Arapça Kur'an-Türkçe Meal… ‎


Sabahın sessizliğinde sabah namazı öncesi bir camiye girdiğinizde genel görüntü şudur:
Hoca, mihrapta önündeki Kur'an-ı Kerim'den bir bölüm okumaktadır. Cami içine aralıklarla dağılmış bir kısım insanların önlerinde rahleler, üzerinde ise Kur'an-ı Kerim vardır. Hocanın okuduğunu önlerindeki Kur'an'dan gözleriyle takip etmektedirler. Arada bir gözleri satırlardan kaysa bile ufak bir çaba sonrası hocanın okuduğu satırı yakalamayı becerirler. Amaçları hocanın ağzından çıkan her sözcüğü sessizce tekrar ederek Arapça okuma alışkanlığı kazanmaktır. Elbette bu yolla Allah'ın rızasına kavuşmak isterler.
Arapça okunan ayetlerde Yüce Allah'ın ne dediğiyle ilgilenen pek yoktur!
Çünkü çok büyük çoğunluk Arapça bilmemektedir. İlahî sözlerin ahenginin gönüllerinde yarattığı huzur ve hoşluk onlar için yeterlidir. Yahut buna alışmak zorunda bırakılmışlardır.
Genelde günde yarım cüz okunmak suretiyle yaklaşık 2 aylık dönem sonunda Kur'an hatmedilir/tamamı okunur. Daha sonra aynı şeyler yinelenir durur.
Sonrasında hatim duası yapılır. Bu duanın bile birkaç sözcüğü dışında ne anlama geldiğiyle çoğunluk ilgilenmez. Onlar gönüllerinde algıladıkları rahatlığı başka hiçbir şeyde bulamazlar. Ve bunu yeterli görürler.
Oysa Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'i insanlara emir ve yasaklarını bildirmek, bunları da anlamalarını sağlamak için göndermiştir.
***
Ne yazık ki bir kısım insanlar Kur'an'ın Arapça dilinden başka dilde okunmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. Kıyas yapar derler ki: "Kur'an karşısında hangi beyin yeterli olabilir? Onu rastgele birinin anlaması mümkün mü? Kur'an'ı mealinden okuma ısrarında bulunanlar haşa sapar, saptırırlar…"
Bu ya da benzeri yakıştırmalarla Kur'an-ı Kerim insanlardan uzaklaştırılır. Her evde bir Kur'an vardır ama ne acıdır ki çok büyük bir çoğunluk içeriğinde ne olduğunu bilmez.
***
Bu durum din sömürücülerinin, din simsarlarının, din pazarcılarının artmasına ve toplum içinde yaygınlaşmasına ve etkin rol üstlenmelerine neden olur. Artık din bezirgânları, çıkar amaçlı girişimlerin ön kapısında nöbet tutar olurlar. Allah'la aldatmanın kapısı ardına dek açılır ve önü alınmaz bir hızla yayılır. Din sapkınları devreye girer. Aldatmalar, kandırmalar ve oynanan oyunların haddi hesabı yoktur. Cehaletin/bilgisizliğin çağrısı rağbet görür. Olmayacak şeyleri olur kılarlar. Akıl güdük kalır, düşünce tökezlenir, sağ duyu yüzüstü yere kapaklanır.
***
Oysa Yüce Allah "Kur'ân'ı kolaylaştırıldığını" defalarca yinelemektedir. 44-Duhan Suresi-58. ayette:
"Biz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar."
54-Kamer Suresi-17. ayette:
"Andolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak içinkolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?"
Bu ayetin son cümlesi üzerinde durulacak, derin derin düşünülecek kadar açık, sade ve anlaşılır bir çağrıdır. "Öğüt alan yok mudur?" Üstelik bu çağrı aynı sure içinde 4 kez tekrarlanmaktadır. (17., 22, 32. ve 40. ayetler)
Ve adeta insanların kolaylaştırılan Kur'an'ı iyice anlamaları için beyinlerinin içine bir nakış gibi işlenmektedir. Bu ayetin açıklamasıyla ilgili olarak büyük üstat Fahruddin Er Razi, Tefsir-i Kebir'inde diyor ki:
"Bu 'Biz onu, kalplerde (akla takılıp kalan), dinlenmesinden tat alınan, anlayışsızların bile, yavaş yavaş anlayabileceği, dinleyip-anlayanların, ondan hiç bıkmayacakları ve 'Anladım, öğrendim. Artık dinlemiyorum,' demeyecekleri, aksine her an, kendisinden yeni bir tat ve bilgi edilecek kıldık" demektir."
Evet, Kur'an-ı Kerim "Anlayışsızların bile, yavaş yavaş anlayabileceği" bir şekilde kolaylaştırılan bir kitaptır. Öyleyse hiç Arapça bilmeyenlere Arapça Kur'an okumak Allah'ın iradesiyle uyuşmayacaktır.
Ayrıca "kolaylaştırdık" ilahî emrinin kapsamına Kur'an'ın diğer dilere rahatlıkla çevrilebilecek nitelikte olduğunun da anlaşılması gerektiği kanısındayız.
***
"Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın…" (14-İbrahim Suresi-4. ayet) ve "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik…" (34-Sebe-Suresi-28. Ayet) ayetleri birlikte değerlendirildiğinde Kur'an'ın neden Arapça gönderildiği anlaşılmaktadır. Bunun sonucu diğer milletlerin Kur'an'ı ancak kendi dilleriyle anlayacakları sonucuna varmak hatalı olmasa gerek…
Ayrıca: "Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun ayetlerindendir." (30-Rum Suresi-22. ayet) ilahî emri insanları Arapça gibi bir tek dil etrafında toplama çabasına onay vermediği düşüncesindeyiz.
***
Gönlümüz, sabah namazı öncesi okunan Kur'an'ın Arapça okunmasının ardından mealinin okunmasından yanadır. Hatta bu bizim için bir özlemdir, bir sevdadır. İkamet ettiğimiz Bursa genelinde önemli bir konumu bulunan Nilüfer ilçesindeki Edebali Camii'nde bunun uygulamaya geçtiğini görmek büyük bir sevinç ve mutluluk duymamıza neden oldu.
İnsan ruhunun etkisinden kurtulamadığı sabahın kendine özgü sessizliğinde, Edebali Camii Uzman-İmam Hatip Mehmet Yazar'ın sesinden Arapça okunan Kur'an'ın ardından okunan bölümün mealini ve zaman zaman kısa açıklamalarını dinlemek şansına kavuşmak mutlandırdı bizi. Cami cemaatinden görüştüğümüz birkaç kişinin de aynı sevinci ve mutluluğu paylaşmış olması ayrı bir coşku yarattı bizde.
Allah adına konuşmak haddimize düşmez, ancak: "Nihayet Allah'ın kulları O'nun gönderdiği kitapta ne dediğini anlamaya başladılar," demekten kendimizi alamadık. Doğrusunu Allah bilir...
Bu saygın girişiminden dolayı Uzman İmam Hatip Sayın Mehmet Yazar'ı canı gönülden kutluyoruz.
Benzeri uygulamaların Türkiye sathında bulunan tüm camilerde devreye gitmesi içten dileğimizdir. Toplumun açlığını çektiği böyle bir hizmetin devreye girmesi için gerekli talimatın yayımlanmasını Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerine saygıyla öneriyoruz.
Bölük pörçük olan İslam Dünyası'nın bu ve benzeri girişimlerin sonrasında artık birbirleriyle savaşıp kan dökmekten vazgeçecekleri, canı gönülden birleşme isteminde bulunarak kaynaşacakları kanısındayız. 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.