Hoppala! Hatırlamadım... ‎


Bu yazımızda değişik kaynaklardan fışkıran su zerreciklerini göreceksiniz. Yönetim, din ve toplum üçlüsü arasındaki bağın içinde din ağırlıklı konulara kısmen değineceğiz.
Alan çok geniş, zaman alabildiğine eski ve geleceği kucaklamak arzusu egemen. Önce kısa bir giriş yapalım, belki daha sonraki günlerde devam ederiz.
***
Özünü Kur'an-ı Kerim'de bulan İslamiyet'le ilgili genel kanı; yaşanan dinin Kur'an-ı Kerim'den epey farklı oluşudur. Temelde, derinliklerde ve yapı taşlarında gizlenen bu farklılığın daha da büyümesi durumunda yeni ve kolay kolay tanımı yapılamayan bir din anlayışıyla karşı karşıya kalacağımız kanısındayız.
Farklılığı oluşturan çıkarcı kesimin göze çarpan en önemli işlevi, inananları Kur'an-ı Kerim'den kaçırmaktır. Eğer ona yaklaşanlar olursa onların da onu anlamasını önlemeye çalışmaktır. Bu yönde yoğunlaşan çabalar her geçen gün etkinliğini artırmakta, bunun sonucu olarak farklılığın daha da büyümesine neden olmaktadır.
Dinsel alanın birkaç kişinin ya da çok sayıda küçük toplulukların arasında çıkar kaynağı olarak paylaşıldığını söylemek hatalı olmasa gerek!..
***
Çıkarcıların çıkarlarını büyütmek için kullandıkları, zaman zaman akla, bilime ve sağlıklı düşünceye dayandırdıkları din anlayışı; yüce Allah'ın insanları götürmek istediği din anlayışından epey uzaklarlardadır. Çıkarcıların kendileri, kısmen de yandaşları arasında peşkeş çektikleri alanlarda nice yoksulların payları vardır.
Tarihte, din ve yönetimin, elverdiği oranda birlikte yürüdüğü zaman aralıkları olmuştur. Ama bu hiçbir zaman süreklilik kazanmamıştır. Yönetim erkinin paylaşıma izin vermediği tarihsel bir gerçektir. Dinsel kesimi temsil edenler de yönetim gücünü tamamen olmasa bile kısmen kullanabilme ayrıcalığına kavuşmak istemişlerdir. Bu hedeflerine varabilmek için her türlü yol ve yöntem kullanmışlar. Tüm bunlar da farklılığı doğurmuştur. Farklılığın özünde çıkarcıların bulunduğu tarihsel kayıtlara geçmiştir. Yönetim erkinin bir parçası olma, bu olmazsa daha değişik yol ve yöntemlerle çıkar kaynaklarını var etme, büyütme ve sürekliliğini sağlama istenci hep büyüleyici olmuştur.
Bu uğurda yalanların söylenmesi, haksızlıkların yapılması, adaletsiz tavırların giderek büyümesi ve zulmün artması çıkarcıları durduramamıştır.
***
Bir örnekle yolumuza devam etmek istiyoruz:
Konu çoğunluğun bildiği Cübbeli…
23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde Cübbeli:
"İMAMOĞLU'NA VERİLEN OYLAR İÇİN HARAM FETVASI," vermiş ve bu tepkiyle karşılanmıştı. Ama buna rağmen İstanbulluların büyük bir çoğunlukla İmamoğlu'nu tercih etmesi Cübbeli'nin din adına yaptığı rezaleti unutturdu.
***
Ne gariptir ki Cübbeli unutmamış yaptığını!.. Bizzat kendisi konuyu açtı.  
Gerçi kendi kendisini suçlamadı, yahut lanetlemedi, ama değişik bir tepki gösterdi yine de… Dedi ki:
"Hoppala! Şimdi ben BUNU KONUŞMALARIMDA HATIRLAMADIM."
"Böyle bir şey yok."
"Olmayınca ne olmuş oluyor?"
"İftira atmış oluyorlar iftira!.."
***
Siyasilerin tutarsız konuşmalarına alışıktık.
Din adına sözde fetva veren bazıları da zaman zaman bu kevranın içinde yer aldı. Böylece onların tutarsız anlatımlarına da alışık olduk.
Ama…
Hiçbiri Cübbeli kadar açık olmamıştı.
Hiçbiri böylesine açıkça ters düşmemişti dedikleriyle.
Hem de hiçbir sıkıntı duymadan, gocunmadan:
"HATIRLAMADIM," diyerek…
***
Bu anlayışın ve bu gibi insanların toplumda itibar görmesi ülkemiz adını sevindirici olamaz.
Bunlar toplumda kabul görmez, dışlanırlarsa ancak o zaman ülkemizin geleceğinden umutlu olabiliriz.
Yoksa daha çok çekeceğimiz var!
Yaşayacağımız karanlıkların.
İkide bir tökezlemelerimizin.
Hep diplerde sürünmelerimizin.
Haddi hesabı olmayacaktır.
Ve… 
Ardı arkası gelmeyecektir. 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.