Kökümüzü Bilimsel Olarak İspatlamak Üzereyiz.‎

Yüce Allah'ım Atatürk kulun da bizler gibi bir insandı. Elbet onun da günahları vardır. Bağışı bol olan Yüce Allah'ım sen onun günahlarını engin bağışınla bağışla. Ona merhamet et. Onun bu ülke için y


Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca dört sözcükten oluşan bir tanımlama, niteleme ve adlandırma değildir!..

Her sözcüğün kendi içinde ayrı bir öyküsü vardır.

Üzerinde düşünülmesi, anlaşılması ve önemsenmesi gereken bu öyküler dizisi her şeyden önce bilinmeyi isteyen bir ulusun tarihine kaynak ve dayanak oluşturmaktadır. Bilinmek, tanınmak ve anlaşılmak istenen bu ulus, unutulmuşluğunu tarihin derinliklerinde bırakıp adıyla, sanıyla ortaya çıkmak isteyen Türk Ulusu'dur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, işte bu ulusun, yani Türk Ulusu'nun üzeri kat kat kalın örtülerle örtülmüş adını, tarih sahnesine taşımıştır. Onun zekâsının aydınlığında ışımaya başlayan "Türk Ulusu" adı adeta yeniden canlanmıştır.
 
***

Gazi Mustafa Kemal Atatürk üstün başarılarıyla tanınan muzaffer bir komutandır.

Ayrıca herkes kadar insandır.

Ve bir düşünürdür.

Öyle bir düşünür ki matematik ve geometri gibi pozitif bilimlere vakıf olmasının yanında; bir feylesof, bir sosyolog ve bir psikolog kadar bilgi yüklüdür.

Ve Türk Askerini çok iyi tanımaktadır.

Türk Askerinin üstün yetenekleri, uygarlığın sözde temsilcileriyle yan yana geldiğinde daha belirgin dışa yansımaktadır. Türk askeri; İngiliz,  Fransız, İtalyan, Avustralya ve Yunan askerleri karşısında Atatürk'le birlikte savaşmış, istisnasız hepsine karşı üstünlük sağlamıştır. İyi bir komutanın en büyük şansı Türk Askeri gibi askerlere sahip olabilmesidir. Çünkü onun askerlik anlayışı ve becerisi karşısında dünyanın önde gelen ülkelerinin askerleri pes etmiş ve gereken saygıyı görmeye hak kazanmıştır.



Bu anlatılanların örneklerini Atatürk bizzat görmüş, tanık olmuş ve yaşamıştır. İşte bunun için "Türk Askerinin içinden çıkıp geldiği ulusun rastgele bir ulus olamayacağı inancındadır." Buna tüm kalbiyle inanmaktadır.

Ama…

Türk Ulusu'nun her bireyinin sıkıntılar ve yokluklarla iç içe olduğunu da bilmektedir. Ekonomik, bilimsel ve kültürel alanlarda geri kalmış; emperyalistler tarafından sömürülen bir konuma düşmüştür. Bu duruma dıştan bakanlar onun; beceriksiz, bilgisiz, uygarlık anlayışından uzakmış gibi bir görüntü sergilediği kanısına kapılabilirler. Ama gerçek başkadır. Tam tersidir…
 
***

Bu duruma en çok üzülenlerin başında Atatürk gelmektedir. Oysa Türk Ulusu'nun tarihin her döneminde köklü uygarlıklara kaynak oluşturduğu inancındadır. Elbette kanıtlanmadığı sürece bunun iddiadan öte bir değer taşımayacağını da bilmektedir.

Atatürk, Türk Ulusu'nun köklü uygarlıkların çıkış kaynağı olduğunu bilimsel yöntemlerle kanıtlamak için kolları sıvar. Bu onun için çok önemlidir. Yabancı basın mensupları ya da elçileriyle konuşmaları sırasında bu konu açıldığında onlarda gizli bir istihzanın varlığını sezer. Üzülür tabii…

Türk Ulusu'nun köklü uygarlıklara temel oluşturduğu tezini kanıtlamak için yardıma muhtaçtır. Ona bu konuda yardım edecek Türk Gençliğinden başkası değildir. Gençleri görevlendirir. Onları yurtdışında eğitime gönderir. Gittikleri ülkelerde çağın en ileri düzeydeki eğitim kurumlarında eğitim almalarını ve yeterli bilgi ve deneyim sahibi olduktan sonra bir bilim insanı olarak ülkemize dönmelerini ister.
 
***

Kökümüzün Moğollardan Gelmediğini, Yunanlılardan Önce İzmir'e Yerleşen İlk Kavim Olduğumuzu Bilimsel Olarak İspatlamak Üzereyiz.

