Milliyetçiler, Özeleştiri, Kafa Karışıklığı -4-

 

Milli Mücadele döneminde; Osmanlıcılık-İslamcılık-Turancılık düşünce akımlarına tepki olarak ortaya çıkan Anadoluculuk, farklı düşüncedeki birçok aydın ve eliti etkileyen bir fikir oldu.   

 

Anadoluculuk  

Anadoluculuk; ilk olarak, 1917’de, Türk Ocağı içindeki bir grubun, büyük Türkçülük-küçük Türkçülük veya Türkiyecilik tartışması ile başladı.

1919’da; Mülkiye’de, Anadolu’yu Türk kültürünün gerçek kaynağı olarak gören bir düşünce olarak doğdu.

Milli Mücadele döneminde; farklı düşünceye sahip birçok aydın ve elitin, sempati ile baktığı bir harekete dönüştü.

Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’nda mağlup olması, Milli Mücadele ile Anadolu’nun Türk dünyasında öne çıkması, Turancılığa yönelik eleştiri, Osmanlı tutkusu ve İslami hassasiyet; bu düşünceyi doğuran-taraftar kazanmasına yol açan nedenlerdi.

Türkçü-Turancıların devlet kadrosunda yer aldığı ve kitle desteğinin olduğu Cumhuriyetin ilk yıllarında; Dergâh ve Anadolu mecmuaları etrafında toplanan bir grup aydın ile elitin tartıştığı, bir düşünceden başka bir şey değildi.

Kadrosu içinde; Mükrimin Halil İnanç, Mehmet Halit Bayrı, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Hilmi Ziya Ülken, Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Emin Erişirgil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Haydar Necib, İbrahim Hakkı Akyol, Doktor Rıza Nur, Faruk Nafiz Çamlıbel, Celaleddin Kemal, Necib Asım Yazıksız, İrfan Nabi, Rauf Yekta, Reşat Şemseddin Sirer, Şahabeddin Uzluk, Şemseddin Kemal ve Yahya Kemal Beyatlı yer aldı.        

 

Fikri Ayrışma

1924-1925 arasında, toplam 12 sayı halinde yayınlanan Anadolu Mecmuası; bu harekete güç kazandırdı ise de, ortaya çıkan düşünce ayrılığı bir dağılmaya yol açtı.

 

Temsilcileri 

Mükrimin Halil Yinanç, Remzi Oğuz Arık, Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) ve Nurettin Topçu; farklı dönemlerde ortaya çıkan, bu ideolojiye değişik yorum getirerek yapılandıran isimlerdir. Bunun dışında; kültürcü kanadının temsilcisi olarak kabul edilen, buna bir süre destek verdikten sonra bu görüşü terk eden Hilmi Ziya Ülken’den de söz edebiliriz.

 

Hilmi Ziya Ülken’in Memleketçiliği

Anadoluculuğun fikir babası olarak kabul edilen Hilmi Ziya Ülken; öğrencilik yıllarında, “Anadolu’yu Türk kültürünün gerçek kaynağı olarak gören” Türkçü bir grup içinde yer aldı. İdeolojik ayrışmada ise Anadoluculuğun “kültürcü” kanadında kaldı.

Kültürcü Anadoluculuk; Anadolu coğrafyası ile sınırlı Türk kültürü ve kaynaklarını ele alan, Anadolu’nun gerçek Türk kültürünü yansıttığını iddia eden bir görüştür. Buna göre; Türk kültürü, gerçek kimliğini Anadolu’da buldu. Anadolu; bu yeni kimliği ve tüm kültürel unsurları, harmanlayarak bütünleştiren en önemli unsurdur. Haliyle kişiliği ve kimliği belirleyen, Anadolu coğrafyasıdır.   

Ülken’e göre;

Anadolu; çok eski,  bir tarihe sahiptir. Farklı millet ve kültür ile medeniyete, ev sahipliği yapmıştır. Ancak; bu kültür-medeniyetlerin, birbirini tamamlayan bir özelliği vardır.

