Bir Anne ve Babanın Sönmeyen Umut Işığı!.. ‎


Geçenlerde yaşamın dar kesitinden alınan bir yazı okudum. Bir garip oldu içim. Biraz da sendeledim sanki. Birilerine haksızlık ediyormuşum gibi geldi bana!.. Araştırmacı yazar Sayın Saime Bilhan'ın sislioda.com'da kaleme aldığı bu yazı içimi burktu, hatta utandım kendimden.
Yazıda Elazığ'da yaşayan bir ailenin acı dolu, sıkıntılarla yüklü, zaman zaman bunalımların karıştığı anlaşılan yaşamından bir kesit anlatılıyor. Zeynep Mahmut adında bir anne, Mehmet Mahmut adında emekli öğretmen bir baba. Sevgi dolu yuvalarında sımsıkı sarılmışlarken birbirlerine bir çocukları olur...
Hani "nur topu" dedikleri türden. Sevimli mi sevimli, cana yakın ve yaşam dolu. Kulağına okudukları ezanla adına Ömer derler. Çocuktaki cana yakınlık ve güzellik sevenlerinin, öpenlerinin, kucaklayanlarının gittikçe artmasına sebep olur. Mahmut ailesinin yuvasından dışarıya tıka basa mutluluk taşar. Ta ki…
Ömer'in havaleler geçirmeye başlamasına kadar!..
***
Havaleler birbiri ardına, üst üste gelir. İşte ne olmuşsa bu havalelerden sonra olmaya başlamıştır. Ömer'in dış dünyayla ilgisi kesilmiş, gülümsemeleri gitmiş, gözlerindeki parlaklık kaybolmuştur. Havalelere yeterli ve zamanında müdahale edilip edilmediği konusu için annesi Zeynep:
"Bilmiyorum. Elimizden geleni, bildiğimiz kadarıyla yaptık ama…" der ve susar. Babası da: "Allah bilir!" der ve o da susar. Geçmişi geri getirmek ya da birilerine yüklenmek değil amacımız, ama okuyucuları bilgilendirmeliyiz.
***
Ömer'in doğumu ve ilk altı aya kadar çocukluğu normal seyretmiştir. Havalelerden sonra rahatsız edici işaretler artınca doktora götürürler. O zaman hastalığın tanısı nedir bilmezler. Daha doğrusu doktorların söylemesinden pek bir şey anlamazlar. Anladıkları bir şey vardır:
"Bu çocuk en çok on yaşına kadar yaşayabilir!"
Bu sözler sanki kara kışta, dondurucu ayazda söylenmiş gibi annesi Zeynep'in dünyasını karartır. Eli ayağı tutmaz olur, sendeler, tutunacak bir yer arar. Kocasının uzanan eli onu ayakta tutar. Tevekkül sahibi olabilmenin örneğini sergilemenin zamanıdır. Birlik olup korkunç bir direniş gösterirler. Sevgi yumağından ördükleri giysilerle birlikte ve iç içe yaşayıp çocuklarını 10 yıldan fazla yaşatma başarısını gösterirler. Ama dış dünya ile hiç ilgisi yoktur. Yürüyemez, yemek yiyemez, bir "anne" sözcüğü dahi çıkmaz ağzından.
Ama anne ve babasında sönmeyen umut ışığı yanıp durmaktadır hâlâ!..
***
Hastaneler ve doktorlar eş dost gibi tanıdık gelir onlara. Devamlı gidip gelirler. Her yıl, her ay ve umutlarının sönmeye yüz tuttuğu her gün… Ömer 21 yaşında iken bir daha götürdüklerinde:
Görülen tıbbı bulgular: Zihni gerilik. Ajitasyon(çırpınma). Bayılma nöbetleri. İnkontinans(İdrar ve dışkı kaçırma). Spastik Paraparezi(Ayakların gücünü yitirmesi).
Ömer'e konulan hastalığın tanısı: Motor Mental Retardasyon. Epilepsi'dir.
