Zamanın Akışında Tuhaf Değişim. ‎


"Hayret! Nasıl da hızla akıp gidiyor günler..."
Siyasetçilerimizin çevresinde dolanıp duranların sıkça duydukları bir yakınmadır bu.
"Kendim ettim kendim buldum" konumuna düşen siyasilerin zamana karşı küskün durmalarını anlamak zordur. Üstelik şu sıra gündüz saatleri hayli uzun. Gerçi günler yine 24 saat, değişen bir şey yok ama...
Siyasilerimizin gün içine sıkıştırdıkları olayların sayısı öylesine çoğaldı ki akış hızına uyum sağlayamıyorlar. Zamanla yarış içindeler. 24 Haziran'a şunun şurasında topu topu 38 gün kaldı! Ama yapacak işleri çok...
***
Bir olaydan öbürüne seğirtirken önemli olayları öne alıyorlar. Aynen Sayın Cumhurbaşkanının İngiltere ziyareti gibi...
Önemliymiş!
Beklentilerin çok olduğu bir ziyaretmiş.
Ekonomi patlağını onarmak için kaynak aranacakmış...
***
İşte bunlardan dolayıdır ki:
Sayın Cumhurbaşkanı kendi seçmeni ile değil küresel piyasalara egemen 25 yatırımcı ile Londra’da bir araya geldi.
"Türkiye'ye yatırım yapın." çağrısında bulundu.
Türkiye'nin;
Büyük cari açığını,
Yüksek döviz borcunu,
İthal ettiği petrole bağımlılığını bilmeyen yoktu.
Karşılıklı bakıştılar.
Kaygı doluydu bakışlar...
***
Bütün bunlar olurken gündemin ortasına mızrak ucu gibi İsrail vahşeti saplandı!..
Filistin'in şehitleri ve yaralıları planlarını alt üst etti. Zaten zar zor yetişiyorlardı seçimle ilgili işlere.
Apar topar doğruldular.
Doğru dürüst bir plan yapamadan:
Birkaç toplantı ve yürüyüş.
Çok kuvvetli bir iki kınama.
Büyükelçilerle kısa süreli küskünlük.
Üç günlük ulusal yas.
İsrail'in getirdiği pislikleri kısmen örtebilirdi.
***
Bir de:
Bir buçuk milyar Müslüman bir araya gelecek.
Dünyaya sesimizi duyuracak.
Birlik olduğumuzu dünya alem görecek özlemiyle alelacele İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrıldı.
***
Ama İsrail'le ilişkileri koparmak değil, günü kurtarmak gerekiyordu.
Seçimlere az zaman kalmıştı.
Onca mitingler, onca toplantılar onları bekliyordu.
Ve
Dolar almış başını gidiyordu.
İngiltere'de görüşmeler çoğalmıştı.
Üstelik röportajlar veriliyordu.
***
Bunlar olup biterken ülkemizde halkımızın dertleri üstüne dertler bindiriliyordu.
Bile bile insanlarımızın sinirleri geriliyordu.
Gerçi insanlarımız geçim derdiyle günlerini gün ediyor gibiydiler. Ama döviz arttıkça daldıkları derin uykudan uyanıyor gibiydiler.
İşte bu sırada İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener dedi ki:
"Ülkemizi uçuruma yuvarlanmaktan kurtarmak için yorgun şoförün elinden direksiyonu almak gerek. Önce uçuruma yuvarlanmaktan kurtulmak sonra huzur ve güvenle yola devam etmek gerek..."
Yorgun şoför!
Direksiyon...
Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Muharrem İnce'nin mitinglerindeki tansiyon...
Garip gelişmelerin olacağına gebeydi!..
***
Mübarek Ramazan ayı gelmişti.
Belli ki kurtarıcı rolü üstlenecekti yine.
Zenginleştirilmiş iftarlar.
Gecenin karanlıklarını yaran sahurlar.
Ve camileri dolduran dini bütün Müslümanlar.
Televizyon kanallarında anlatıp duran hatipler.
Onları uçuruma yuvarlanmaktan kurtaracaktı.
***
Ve derken.
Ramazanın ilk günü geçti.
Çevrelerine baktıklarında bir gariplik sezer oldular:
İnsanların bakışları.
Havanın kokusu.
Tatlı tatlı esen yelin getirdikleri.
Gülen yüzlerden yansıyan ışıltılar.
Adeta değişmişti.
Toplumda anlayamadıkları, sebebini bir türlü bulamadıkları bir değişim vardı!..
Hem de öyle bir değişim ki...
Zamanın.
Akışındaki.
Bu tuhaf.
Değişim.
Zamanı alıp sürükleyecek.
Kendilerini götürüp başkalarını getirecek... 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.