Terör Kıskacında Türkiye

Her Türk vatansever olmadığı gibi her Kürt de terörist değildir.

Türkiye, tarihinin en büyük ve cüretkâr terör tehdidiyle karşı karşıyadır. Ülkemizin bir bölümü deyim yerindeyse cayır cayır yanmaktadır. Kazılan hendeklerle yürünemez hale gelen yollar, yıkılmış binalar, hafif ve ağır silahların delik deşik ettiği evler ve kamu binaları, Afganistan, Suriye ve Irak gibi savaşın ortasındaki Ortadoğu ülkelerini andırmaktadır.

Devlet büyüklerimiz, Güneydoğu Anadolu bölgesinin bu noktaya gelmesinde çözüm sürecinin baş faktör olduğunu görmüş ardından devletimizin varlık ve otoritesini tekrar tesis etmek amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet Teşkilatını bölgede görevlendirmiştir. Mehmetçik ve Özel Harekatçılarımız başarılı operasyonlarına hala kararlılıkla devam ediyorlar. Ancak Türkiye’nin bu atmosferinde Galip Ensarioğlu ve Orhan Miroğlu gibi Akp milletvekillerinin ’’tekrar Öcalan’ın kapısını çalalım’’ ve ’’özerklik, öz yönetim ve başkanlık sistemi tartışılsın’’ türünden açıklamaları terörle mücadelenin ruhunu tahrip etmekte, toplumu derin bir düşünceye sevk ederek kuşku uyandırmaktadır. Terörle mücadele gibi bir konuya particilik ve ideolojik ön yargılarla yaklaşılması milli bir tavır değildir. Zira bu artık doğrudan milletin bekâsını ilgilendiren bir vatan meselesidir. Ve bu vatan meselesinde milletimizin dua ve desteği, atılan her doğru adımda devletimizin arkasında olacaktır. Ancak yapılacak iş ve icraatlarda şu gerçek göz ardı edilmemelidir ki; Her Türk vatansever olmadığı gibi her kürt de terörist değildir.

Düşürülen Rus uçağından sonra Hdp eş başkanı Demirtaş’ın Moskova’ya gitmesi ve Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’la görüşmesi asla bir tesadüf olarak görülmemelidir. Çünkü bölücü güruh tarih boyunca Türk milletinin ve devletinin düşmanı olan ülkelerle işbirliği yapmayı bir gelenek haline getirmiştir. Mossad ve CIA gibi yabancı istihbarat örgütleriyle pkk’nın ilişkileri artık uluslararası kamuoyunun bildiği bir gerçek iken uçak kriziyle birlikte Rus tarafının açıklamaları, önümüzdeki süreçte pkk ya açık yada gizli bir Rus desteğinin artarak devam edeceğini göstermektedir.
Bununla birlikte örgütün bahar aylarına doğru dağ kadrolarının büyük bölümünü şehre indirmek suretiyle terörü daha da tırmandırarak kent savaşları adıyla büyük bir ayaklanmaya kalkışacağı anlaşılmaktadır. Bebek katili Öcalan’ın ’’50 bin kişiyle halk savaşı olacak’’ dediği plan tam da bu işte. Yani emperyalizmin yüzyıllık Türkiye senaryosu aşama aşama sahneleniyor. Burada pkk’nın sinsi planı TSK’yı da tahrik ederek bir iç savaş çıkarmak ve böylelikle Türkiye’ye Birleşmiş Milletler ve Nato müdahalesi için zemin hazırlamaktır.

Biz açılım sürecinin ilk günlerinde çok samimi halisâne niyetlerle endişelerimizi dile getirip uyarılar yaptığımızda, Terör örgütüne güven olmaz, bu süreç pkk’yı şımartıp daha da azgınlaştıracak, örgüt bölgede alan hakimiyetini ele geçirecek dediğimizde, bir takım insanlar koro halinde bize saldırarak bizi kürt düşmanı olmakla, kandan beslenmekle, barış istememekle suçluyor, bazen de hızını alamayanlar bizi paralel yapıya hizmet etmekle itham ediyorlardı. Ancak ne kadar hazindir ki tarih bizi birkez daha haklı çıkarmıştır. Gelinen noktada güneydoğuda asıl paralel devlet yapılanmasını pkk terör örgütünün oluşturduğunu devletin ilgili birimleri açıklamışlardır. Öyle ki pkk birçok noktada mobese sistemi kurarak cadde ve sokakları gece gündüz izlemekte, vergi adı altında insanlardan haraç toplamakta, sözde askerlik şubeleri kurmakta, Kars Kağızman ilçemizde olduğu gibi sözde mahkemeler kurup insanları yargılayarak hüküm vermekte, öz savunma birlikleri adı altında yüzü maskeli militanlarca yol ve kimlik kontrolü yapabilmektedir. Nitekim sayın Cumhurbaşkanı, sayın Başbakan ve ilgili bakanlar ’’pkk’nın Türkiye dışına çıkması gerekirken çıkmadığını ve çözüm sürecini silah ve bomba depolamak için kullandığını’’ söyleyerek bir anlamda bizim söylediklerimizi teyit etmişlerdir. Acı ama gerçekler bunlardır.

Şimdi Türkiye’nin önünde iki yok iki seçenek vardır. Ya yürütülmekte olan terörle etkin mücadele sürecini gevşeterek vazgeçmek; hayatlarının baharında gencecik evlatlarımızın şehid olup al bayrağa sarılmasına, eşlerinin dul çocuklarının yetim kalmasına seyirci kalıp rıza göstermek yani kıyamete kadar bu terör belasıyla yaşamak yada radikal bir karar verip bunu uygulama safhasına geçirmek; Bin yıldır yaptığımız gibi kürtçe konuşan insanlarımızla kardeşçe kucaklaşmaya devam etmek ama bölücü terörün de kökünü kazımak, eşkiyanın zehirli bir yılan misali başını ezmek için gereğini yapmak. Kanaatimce ikinci seçenek daha cesurca olmasının yanı sıra daha akıllıcadır.

Tüm dünyadaki ve ülkemizdeki terörün amacı halkta korku, panik ve tedirginlik yaratmak olduğuna göre, bölücü teröre verilecek en anlamlı cevap dik durmak, sesimizi yükselterek korkmamaktır. Çünkü korkaklar her gün cesurlar ise sadece bir kez ölür.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.