Kanserle Saklambaç Oyunu!..(2)‎ ‎


Kanserli ağrıların verdiği acı ve sancılardan söz eden İbrahim, sözü devre arkadaşlarına getirdiğinde önce güldü, sonra:

Anlatacaklarım size tuhaf gelir de beni yanlış değerlendirirsiniz, diye endişeliyim. Ama yine de anlatmalıyım. Hem neden anlatmayayım ki yaşadıklarımı öğrenmek istemiyor musunuz? Ben de yaşadıklarımı anlatacağım. Anlatayım mı?” diye sordu.

Şaşırmıştım; “Neden olmasın, anlatın lütfen! Sizi dinlemek mutluluk verir bana!.. Hem sizi endişeye düşürecek bir tepki göstermeyeceğimden emin olabilirsiniz,” dedim.
Rahatlamıştı sanki!..İçtenlik dolu bir sesle devam etti:

“Devre arkadaşlarım benimle konuştukları sürece, ayrıca konuşmadan bir süre sonrasına kadar ağrılarım, acılarım, sızılarım birdenbire kesildi, yok olup gittiler sanki. Hayret ettim, şaşırdım tabii… İnanamadım!.. Acılarım ve sızılarımın beni bırakıp gitmesi mümkün değil. ‘Bir yerlere gizlenmişlerdir,’ diye düşündüğümden onları gizlendikleri yerden çıkarmak için, beni kıvrandıran o menhus/uğursuz ağrıların yeniden başlaması pahasına kendimi bir iki zorladım. Pek bir şey hissetmeyince ayağa kalkmak istedim. Bunun için epey güç harcamalıydım, öyle de yaptım. Kalkamayacağımı sanıyordum. Vallahi billahi ayağa kalktım hem de hiçbir ağrı duymadan. İnanamıyordum, ‘Mutlaka ayaklarım uyuşmuş olmalı!’ diye düşündüm. Bu kez uyuşmuş sandığım ayaklarımla birkaç adım atmaya zorladım kendimi. Normalde zorlanarak bir ya da iki adım atabiliyordum. Sıkıca kendimi zorlarsam en fazla üç adım… Yine hayret ettim, şaşırıp kaldım. ‘Niye biliyor musunuz?’ Çünkü yürüyordum. Ve ağrı namına hiçbir şey hissetmiyordum. İnanın hiçbir ağrı duymuyordum. Devre arkadaşlarım kanser hastalığına birebir derman oldular. Adeta bir ilaç ve ağrı kesici gibi etki bıraktılar bende…

Uyku tutmazken uyur oldum. Yeniden korkusuz düşler görmeye başladım. Kısacası yaşamaya başladım…

Size bir şey daha söylemek isterim, ancak yine yanlış anlaşılırım diye tedirginim. Hem anlatmak istiyor hem de geri çekiyorum kendimi. Acayip bir duygu hâli anlamadım gitti!.. ” dedi. Israrım üzerine anlatmaya başladı.

“Şimdi devre arkadaşlarımla konuşurken ve bir süre sonrasına kadar ağrılarım, sızılarım birdenbire kesiliyor ya! Aynı şey diğer kişilerle olmuyor. Örneğin yakınlarımla, yahut çevremde bulunan diğer tanıdıklarla konuştuğum zaman bunların hiçbirinde anlattıklarım olmuyor. Çok deneme yaptım. İnanın olmadı. Elbette bu da Yüce Allah’ımın bana bir lütfu olmalı. Moral gücünün hastalıklar üzerinde etkili, yararlı ve yapıcı olduğunu biliyorum. Ama bu anlattığım bambaşka, çok değişik bir şey!.. Yaşadıklarımın benzerini başkalarından hiç mi hiç duymadım…”



“Sonunda yaşadığım gerçekleri dikkate alarak abartısız söylüyorum:

Meğer devre arkadaşlarım hastalığıma:

Dermanmış,

İlaçmış,

Ağrı kesiciymiş,

Uyku düzenleyicisiymiş!”

İbrahim bunları büyük bir içtenlik ve iştiha ile anlatırken ben de şaşırmıştım. Eğer söyledikleri dediği gibi birebir oluyor, yanılgısız gerçekleşiyorsa tıbbın inceleme konusu alanına girmeli. Araya girip sordum:

“Peki bu durumu doktorlara anlattınız mı? Hani sebebini incelesinler, araştırsınlar diye?”

Doktorlara karşı biraz kırgın ve alınmış olmalı ki üzgün bir ses tonuyla devam etti:

“Abi doktorlar öyle sandığın gibi değiller. Hastalarla fazla ilgilenmiyorlar, yahut ilgilenemiyorlar. Onlara bu durumu anlatmaya kalksam bile, ‘Tamam’ deyip lafı ağzımın içine geri sokarlar. Zaten en fazla bir iki dakika görüşüyoruz. O sırada da kendileri anlatıyor, biz dinliyoruz. Biz anlatmaya başlayınca sırtını dönüp gidiyorlar. İşlerinin yoğunluğundan mıdır nedir? Doğrusu anlamış değilim…”

 
***

İşin içinde ruhsal ve algı değişimlerine neden olan etkenler olduğu açık gibi görünüyor. Dolayısıyla bu konuların izlenmesi, gözlemlenmesi ve üzerinde bilimsel araştırma yapılması gerektiği kanısındayız. Kim bilir, bakarsınız hiç umulmayan bir kapıdan içeriye aydınlık dolmaya başlar. Bilinmeyenler bilinir, sorunlar çözümlenir, aksaklıklar giderilir ve insanlığın bir derdine derman olunur. Fena mı yani?