Atatürk, 1929 yılında Vossische Zeitung Muhabiri Emil Ludwing'le bir görüşme yapar. Emil Ludwing, büyük şahsiyetleri yüzlerinden ve ruh durumlarından anlamak gibi bir hasletiyle tanınmaktadır.
Yaptığı görüşme sırasında Atatürk, Ludwing'e:

"Türkler çok eski medeni bir halktır. Kökümüzün Moğollardan gelmediğini, daha Yunanlılardan önce İzmir'e yerleşmiş ilk kavim olduğunu yakında bilimsel olarak ispatlamak üzereyiz," der. (Atatürk'ün Bütün Eserleri Cilt: 23 Sayfa: 272)

Boşa söylenmiş sözler değildir bunlar. Bu sözlerin gereğinin yapılması için çalışmalar birbirini izler ve büyük adımlar atılır. Türk Ulusu'nun kimliği konusunda bilimsel bulguların ortaya çıkması bu konuşmanın ardından ilgi çekici boyutta hızlanmış ve somut verilere ulaşma imkânı sağlanmıştır. Bunların yanında:
  • Türk Tarih Kongrelerinin birbirini izlemesi ve bu kongrelerde önemli bilgi, belge ve kanıtların sunulması Atatürk'ü derinden sevindirmiştir.
  • 1930 yılında Türk tarihinin bilimsel belge, bilgi ve bulgulara dayalı olarak yazılması amacıyla Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti kurulması onun bir sevdasının yaşama geçirilmesi niteliğindedir.
  • 1935 yılında da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurularak Türk tarihini ve Türk kültürünü araştıracak uzman yetiştirilmeye başlanması bu yönde atılan devrim niteliğinde çok önemli adımlardır.
Günümüzde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde 19 Bölüm, 70 anabilim dalı, 2 anasanat dalı, 4 bilim dalı bulunmaktadır. Bu rakamsal veriler yalnız başına bir övgüdür. Umarız anabilim dalları kuruluş amacı doğrultusunda yürürler.
 
***

Avusturyalı Bilim İnsanı Wilhelm Brandenstein, İkinci Türk Tarih Kongresi'ne Katılır.

20-25 Eylül 1937 tarihleri arasında yapılan İkinci Türk Tarih Kongresi'ne katılan Avusturyalı bilim insanı Wilhelm Brandenstein (1898-1967) Kongreye Etrüskler konusunda iki bildiri sunar:
  • Biri "Limni'de Bulunan Kitabe'dir."
  • Diğeri ise "Etrüsklerin Anadolu'dan Neşet Ettiklerine Dair Dil Bakımından En Ehemmiyetli Delil" başlıklı  bildiri…
Brandestein'in bilimsel verilerine göre:
Etrüskler, Orta Asya'dan Doğu Anadolu'ya göçmüşler; bir süre sonra Anadolu'nun Batısına geçmişler; daha sonra Batı Anadolu'dan İtalya'ya göç ederek orada yerleşmişler ve İtalya topraklarındaki ilk uygarlığı, MÖ 1000 yıllarında Türk özellikler taşıyan Etrüskler kurmuşlardı. MÖ 300'lerde ise Latinlerin saldırısına uğrayan Etrüskler süreç içerisinde Romalılara yenilmiş ve vahşi katliamlarla yok edilmişlerdir...
 
***

Brandestein'in bu tezlerinden sonra Atatürk: Anadolu'da önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmış Sümerler ile Etilerin Türklüğünü vurgulamak için kurulan iki bankaya:
  • Sümerbank,
  • Etibank adlarını verdirmiştir.
Ayrıca Denizyollarının işlettiği iki vapura:
  • Tırhan (Greklerin Etrüsklere verdiği ad)
  • Etrüsk adlarını verdirmiştir.
***

Türklerin Önemli Uygarlıklara Kılavuzluk Ettiği Görüşü Yabana Atılacak Tezlerden Asla Değildi.

Sümerler kraliçesi olarak anılan Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ der ki:

"Sümerlilerin Türklerle aynı kökenden geldiği anlaşılıyor. Sümerliler Türklerle aynı kökenden olduğuna göre bütün kültürün temeli aslında Türklerin elinde. Onun için yabancılar Sümerlileri asla halka indirgeyerek anlatmıyorlar çünkü onlara göre kültürlerinin temeli Yunanlar."

"Yarın öbür gün bütün dillerin temelinin Türklerden geldiği anlaşılacak, çünkü Avrupa’daki yazının temeli Türklerden alınmış…"
 
***

10 Kasım 1938'de hakkın rahmetine kavuşan Atatürk'ün Hz. Muhammed hakkındaki görüşü şöyleydi:

“Hz. Muhammed’i bana cezbeye tutulmuş, sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır…"
***
Bu ülkede vergilerimizle yiyip içen, varlığını sürdüren bir Diyanet İşleri Başkanlığı var.
Camilerde Atatürk'ün adını anmaktan ve Yüce Allah'ın rahmetini onun için dilemekten ve onun için dua etmekten gocunan Diyanet İşleri Başkanlığına hakkımı helal etmiyorum.

 
***

Yüce Allah'ım Atatürk kulun da bizler gibi bir insandı. Elbet onun da günahları vardır. Bağışı bol olan Yüce Allah'ım sen onun günahlarını engin bağışınla bağışla. Ona merhamet et. Onun bu ülke için yaptıklarını günahlarına bir karşılık olarak kabul et. Onu affet, yerini ve durağını cennet et. 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.