***
Bir insana ömür biçmek! Allah'ı bir kenara koyup öne geçmek gibidir ve doğru değildir. Neden böyle davranır ve böyle derler? Yahut bildiklerini böyle dışarı vurmak zorunda mıdırlar? Kime ne kazandırırlar? Umutsuzluğa düşenin yüzü koyun yere kapaklanmasını mı isterler? Daha çok acı çekmesini, daha da bunalımlara girip yitip gitmesini mi isterler? Aklın verilerine uymayan soruların yanıtı yoktur…
***
Dört duvar arasında gizlenen nice acılar, üzüntüler, umutsuzluklar, kahırlar ve çaresizlikler var ki kimse bilmez. Onlar kendi dünyalarını kurmuş, yokluklar içinde yoklukla birlikte mutluluğu, sevinci, umut dolu beklentileri hep birlikte yaşar olmuşlardır. Kimseye yük olmadan, kimseden bir yardım göremeden…
Zeynep Mahmut oğluna: "Cennetim, Allah'ımın emaneti! diye seslenir. Bir annenin oğluna "Cennetim," diye hitap etmesi ne demektir? Dünya ile hemen hemen hiçbir bağı olmayan oğluna bakıp yürekten bir seslenişle:
"Allah'ımın emaneti!" demesi nasıl bir duygudur. Özellikle "Cennetim," demesi dilimize yerleşen dini motiflerden epey farklı!..
Dini motifler sadece mimaride, musikide, edebiyatta mı var? Elbette hayır! Dilimize yerleşen nice dini motifler var ki bize huzur verir, coşkunluk verir ve bizi güçlü kılar. “Melek gibi insan,” “Allah’a şükürler olsun,” "Cennet gibi yer,” "maşallah," "Allah'ın emaneti," gibi sözcükler dilimize girmiş birer dini motiftir.
Ama Zeynep Mahmut'un oğluna "Cennetim," diye hitap etmesi belli ki kendisine özgü bir dini motif! Bu onun kaynağı tükenmez sevgisinin ve oğlu için sonu gelmez mutlak bir arayışının yansıması olsa gerek!..
***
Babası emekli öğretmen Mehmet Mahmut oğluna sık sık:
"Aslan oğlum, yakışıklı oğlum. Namuslu şerefli oğlum!" diye hitap eder. Yürekten, içten ve kucaklayıcı bir sesle…
Bir baba dış dünyayla pek ilişkisi kalmayan aynı konumdaki oğluna hangi güdülerle:
"Namuslu şerefli oğlum!" der?
"Aslan oğlum, yakışıklı oğlum," diyebilir ama "Namuslu şerefli oğlum!" diyorsa bu onun duygu birikiminde yer alan erdemli ahlak anlayışını yansıtmaz mı? Umutsuzluğu kovduğunu, ercesine yaşadığını göstermez mi? Oğlunun içinde bulunduğu olumsuzluklara rağmen hep bir umut ışığının yanmasını istediğini, yükümlülüklerini yerine getirirken asla şikâyetçi olmadığını; hatta şikâyetçi olmayı kendisine yakıştıramadığını apaçık ortaya koymaz mı?
***
İşte bu anne ve babanın bitmez, bıkmaz, tükenmez sevgisiyle Ömer bugün 34 yaşındadır. Barış Manço'nun besteleri ile plastik şişenin çıkardığı gıcırtılı sese vazgeçemeyecek denli bağlıdır.
Doktorların, "En çok 10 yaşına kadar yaşayabilir" dediği çocuk bugün 34 yaşına ulaşmış ve en azından Barış Manço'nun müziğinden etkilenir hâle gelmişse bir yerlerde bir eksiklik, bir yanlışlık, bir düzensizlik ve vurdumduymazlık var demektir.
Devletin sosyal devlet oluşunun hikmeti ne ola ki?
Sağlık Bakanlığının ve diğer benzeri kurumların yapılandırılmasındaki sebep bu tür olaylara gözlerini kapamak, kulaklarını tıkamak mıdır?
