Altmış Beş Yaş ve Üzerindekiler…‎

“İnsan hak ve özgürlüklerinin tavan yaptığı ve daha da iyileştirileceği umudunun yaşandığı bir aralıkta 65 yaşı ve üstündekilere reva görülen tutum ve davranışların tanığı oluyoruz. Saygı duyulması ge


Koronavirüs esintisi durmadı. Ne zaman duracağı konusu henüz belirsiz…
Koronavirüs tehlikesinden toplumu ve sözde yaşlıları korumak için, altmış beş yaş ve üzerindekilere sokağa çıkma yasağı getirdiler!..
İnsan hak ve özgürlüklerinin tavan yaptığı ve daha da iyileştirileceği umudunun yaşandığı bir aralıkta 65 yaşı ve üstündekilere reva görülen tutum ve davranışların tanığı oluyoruz.
Dünya, Koronavirüs'ün adeta gizli bir bela olduğu görüşünde!.. Felaketler kovalıyor birbirini…
Emperyalizm, her zaman olduğu gibi bu felaketler zincirini de fırsata çevirip kâr üstüne kâr sağlama çabası içinde… Kârlarını, tüm hesapları alt üst edecek boyutta artırmak peşindeler. Korkunç bir ihtiras, hırs ve zulüm…
 
***

Koronavirüs, insanlara mı yoksa insanlığa mı saldırıyor?.. Bu sorunun yanıtı henüz verilmiş değil. Ne var ki insanlık değerleri allak bullak olmak üzere. Koronavirüs'ün çok yönlü saldırıları karşısında şaşırmışlık ve karmaşa etken!.. Nasıl geldi, nasıl insanlığın yakasına yapıştı ve neler alıp götürüyor, henüz tam bilinmiyor.
Bu afete karşı dünyanın her yanında çok değişik önlemler alınıyor. Bizde de…
Ancak açıkça söyleyebiliriz ki alınan önlemlerin bütününde dengesizlik, uyumsuzluk ve çelişki var!
Öngörüsüzlük almış başını gidiyor…
Öngörüsüzlük, haksızlık ve adaletsizlikle birleşince ortaya tuhaf bir çarpıklık çıkıyor.
İnsan hak ve özgürlükleri havada asılı kaldı.
 
***

İktidar, Koronavirüs'le başa çıkamayınca halktan yardım istedi. Çağrısına umduğu yanıtı alamayınca yeni yollar denerken 65 yaş ile üstündekilerin hızlı taşıyıcı olduğu inancı ağır bastı.
Bir iki yoklama ve sessizlik sonucu; 65 yaş ve üzerindekilere yüklendiler. Alt yapısı oluşturulmadan, önemli olmasına rağmen ön planlama yapmadan "sokağa çıkma yasağı getirdiler." Toplumun genelini kapsamayıp sadece 65 yaş ve üzerindekileri kapsamasının geleceğe yönelik önemi üzerinde durmadılar bile...



İlk birkaç gün yaşlılar toplumun hedefi hâline geldi. Yaşlıların çirkin saldırılara uğraması ve bunların da övünülecek şeylermiş gibi TV'lerde sergilenmesi işin cılkını çıkardı.
Saygı duyulması gerekenlere; kızgınlık ve hınç duyulmaya başlandı. Aşağı mahluklar gibi itildiler. Yasağa uymayıp dışarı çıkan bazılarının düşüncelerindeki çiğlik elbette savunulamaz. Cehaletin örnek görüntülerini bütün yaşlıların ortak özelliği gibi sunmaya çalışmak doğru bir yaklaşım değil.
 
***

Yaşlıların dirençleri elbette gençlerle kıyaslanamaz. Ancak yardım edilmesi gerekenleri, önceden haber vermeksizin ve hazırlıksız adeta evlerine tıkmak yakıştı mı? Sanmıyorum…
Virüs taşıyıcısı olarak görülen ve kaçılan, hatta bir kenara itilen yaşlılara daha sonraki sağlıklı günlerde sahip çıkılacağına ihtimal verebilir misiniz? Artık toplumun bilinçaltında 65 yaş ve üzerindekilere; potansiyel hasta, hastalık yayıcısı, virüs taşıyıcısı gözüyle bakılacaktır.
Özellikle Türk ve Müslüman toplumlarında el üstünde tutulan yaşlılar bu değerlerini yitirmeye başlamıştır. Ve iyileşmesi, düzelmesi çok zor olan bu rahatsızlık toplumun genlerine taşınırsa neler yitirebileceğimiz tahmin bile edilemez.
 
***

Aşağıdaki çocukluk anım ne demek istediğimin anlaşılması konusunda yardımcı olacaktır:
Üç, dört yaşlarındaydım. Olan biteni zar zor hatırlıyorum.
Dedem vardı sakallı… Yanında da genellikle ninem olurdu, belinde kuşağı ayağında şalvar…
Ayrılmazlardı birbirinden.
Ve dedem çok severdi beni.
Ninem de severdi ama sulu sulu öpmesi hoşuma gitmediğinden midir nedir, dedeme daha çok yönelmişti içimde biriktirdiğim sevgi.
Saygı nedir anlamını bilmezdim o zamanlar…
 
***

Sokağa çıktığımızda aynen annem gibi dedem de tutardı elimden. Koruma kalkanım olurdu adeta. Bazen kucağına alıp taşırdı beni. Uzaklara gittiğimizde onun ayakları ayaklarım olurdu.
Bir gün yanımda dedem varken sokak köpekleri saldırdı bize. Dedem elimi bırakıp avazı çıktığı kadar bağırarak bana: "Kaç!.." dedi. Birkaç tekrarından sonra minicik bacaklarımla kaçmaya çalışırken dedem köpeklerin karşısında dimdik durdu. Biraz da eğilmişti sanki… Saldıran köpeklere karşı koydu.
İçimde garip bir korku koşarken köpeklerin havlamalarının kesildiğini anladığımda durup geriye baktım. Dedem arkamdan geliyordu. Köpekleri kovalamayı başarmış ama kendisi de yara bere içinde kalmıştı. Yanıma geldiğinde gözlerimin içine bakan gözleri gülüyordu. Bu bakışma sırasında dedemin gözlerinin çevresinde çok fazla kırışıklık olduğu hiç unutmadım… Gülen gözlerini hiç bu denli kısmamıştı. Ben kaçarken yol kenarındaki hayvan pisliğinin üzerine düşmüş ama çabucak kalkmıştım. Ne var ki ellerim pislik içindeydi.
Dedemin kanayan kolundan sızan kanlara baktığı yoktu. Kan damlalarıyla hiç mi hiç ilgilenmiyordu. Pislik içinde olmama rağmen kızmadı da bana!.. Yanıma gelip kucakladı beni ve gözlerinin pırıltısı çoğalırken:
"Korkma, dedi, ben yanındayım artık…"
Bağrına bastı beni birkaç kez. İşte o sırada dedemin sakalının arasından de sızan kanları da gördüm… Ürktüm aniden…
 
***

Sanırım dedem o sırada 65 yaşının üzerindeydi… 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.