Şakası Yok Dostlarım Açız…‎

Şişeyi gösterip
"Gir!" dediler..
Bekleyip bir süre sonra, parmaklarının ucuyla şişenin dar ağzını işaret edip bir daha:
"Buradan içeri gir!" diye tekrarladılar.
Kıyameti koparmak mı istiyorlar nedir?
Yoksa çevrenin sessizliğinden yararlanıp şişenin dar ağzında gündem mi oluşturuyorlar?
Ama bilmeliler ki o dar boğazdan içeriye girmeye başlandığında asıl o zaman kızılca kıyamet kopar!
***
Patlıcan, domates ve biberi ülkenin beka meselesinde ana unsur olarak gösterip ayaklanmış ve manav üstüne manav türetmeye başlamışlardı.
Koca koca manavlar sıraya dizilmişti.
Manavların da önünde uzun mu uzun kuyruklar…
Allı, morlu, yeşilli ve kapkara renkleriyle alan veren çoktu.
Poşetin fiyatı kaç liraya gidiyordu? Doğrusu onu bilen pek yoktu.
Devletin beka meselesi hiç bu denli ayrıntıya boğulmamış, açıldıkça açılan manavlar hiç bu denli birdenbire çoğalmamıştı.
Devlet manavlarının ardına dizilenler somurtuktu, ama bazı kimseler vardı ki: "Nihayet ucuzladı pazar!" derken aynen bir boya gibi yüzleri apaktı.
***
Ve Bay Kemal suçluydu yine…
Ta nice zamanlar önce SSK'da verdiği hizmetlerdeki beceriksizlikler etkisini yeni yeni göstermeye başlamış(!) maaşların artışı herkeste hoşnutsuzluk yaratmıştı. Bir de gelen zam üstüne zamlar katıksız sofraya tuz biber olmuştu.
CHP'nin Meclise sunduğu Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) yasa teklifi yine bildiğiniz oylarla reddedildi.
Bahçeli mutluydu ama rahmetli Ozan Arif nicedir buruktu, öyle de gitti.
Ve her başarısızlığının sebebi Bay Kemal, her taşın altından çıkan yine Bay Kemal'di…
***
Maaşlara zam yapmışlardı da bilememiştik tutarını.
Yiyecek, içecek, giyecek ne varsa hepsinde zam üstüne zam…
Çifte telli oynar durur ihanet odakları.
Ama fiyatlar yerinde durmaz bir türlü.
İnsanlığımız elimizden kayıp giderken ağır ağır.
İlaçlara da zam geldi. Hem de %26 birden… 26'nın küsuru da var ama kim ilgilenir bu kargaşada onunla!
İlaç kuyrukları başlayacakmış dediklerine göre…
Ve devletin eczane açıp açmayacağını kimse bilmiyor.
Hastalar karahumma basmış gibi derin bir yeis içindeler. Bakışları yerde, boyunları bükük…
***
Kör topal, eğri büğrü de olsa bir insanlığımız vardı. Çok sıkıştığımızda hatırlayabildiğimiz.
Haksızlığa uğradığımızda dile getirdiğimiz.
Aldılar bir bir hepsini elimizden!
Pazarda satılır oldu insanlığımız da…

Korkumuz!
Üzerimize sinen koyu karanlığın bunaltıcı etkisinden bir daha kurtaramamak kendimizi…
***
Sağlıklı yaşama şansımız yok görünüyor.
Önümüze attıkları:
Lahananın işe yaramaz yapraklarının kuru soğanın renkli kabuklarına karışmış pis kokulu pelteleşmiş görüntüsünden oluşan çöp yığını. Yahut küflenmiş ve çürümüş nar tanelerinin yapışkanlığı…
Bunlar değdikçe tenimize geçmişteki insanlığımızı arar olduk.
İnançlarımızsa pazarlarda dolanmada, beş aşağı beş yukarı satılıp durmada.
***
Şakası yok dostlarım açız…
Hiç böylesine yaşamamıştık açlığı.
Bilemeyiz ki neden böylesine aç olduk.
Midemiz kıvrandırdıkça bizi.
Yoksullara uzanan ellere muhtaç olduk.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.