Koca Veysel 46 Yıl Nasıl da Geçmiş!‎


Kuleli Askeri Lisesi'nde iken tanıdım kendisini.
"Aşık Veysel geliyor!" dediler.
Bir heyecan dalgası esti yüreğimde. Adını duymuş, deyişlerini işitmiş, birkaç eserini gramofonların döner plaklarından dinlemiş ama kendisini görmemiştim.
***
Yemekhane de bekliyorduk.
Geldi.
Bir subayımız koluna girmiş, başında fötr şapkası, elinde sazı, başı önüne eğik hâlde yürüyorlardı. Yaşamının acılarını çiziktirmişler gibi yüzü kırışık dolu idi. Bir platformun üzerine birkaç sandalye yan yana dizilerek hazırlanan yere geldi. Başını kaldırdı, hepimize birden bakıyordu adeta. Dudaklarında ince bir tebessümle bizi selamladı.
Koca yemekhanede çıt çıkmıyordu, sadece ondan gelen sesler. Önce oturacağı sandalyeyi eliyle bir iki yokladı. Sonra oturdu. Sazının tellerine bir iki dokundu.
Hayret! Nasıl da gür ve ahenkli sesler yükselmişti o sazdan. Başladı söylemeye. Sesi biraz kısık çıkıyordu. Doğrusu daha gür bir ses beklemiştim.
Ancak sesi sözlerle eşleşince her şeyi unutup kendimizi adeta onun çekim alanına bıraktık.
***
Aşık Veysel büyük bir ozandı. Sözleri sazı kadar etkili, hatta unutulmazdı.
Nasıl, nereden ve hangi duyguların dürtüsüyle o sözleri bulup da söylüyordu? Şaşmamak elde değil!
Gözleri görmeyen bir feylesof, Allah inancını içine sindirmiş bir dervişti. Ve bilge bir kişiliği vardı.
İnsan sevgisi yüreğine öyle işlemişti ki herkesi dost biliyordu. En azından tanıştığı dostlarının kendisini hatırlamasını istiyordu.
Ben giderim adım kalır.
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur bayram gelir.
Dostlar beni hatırlasın.

***
Yedi yaşında iken çiçek hastalığından bir gözünü, bir kaza sonucunda da diğer gözünü kaybetmişti. Ama gördükleri kendisine yetmiş, artmıştı bile.
Eşini seviyordu. Aşıktı ona, ama sevdiği kadın öyle ahım şahım güzel biri de değildi. Ve sonunda kendisini terk eden vefasızın biri çıktı. Ne var ki Veysel'e gerekli olan aşkın kaynağı oydu. Öyle fazla darılmadı ona. Sadece kırgındı. Ama tarihe geçen serzenişini sazın telleriyle dillendirdi:
Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa.

Bu dizeler büyük bir düşünürün düşünce kaynağından fışkırmıştır. Her devirde, herkesin ders alması gereken derin bilgi deposudur.
***
Zaman zaman bilge kişiliği dizelerinde dans eder gibi oynaşır dururdu. Yaşamın gerçeğinin özüne inebilenlerdendi. Varlığının farkında olduğu gibi gideceğinin de bilincindeydi.
Dünyaya geldiğim anda.
Yürüdüm aynı zamanda.
İki kapılı bir handa.
Gidiyorum gündüz gece.
Koca dünyayı bir han genişliğinde görebilen engin bir duyarlığa sahipti. Hele dünyanın iki kapısı olduğunu dillendirmesi, ondaki bilgelik dolu öz düşüncenin duygu seliyle yoğrulmasına kanıt değil midir?
***
Ayrıştırmak değil, birleştirmek yanlısıydı. Sevgi yumağı gönlünü açtığı herkesi dost bilirdi.
Dünyadaki her varlığa sevgiyle yaklaşmıştı. İnsancıl duyguların coştuğu bir yüreğe sahipti. Öyle ki kendisi ava çıkan bir avcı bile olsa bir ceylanı ne okla, ne bıçakla ne de tüfekle avlamak aklının ucundan bile geçmezdi. Sazı ve sözünün onun en büyük silahıydı. Şu dizelerin lezzetine bakar mısınız?
Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı.
Avlasam çöllerde saz ile seni.
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı.
Vursam yaralasam söz ile seni.
***

Yaşadığı sürece sevenleri ve dostları olmuştu ama sevmeyenleri de vardı.
Böyle olduğunu bilirdi…
Bu duruma kırgın ama küskün değildi.
Nihayet iki kapılı hanın ikinci kapısına yaklaştığının farkına varır. İkinci kapıdan çıkmadan duyguları coşmuştur. Herkese selam ve ders verircesine bir daha seslenir:
Dost dost diye nicesine sarıldım.
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım boşa yoruldum.
Benim sadık yarim kara topraktır.
***
Büyük halk ozanımızın 46. ölüm yıl dönümünde kendisine Yüce Allah'tan rahmet dilerim. Yeri ve durağı cennet olsun.
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.