Ben de anlatılanlar ölçüsünde benzer bir olguya ne tanık oldum, ne duydum ne de okudum…

Devre arkadaşlarının bir kanser hastası üzerinde olağanüstü olumlu etkisi oluyor!.. Gerçekten hayret edilecek bir olay. Bu cin çarpması türü uydurma bir şey değil elbet… Somut duygu değişimi, algının yönlendirilmesi türü bir şeyler.
 
***

Devre arkadaşı!..

Askerlik arkadaşı gibi bir şeydir; ama aynı şey değildir. Aralarında ince bir benzerlik vardır.

Kara Harp Okulu’ndan aynı yıl mezun olanlar birbirine DEVRE diye hitap ederler. Devreler, okuldan mezun oldukları yılın numarası ile anılır. “Kaçlısın?” sorusunun cevabı olarak mezun oldukları yılın numarasını söylerler.

Örneğin: 1968 Devresi, 1968 yılında Kara Harp Okulundan mezun olanların ortak adıdır.

Devreler birbirini kollar, gözetir ve aralarındaki dayanışmayı daima korurlar. İlginç bir dayanışma anlayışları vardır. Arkadaş oldukları kesindir, ama bunlardaki arkadaştan öte bir arkadaşlık!.. Bir tür kardeş gibi… Adeta aralarında kan bağı varmış gibi!.. Askerlik mesleğinin özünden çıkış yapan verilerin bu bağı daha da güçlendirdiği söylenir. Doğrudur… Ölüm ihtimalinin yoğun olduğu ortamlarda görev yapmalarının doğal bir sonucu olmalı. Canları pahasına aynı ilke, aynı amaç ve aynı hedefe yönelen kimselerin arasında oluşan bu bağ, bilim dünyasında ayrı bir inceleme konusu yapılmalıdır

Bu öyle bir bağdır ki, araya giren uzun yıllar bile onu koparıp atamaz, unutturamaz. Değişik bir heyecan vardır içinde, çevresinde ve kemikleşmiş özünde…

Devrelerin dayanışması, birlik olup anılarını paylaşması ya da yaşamın önlerine çıkardığı zorluklara birlikte göğüs germesi ve bu zorlukları paylaşması övgüye değer davranışlar bütününü oluşturur. Özverili tutum ve davranışlarıyla ördükleri ağın sağlamlığı, oluşturduğu yapıya değişik bir saygınlık kazandırır. Bunun şaşılası örneklerini bu yazı dizisinin son bölümünde de okuyacaksınız.
 
***

Elbette devrelerin arasındaki bağın kopmaması ve varlığını koruması için bazıları diğerlerine göre daha çok emek verirler. Yüreklerinde saklı tuttukları arkadaşlık sevgisinin canlılığını koruyabilmek için akıllarının önderliğinde; canlarından, etlerinden, tırnaklarından adeta parçalar kopararak bu yapıyı ayakta tutarlar. Devre arkadaşlığını canlı tutabilmek ve yaşanabilir olmasını sağlamak için zamanlarını verirler, gönüllerini ortaya koyarlar.

Kurdukları iletişim ağı sayesinde sadece arkadaşlarıyla ilgili olanları değil, onların yakınlarıyla ilgili olan bitenleri de birlik olup öğrenirler. İlettikleri güzel haberlere birlikte sevinir, acı haberlere birlikte üzülürler. Elektronik iletişim olanakları bu iletişimin daha hızlı, daha içerikli ve daha anlamlı olmasını sağlamıştır, ama Sosyal Medya dediğimiz iletişim olanaklarının olmadığı zamanlarda da devreler arası iletişim yine vardı. Elbette büyük bir özveriyle bu iletişim ağının kopmamasına katkı sağlayan kimselerin bunda emekleri büyüktür. Buradan onlara sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. (1968 Devresini ayakta tutanlardan biri de yazımızın başında adını andığımız Sevgili Kadir Bağlan‘dır.)
 
***

Hepimiz kanser hastalığı hakkında bir bilgiye sahibiz! Bu hastalığın ne olduğunu, insanın yakasına yapıştığında onu nasıl karanlıklara doğru sürüklediğini ve hastayla birlikte yakınlarına da büyük zorluklar yaşattığını biliriz.

İbrahim’in kanser hastası olarak verdiği mücadelede Allah inancıyla ölüm arasında kurduğu bağı da size anlatmalıyım.

Çektiği acılara direnmek için elinden geleni yapıyor. Okuyan, düşünen, irdeleyen biri olarak bulunduğu konumu yanlışlarla süslemiyor, çirkinleştirmiyor da… Ölüm gerçeğiyle yüzleşmekten zerre ölçüde gocunmuyor. Ölüm gerçeğinin bir haksızlık, adaletsizlik olmadığı düşüncesinde…

Allah’la olan iletişiminin Kur’ansal kaynaklı olması ona ayrı bir güç vermiş. Belki katılmadığım değişik birkaç dinsel görüşü var ama genelde düşüncelerimizin ortak bir paydada buluştuğunu gördüm.

Bir sonraki yazımızda buna da değineceğiz…

Son yazımızda ise devre arkadaşlarıyla yaptığı birkaç destansı görüşmeyi sunduğumuzda belki siz de şaşıracak, göğsünüz gururla kabarırken gözlerinizin nemlenmesine engel olamayacaksınız.


(Devam edecek.) 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.