Türkiye'de neler oluyor?

Bir tarafta milletini seven, devletine sadakatle bağlı, ay yıldızlı bayrağa sevdalı Ülkücü vatan evlatları, diğer tarafta ise güya öğrenci ya da farklı sıfatlarla canlı bomba adayları vardır.

Geçtiğimiz günlerde, Devlet ricalinden gecikmeli de olsa ’’terörist ve terörizm tanımı yeniden yapılsın’’ çıkışı geldi nihayet. Bizim yıllardır haykırarak söylediğimiz tam da budur işte. Medyanın ve birtakım devlet yöneticilerinin, üniversitelerde ve tüm Türkiye’de cereyan eden olaylar karşısında milletin gözünün içine bakarak yalan söylemek suretiyle ’’karşıt görüşlü öğrenciler ’’ diye yutturmaya çalıştıkları güruh aslında tescilli teröristlerdir ve bunların her biri potansiyel canlı bombadır.

Türk jetleri yıllardır kandil başta olmak üzere haftanin, metina, avaşin ve hakurk gibi pkk kamplarına belirli aralıklarla bomba yağdırıyor. Peki neden yapıyor bunu ? Bu kampların, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığını ortadan kaldırmaya yönelik düşmanca faaliyetlerin odağı olduğu için. Ancak tüm bu terör yuvalarındaki militanlardan sayısal anlamda kat be kat fazla öğrenci kılıklı terörist bu ülkenin özel ve devlet üniversitelerinde sözde öğrenci olarak barındığına göre, Türk jetlerinin asıl bombalaması gereken yer dağlar değil de bahse konu bu üniversiteler değil midir? Kesinlikle öyledir fakat burada kastedilen bomba, fiziki gerçek bombalar değil; bölücülük karşısında devletin demir yumruğu, terörü bitirme hususundaki kudret ve kararlılığıdır. Çünkü sivrisineklerle uğraşmak yerine sivrisinek üreten bataklığı kurutmak daha akıllıca ve faydalı olacaktır. Mesela üniversiteye haksız ve hileli girişlerin önünün kesilmesi, bu anlamda bir ilk adım olamaz mı? Zira Türkiye Cumhuriyeti üniversiteleri bölücü terör örgütü pkk için adeta bir ’’insan kaynakları departmanı’’ haline dönüştürülmüştür.

Dolayısıyla dağlardan ve kamplardan önce köşe bucak temizlenmesi gereken yer, son yıllarda pkk terörü için ana rahmi fonksiyonu gören üniversitelerdir. Üniversitede okurken eğitimini yarıda keserek bölücü terör örgütünün saflarına katılan yüzlerce öğrencinin olduğu istihbarat kaynaklarında mevcuttur. Esasında bu ’’örgütün saflarına katılma ’’ ifadesi de çok doğru bir ifade değildir. Çünkü bu öğrenci kılıklı şahıslar açık ve aleni bir şekilde terör örgütü üyesidirler ve pkk saflarındadırlar. Bu öğrenci kılıklı teröristlerin haki renk kıyafet giyen mekaplı teröristlerden tek farkı ise görev ve faaliyet alanlarının dağ değil de üniversiteler olmasıdır.

Nasıl ki bir doktorun hastasına koyacağı doğru bir teşhis, doğru tedavi yöntemlerini de beraberinde getiriyorsa ve böyle bir sürecin sonunda belki de bir insan hayatı kurtarılabiliyorsa; toplumsal meselelerin tetkik edilmesi sonucunda doğru teşhis konulması da bir millet için hayati öneme sahiptir. Şöyle ki; 2010 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde Hasan ŞİMŞEK ve 2015 yılında İzmir Ege Üniversitesinde Fırat ÇAKIROĞLU isimli vatansever öğrencileri katledenler, üniversitelere şaibeli bir şekilde giren sözde öğrenci özde teröristlerdir. Geçtiğimiz günlerde Ankara Kızılay’da canlı bomba olarak kendini patlatıp 37 kişinin ölümüne sebep olan Seher Çağla DEMİR’in de Balıkesir Üniversitesi öğrencisi olduğu ve terör propagandası yapmak suçundan hakim karşısına çıkarılıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı dikkate alındığında, üniversitelerde ve bu ülkenin sokaklarındaki sürekli görmezden gelinen, kamufle edilmeye çalışılan pkk gerçeği kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Üniversitelerde, vurdum duymaz Rektörler, Dekanlar, sözde akademisyenler ve idari kadronun terörist faaliyetlere göz yumması, bazen de doğrudan ya da dolaylı desteği sayesinde, dağa gönderilmek üzere militan devşirilmektedir. Tabi ki burada, yasa ve anayasada kaynaklı görevlerini tam olarak yerine getirmeyerek, bu sürece bilerek veya bilmeyerek katkı sağlayan güvenlik bürokrasisini de unutmamak gerekir.
O halde Türkiye’nin bu kangrenleşen sosyal hastalığı karşısında doğru teşhisi koyması bizden, doğru tedavi yöntemlerini uygulaması da Devlet Erk’inden olsun. Bu ülkenin üniversitelerinde ve sokaklarında ’’karşıt görüşlüler ’’ ya da ’’karşıt görüşlü öğrenciler ’’diye bir şey yoktur. Bu büyük ve iğrenç bir yalandır. Bir tarafta milletini seven, devletine sadakatle bağlı, ay yıldızlı bayrağa sevdalı Ülkücü vatan evlatları, diğer tarafta ise güya öğrenci ya da farklı sıfatlarla canlı bomba adayları vardır.

Hülasa 30 yılı aşkın bir süredir terör illeti sebebiyle ülkemizde suçsuz günahsız binlerce insan hayatını kaybetmiş haliyle de bu insanların anaları ve aileleri kan ağlamıştır. Son zamanların moda deyimiyle artık analar ağlamasın ve asıl çözüm süreci şimdi başlasın. Dedik ya Teşhis bizden tedavi devlet büyüklerimizden…

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.