Suriye İç Savaşı ve Stratejik Göç Mühendisliği

Suriye İç Savaşı ve Stratejik Göç Mühendisliği

Bir önceki yazımda Suriye İç Savaşına neden olan emperyalist oyunları işlemiş ve yine bir emperyalist oyun olan Stratejik Göç Mühendisliği ile sonlandırmıştık.

Bu yazımda, Stratejik Göç Mühendisliği ile hedeflenen ve gerçekleştirenlerin ne olduğu üzerinde durmaya çalışacağım.



Kaynağı, 2008 yılında Harvard Üniversitesi Belfer Bilim ve Uluslararası Araştırma Merkezi tarafından İç Savaşlar dergisinde yayınlanan makale olan üst görselde, Stratejik Göç Mühendisliğinin Soykırım Yolu(Holocaust On The Road), Küresel Nüfus Azaltma Aracı(Global Depopulation) ve Savaş Silahı Olarak Göç(Immigration/Emigration As A Weapon of War) şeklinde ifade edildiği görülüyor.

Yine görselden, Türkiye ve Suriye’nin de içinde olduğu spesifik bir etki alanının hedeflendiği anlaşılıyor.

Görseldeki diğer metinler ise göçün zorla yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan nedenlere işaret ediyor: Görseldeki yazılı ifadeleri, bir önceki yazımda Göç Mühendisliğinin “Asimetrik Silah” olarak tanımlandığını hatırlayarak analiz ettiğimizde, Stratejik Göç Mühendisliğinin alt görselde de ifade ettiğim üzere iki ayrı sonucu hedeflediği çıkarımını yapmak mümkün.

Bu noktada, Stratejik Göç Mühendisliğine kısa bir ara vererek 2010 yılının sonlarına doğru Suriye’de yaşananlara dönelim.

18 Aralık 2010 tarihinde, Tunus’ta bir kişinin kendisini ateşe vermesiyle başlayan ve kısa bir sürede sosyal medya üzerinden Libya’ya oradan da Mısır’a sıçrayan, birkaç ay gibi çok kısa bir zamanda, iktidarları deviren bir toplumsal harekete dönüşen süreç, uluslararası kamuoyunda, Arap Baharı olarak adlandırılmıştır.

Suriye’de olaylar, Haseke bölgesinde Tunus’takine benzer şekilde bir göstericinin kendini yakması ile 26 Ocak 2011 tarihinde başlamış, 4-5 Şubat 2011 tarihlerinde de olaylar başkent Şam’a sıçramıştır.

Nisan 2011’de de ilk sığınmacı Kafilesi Açık Kapı Politikası kapsamında Türkiye’ye giriş yaptı.

Aşağıdaki görselin, Tunus’ta başlayıp Şam’a sıçrayan ve son olarak Nisan 2011 tarihinde Türkiye’ye gerçekleşen ilk göç kafilesi ile ilgili olaylar bütününün çok hızlı geliştiğini gösteriyor olması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum: Acaba bu süreç, önceden belirlenmiş bir plana uygun işletiliyor olabilir mi?


Tekrar Stratejik Göç Mühendisliği kavramına dönece olursak; Tunus’ta başlayıp Şam’a sıçrayan olaylar sonrasında, ilk göç kafilesinin Türkiye’ye yapılmış olması, büyük resimden aşağıya alıntıladığım ve göçü başlatmak için ihtiyaç duyulan tüm nedenlerin(kızartılmış olanlar) aktif hale geldiğini gösteriyor.


Bir önceki yazım ve buraya kadar ifade ettiklerimden, Suriye’den başlatılan göç için bir çıkarım yapmak gerekirse, 3 madde halinde özetlemek mümkün;

1. 1994 yılında GöçMühendisliği olarak ortaya atılan kavram ile bu kavramın bir Asimetrik Silah olarak tanımlandığı,

2. 2008 yılında ise Göç Mühendisliğinin, Stratejik Göç Mühendisliği olarak güncellendiği ve Asimetrik Silah şeklindeki benzetmenin de yeni tanımlama ile Savaş Silahı Olarak Göç şeklinde görüldüğü,

3. Ve zorla göçün başlatılması içinde öngörülen nedenlerin aktif hale getirildiği anlaşılıyor!

Bu özetimizden, 2010 yılı sonlarına doğru uygulanan Arap Baharı süreci için bir hazırlık olduğunu söylersek sanırım haksız sayılmayız.

İlk göç kafilesinin yapıldığı 2011 yılından günümüze kadar geçen sürede, kayıtlı sığınmacı sayısının 3.621.000, kayıtsız sığınmacı sayısının ise 1.500.000 olmak üzere toplam 5 milyonu geçtiğini görüyoruz.

Bir önceki ile birlikte bu yazımda Suriye İç Savaşı ve göçü gerçekleştiren nedenler üzerinde durmaya çalıştım.
Bundan sonraki yazılarımda ise devam etmekte olan göç hareketliliği, şu ana kadar yaşanan sorunlar ve önlem alınmaması halinde yaşanabilecek diğer sorunlarla birlikte göç sürecini tüm yönleriyle yazmaya devam edeceğim.

Haftaya, sonraki yazımda görüşmek üzere esenlikler dilerim.


 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
Cengiz Eryılmaz3 ay önce
konferansini dinledigim ama her defasinda faydalandigim bu konuyu isleyen m. sukruoglu na tesekurler