Konuşmayan, bilgi yükünden yoksun birinin yaşaması için onu itecek, dürtecek ve yaşamını cazip hâle getirecek sebepler zinciri olmayacak mı?
***
Dış Dünyayla İletişim Kuramayan Ömer, Ses ve Müziğe Karşı Şaşılacak Ölçüde Duyarlıdır.
Müzik akıl, vücut ve ruh arasında iletişim ve denge unsuru olabilmektedir. Müziğin beynimizi ve diğer organlarımızı etkilediği kabul edilmektedir. Beyin gibi kalbin de ses ve müziğe son derece duyarlı olması; ses ve müzikle tedavinin modern tıbbın başvurduğu tedavi yöntemleri arasına girmesinde etkin olmuştur.
Konuşamayan, yürümekte zorlanan, yemek yiyemeyen Ömer'in ses ve müziğe karşı duyarlı oluşu sunduğumuz veriler dikkate alındığında normal karşılanabilir. Ancak özellikle Barış Manço'ya ait eserlerin çalınması sırasında daha mutlu olduğunun gözlenmesi dikkate alınmalıdır. Yeri gelmişken "Barış Manço ile 7'den 77'ye" adlı televizyon programını anmadan geçmeyelim. Rahmetli bu programıyla milyonların sevgilisi olmuş ve çocuklarla olan iletişimi hayranlık uyandırmıştı.
Aslına bakarsanız Ömer'in Barış Manço'yu seçmesi, henüz çözümlenemeyen gizlerin varlığına işarettir. Bu yolla özellikle bilim insanlarına mesaj bıraktığı kanısındayız. Ömer adeta diyor ki:
"Benim hastalığımı biliyorsunuz, zaman zaman araştırmalar yapıyorsunuz. Ama Barış Manço'nun müziği ile hastalığım arasındaki bağı da lütfen araştırınız. Çok şey görecek, bulacak ve şaşıracaksınız. Bir bakıma benden sonra aynı hastalıklara yakalananlara daha etkin yardım etmenin yollarını bulacaksınız."
***
Platon(Eflatun)'un "Devlet" adlı eserinde müziğin insanlar ve askerlik mesleği üzerindeki etkisine değinilmesi bu yöntemin milattan önce de bilindiğini göstermektedir.
Osmanlı döneminde 15. yüzyılda Edirne’de kurulan Sultan Beyazıt Darüşşifası'nda psikolojik rahatsızlığı olanlara ilaç yerine, hastalığına göre ayrı bir makamda müzik dinletildiği tarihe geçmiştir.
Yapılan araştırmalar müzik türlerinin insan beyni ve organları üzerinde farklı etkiler bıraktığını göstermiştir. Örneğin: Rock müziğinin düşmanlık, hüzün, gerginlik ve yorgunluk duygularını artırıcı etki yaptığı; zihin açıklığı ve zindelik duygularını azalttığı yönünde bulgular vardır.
Barış Manço, Türk Pop Müziği'nin önemli temsilcilerinden biridir. Bu nedenle bilim insanlarının Barış Manço ve pop müziğinin hastalıklar üzerindeki etkilerine yoğunlaşmalarının yararlı olacağı kanısındayız.
***
Mahmut ailesini ürettikleri sevgi hazinesinin tükenmezliğinden ve birlik olup "dış dünyayla hiçbir ilgisi olmayan yavrularını" 34 yaşına kadar getirme başarısını gösterdiklerinden dolayı canı gönülden kutluyorum.
Devletimiz:
Benzeri konumda bulunan ailelere yardım elini uzatmalı ve yapılması gereken çok sayıda hizmetleri yerine getirmelidir.
Ayrıca Tıp Biliminin sunacağı hizmetin ülke geneline yayılmasını ve bilim insanlarımızın yetişmesi için mutlak gerekli olan laboratuar sayısının artırılmasını, bu laboratuarlarda ihtiyaç duyulacak malzemelerin teminine de öncelik verilmesini sağlaması içten temennimizdir.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.