Türk Siyasetinin Çıkmaz Sokakları - Siyasetin Çatallı Dili

Bu kavga ve çatışmacı siyasetin mazisi en fazla on yıla dayanmaktadır.

Burada "siyasetin çatallı dili" sözüyle kastettiği şey sadece siyaset üslubudur ve bence Türk siyasetinin bugünkü "çıkmaz sokaklarının" başında da o siyaset üslubu gelmektedir.
 
Bu günün siyasetçilerinin çoğunluğu "sadece kendi saflarını sıkılaştırmak için" siyasetlerini muhayyel düşmanlara saldırarak yapmaktadırlar.
Bunun adı çatışmacı düşmanlık siyasetidir.
 
Bu sayede sizin saflarınız sıkılaşmaktadır ama mukabil olarak siyasi karşıtlarınız da bilenmekte onların da safları sıkılaşmaktadır. Sonuç ta ortadadır.


 
Kutuplaştırılmış ve birbirine düşman hale getirilmiş bir ülke.
Bu siyaset en sonunda duvara vurmaya mahkûmdur ve vuracaktır da.
Siyasetçi kendisinden olmayanı ihanetle suçlama hakkına sahip değildir hele de karşıtına asla vatan haini diyemez, bilmelidir ki aynı suçlama bir gün kendisine de yöneltilebilecektir.
 
Bunun sonu yoktur.
 
Bundan sonra söyleyeceklerim yaşça benden çok küçük olan çocuklarımız ve torunlarımız yaşlarında olanlaradır;
Onlar hemen sorabilirler;
 
Bu siyasetçilerin 1970 li yıllardaki karşılıkları da böyle miydi?
 
O zaman da siyasi polemikler vardı ve o zaman da sert polemikler oludu tabii ama karşıtlarına hitap ederken kullandıkları söylem asla böyle değildi.
 
Demirel veya Ecevit en sert söylemlerinde bile birbirlerine "bay Demirel" veya "bay Ecevit" derdi kantarın topuzunun kaçtığı zamanlarda da Demirel Ecevit için "hükümetin başı" da demişti.
 
Erbakan veya Türkeş kendilerinin kötü karikatürlerini yapan karikatüristlerin bir tekini bile mahkemeye vermediler.
Onlar birbirlerine asla ve asla "sen kimsin ya" diye hitap etmediler ve birbirlerine "ulan" demek akıllarından bile geçmedi.
Bana inanmayan genç arkadaşlarımız kendi annelerine veya babalarına sorsunlar onlar da aynen benim söylediklerimi söyleyeceklerdir.
 
BU KAVGA VE ÇATIŞMACI SİYASETİN MAZİSİ EN FAZLA ON YILA DAYANMAKTADIR.
 
Bundan sonra da "seçim kanunu"nu anlatacağım;
 
SEÇİM KANUNU
 
Bugünkü seçim kanunu da 12 eylül cuntasının yarattığı bir ucubedir.
 
Bu kanunda da "dünyanın hiç bir yerinde olmadığı kadar yüksek" bir seçim barajı vardır.
 
Bu baraj ile yüzde 2002 seçimlerinde yüzde 34 oy alan AKP meclis çoğunluğunun yüzde 68'ini sağlamıştır;
Ne kadar adil değil mi!!?
 
Bu barajdan herkes şikâyet etse de değiştirmeye kimse yanaşmamaktadır değiştirmezler çünkü o barajın adeta "etinden sütünden yününden" yani her şeyinden faydalanmaktadırlar.
İnsan kendi bindiği dalı keser mi?
Onlar da kesmemektedirler tabii.
 
Birkaç cümle de siyasetin usulü ile ilgili yazacağım;
Şimdi siyaset insanlara devletin imkânlarının dağıtılması ile yapılmaktadır.
Bunun adına da "sosyal devlet" denmektedir.
Fakir fukara iki paket makarna ve bir torba kömürle avutulmakta olsa da devletin kaymayını esas yiyenler siyaset mekanizmalarının üst kademelerindeki yandaşlardır onlara da ballı börekli ihaleler düşmektedir.
Ne kadar adil bir düzen!! Değil mi?
 
Bütün bunlar da üzerine tv ler vasıtasıyla yapılan propagandalardaki algı sosları dökülerek yapılmaktadır.
 
Bunun adı fiili olarak parti devletidir.
 
Ben kendi payıma parti devletine de devlet partisine de karşıyım ve muhalif olmaktan da gurur duyuyorum.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.