye’dir. Türkiye ve İran’a müdahale için henüz çok erkendi. Onun için bu iki ülke şimdilik kaydıyla kontrollü olarak yıpratılıp zayıflatılmalı ve günü geldiğinde yapılacak nihai müdahaleye hazır hale getirilmeliydi. 
 
Takvimler 15 Mart 2011’i gösterdiğinde, müdahale için en uygun ülke, yani sıradaki av Suriye idi. Üstelik Suriye’ye yapılacak müdahale ile bir taşla birkaç kuşun aynı anda vurulması fırsatı da vardı.
 
O yüzden vekâlet savaşları yöntemi ile harekete geçildi, ilk vekâlet ise yöneticisi BOB’un Eş Başkanlarından biri olan Türkiye’ye verildi. Gerekli para, Arabistan ve Katar tarafından karşılanacaktı. İşte o yüzden kardeşim Esad, bir günde düşmanım Esed’e dönüştü!
 
Peki, Suriye harekâtıyla ve Türkiye’yi kullanarak ABD’nin Suriye’de vurmayı planladığı o birkaç kuş neydi?
 
1.Bölgedeki İran hariç bütün ülkeler ABD’nin kontrol ve hegemonyası altında olduğu halde, Suriye Rusya’nın kontrolü altında olan tek ülkedir.Bu harekât başarı ile tamamlanırsa, Suriye de ABD hegemonyasına sokulacak ve Rusya’nın bölgedeki etkinliği kırılarak, Akdeniz havzasının tamamında ABD borusu öter hale getirilecektir.
 
2.Suriye’deki üsler Rusya’ya değil ABD’ye hizmet eder hale gelecektir.
 
3. Suriye’nin yeraltı kaynakları ABD’nin lehine kullanılacaktır (ki, şu anda Amerika'nın kesin olarak çöreklendiği ve çıkmayacağını deklare ettiği bölge Suriye'nin gaz ve petrol yataklarının % 85'inin bulunduğu Deyrizor bölgesidir).
 
4. Bölgede İsrail’in güvenliği ve bekası garanti altına alınacaktır.
 
5. Bu harekât kapsamında Suriye’nin kuzeyinde yeni bir Kürdistan kurdurulmak suretiyle, İsrail’e kardeş ve ABD’nin her istediğini yapmak zorunda olan kukla bir devlet daha yaratılarak İsrail’in yalnızlığına son verilecek.
 
6.Türkiye’nin bölgedeki etkinliği azaltılarak yıpratılmasına katkı sağlanacak.
 
7. Her şeyden önemlisi de nihai hedef ülke olan Türkiye güneyinden tam 911 kilometrelik çok uzun bir şeritten kuşatılmış olacaktır.
 
 
DEVAM EDECEK
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.