‎"Oku" İlahî Emri Kimin İçin? ‎


Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş:
Hani Cuma hutbelerinde Atatürk için "Allah rahmet eylesin!" demeyi dahi esirgeyen kurumun başındaki kişi demiş ki:
"Toplumda 'irşat ediyorum' diye kendine menfaat sağlayan menfaat şebekeleri oluşuyor. Televizyonlar bile kurmuşlar!"
Vallahi billahi hayret!
Sayın Başkan'ın bundan yeni mi haberi oluyor?
Nice zamandır kurulu olan, fırsat bulduklarında çıkar ağlarını büyüten, etkinliklerini her geçen gün biraz daha genişleten ve halkın iliğini sömürenlerin varlığından adeta yeni haberdarmış gibi tavır takınması ilginçtir!
***
Sonra demiş ki:
"…Peygamber Efendimize gelen ilk ayetlere bakınız, okumaktan, öğrenmekten, kalemden bahsediyor."
İlk ayetin "oku" diye başladığını söylemiş ama bu ayetin elimizdeki Kur'an'ın sonlarında yer aldığını neden söylememiş?
Kur'an'ı açanların ilk anda "oku" İlahî emriyle karşılaşıp bu emrin etkisiyle Kur'an'ın tamamını okumak isteyecekleri büyük bir ihtimal dahilindedir. Ne var ki "oku" emrini elimizdeki Kur'an'larda ancak 597. sayfadan sonra görebiliyoruz. İniş ve diziliş sırasından söz edenlere; "Neden iniş değil de diziliş sırası?" sorusunu sormak isteriz.
***
Diyanet İşleri Başkanı sözlerinin devamında:
"Bundan alacağımız mesaj, Peygamber varislerinin elinde en fazla kitap, kalem olması gereken, öğretmekle, öğrenmekle meşgul bulunması gereken insanlar olması demektir." demiş!
Bu açıklaması ilginçtir, gariptir ve anlaşılması güçtür.
Sorarız kendisine:
1- Kur'an-ı Kerim'de "oku" hitabından başka:
  • "Ey İman Edenler" hitabının 79 ayette geçmesi onun tüm inananlar tarafından okunması gerektiğine işaret değil midir?
  • "Ey İnsanlar" hitabının 19 ayette geçmesi onun tüm insanlık tarafından okunması gereken bir kitap olduğuna işaret değil midir?
2- Arapça bilmeyenin Kur'an-ı Kerim'i mutlaka Türkçe meallerinden okumaları neden öğütlenmez?
3- Allah'ın iradesi, gönderdiği kitabını kullarının okumasıdır. Ama anlayarak kendi dilinden okuması!.. Yoksa bilmediği, anlamadığı Arapça diliyle okumaları değil. Elbette Arapçayı öğrenme yeteneği ve imkânına sahip olanlar onu anlamakta daha kazançlı çıkacaklardır.
4- Diyanet'in aşması gereken en önemli köşe noktasının burası olduğuna inanıyoruz. Camilerde Kur'an okunmaktadır. Ama sadece Arapçası!.. Camilere giden cemaate Kur'an'ı anlayarak dinleme imkânı verilmemektedir. Bir yıl içinde Arapça Kur'an defalarca hatmedilmekte, ama onu dinleyenlerin bilgisine bir şey katılmamaktadır. Bu uygulama ile Diyanet'in büyük bir vebal altına girdiği kanısındayız.
5-"Bu dini kendi başınıza kitap okuyarak öğrenmeye kalkmayın...Bizim geçmişimizde, kültürümüzde biz kitap okuyarak bilgilenmedik. Dinleyerek, bizatihi ağızdan ağza, kulaktan kulağa şifahi bilgi ve kültür nakli vasıtasıyla bilgilendik." deme garabetini gösteren doçent unvanlı kişi gibi düşünmediğini umarız.
6- Din görevlilerini (Diyanete bağlı) "peygamber varisleri" diye tanımlaması da ilginçtir. Acaba bu yaklaşımla ayrı bir sınıf yaratma çabası içinde midir? Kimlerin peygamber varisi olacağının ipuçları elbette Kur'an-ı Kerim'de bulunabilir.
Tüm bunlara rağmen hâlâ; Diyanet'e bağlı tüm din görevlilerinin "peygamber varisi" olduğu gibi bir anlayış varlığını sürdürüyorsa bu ürpertici bir durumdur.
***
Diyanet İşleri Başkanı Erbaş sözlerinin devamında:
"Kadın din görevlilerinin kapı kapı dolaşıp İslam'ı anlatmalarını" istiyor ve diyor ki:
"Kur'an kursuna öğrenci gelsin diye beklemeyin, kapı kapı dolaşınız."
"Toplumda 'irşat ediyorum' diyerek kendine menfaat sağlayan menfaat şebekeleriyle biz mücadele edeceğiz."
***
Yol yanlış, gidiş yanlış, bakış yanlış ve hedef yanlışsa hiçbir yere varılamaz.
Sorulmaması gerekir ama yine de soralım:
"Oku" İlahî Emri Kimin İçin?
Allah'ın "oku" emrini toplumun geneline yaymayıp sanki sadece belli görevliler kesiminin ayrıcalığıymış gibi değerlendirmek büyük bir hatadır.
Ülkemizin her alanına İmam Hatip Okullarını doluşturup Milli Eğitim sistemini alt üst etmek sadece okuduğunu dahi anlamayanların yetişmesine ortam hazırlamıştır. Aynen Arapça Kur'an-ı Kerim okuyup da hiçbir şey anlamayanlar gibi… Yapılan anketler böylesine büyük felaketin hızla büyümeye devam ettiğini göstermektedir.
Bu durum; düşünen, soruşturan, eleştiren ve üreten toplum yerine taklitçi bir toplumun hızla büyümesine yol açacaktır ki açmaktadır.
Çok ilginçtir ama belirtmeliyiz ki toplumumuz taklitçilik yeteneğini dahi yitirmek üzeredir. Karşımızda körü körüne "kopyalama yöntemini" benimseyen "ezberci" bile diyemeyeceğimiz bir sınıf yetişmektedir.
Ülkemizin çocukları ve gençleri büyük bir hızla düşünemeyen, soruşturamayan, eleştiremeyen ve üretemeyen kişiler kitlesine dönüşmektedir. Bu gerçek belirttiğimiz gibi en son yapılan anketlerde de ortaya konmuştur.
Ne zaman kendimize geleceğiz? Yoksa birileri bilinçli olarak buna engel mi oluyor?
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.