Türkler, 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu vatan yaptı. Yerleşik düzene geçerek, kavim kültürünü terk etti. Bu da; Oğuzlar arasında, eskisinden farklı yeni bir Türk kültürünü doğurdu. Evrensel bir dine mensup olma (İslamlaşma) avantajını kullandı, önceki medeniyetlerin mirasını geliştirerek millet haline geldi.  

1071 Tarihi; Türklerin, Anadolu’da millet haline gelmesinin miladıdır.

Ülken; bu tarih ile Mükrimin Halil Yinanç, Remzi Oğuz Arık, Nurettin Topçu’yla uzlaşırken, Cevat Şakir Kabaağaçlı’dan ayrılır.

Yine Ülken’e göre;

Vatan ve millet, bir bütünün iki parçasıdır. Zira milletin vücut bulması için vatan gereklidir. Bunun için de Anadolu, Türk ırkının millet haline geldiği bir coğrafyadır.

Irk ve millet, farklı anlamları olan kavramlardır. Millet, toplumların ulaşabildiği ve ulaşması gereken en son safhadır.

Türk milleti; etnik kökende Oğuz kavmine, vatanda Anadolu ve kısmen Rumeli’ye, dinde İslamiyet’e, medeniyette modern milletlerin medeniyetine bağlı; bir vatan üzerinde kültür birliğinin oluşmasından doğmuştur.     

Çağdaşlaşma; milleti değil, milletleşme; çağdaşlaşmayı doğurur.

Anadolu; Mezopotamya’da başlayan, Batı’ya geçen medeniyetin bir durağıdır.

 

Mükrimin Halil Yinanç’ın Anadolu İdeolojisi

Mükrimin Halil Yinanç; kader birliği, tarih, millet, kimlik konularındaki açıklamaları ile dikkati çeker.

Yinanç’a göre;

Turan gibi; geniş bir coğrafyada, kadar birliği olamaz.

Türk toplumu ve toplulukların tarihini, bir hanedan ile isimlendirmek; yani “Osmanlı Türkleri Tarihi, Selçuklu Türkleri Tarihi” demek, bilimsel açıdan doğru değildir. Doğru olan ise, “Anadolu Türkleri Tarihi veya Anadolu Tarihi” şeklinde isimlendirmektir.  

Bünyesinden birçok milleti çıkaran Türk ismini; sadece kendi milletimiz için kullanmak, ilmi açıdan doğru değildir. Haliyle yeni kurulan devlete; “Türkiye Cumhuriyeti”, milletine de “Türk Milleti” demek, diğer Türk milletlerine haksızlık olur. Doğru olan; bu devlete “Anadolu Türk Cumhuriyeti”, milletine de “Anadolu Türk Milleti” demek olur.

Coğrafya; milletin maddi varlığını, tarih-din ve örf ise; ruhunu oluşturur.

 

Remzi Oğuz Arık’ın Anadolu İdeolojisi

Arık’a göre;

Milliyetçi düşünce, statik ve dinamik olmak üzere iki kaynaktan beslenir. Statik veya değişmeyen; başta toprak, yani vatan olmak üzere din-dil-tarih ve soydur. Dinamik ya da değişen ise ülkü-iktisat birliğinden doğan; inkılapçılık, devletçilik, ilimcilik,  hürriyetçilik, köycülük ve ahlakçılıktır.

 

Nurettin Topçu’nun Anadoluculuk-İslam Sentezi

Topçu’ya göre;

Müslüman Türkler, 1071 Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu vatan yaptı. Anadolu’yu vatan yapan Türkler, göçebe hayattan çıkarak toprağa bağlandı.

Toprak-iktisadiyat ilişkisi; zaman içinde toplumsal-kültürel bir kaynaşmaya yol açarken, Selçuklu ve Osmanlı medeniyeti; yüksek kültürü doğurdu. Bunun kaynağı ise Sünni İslam anlayışı ve İslam tasavvuf felsefesi idi.  

Bu yüksek kültür; toplumsal birliği sağlarken, ülkü birliği de Anadolu Türkünü millet haline getirdi. Bunun için de toprak-emek; milletin iskeletini, İslam ise; milletin ruhunu oluşturur.

Coğrafya (Vatan-Anadolu) ve coğrafya ile bağlantılı kültüre dayalı millet tanımında, Sünni İslam anlayışı ve İslam tasavvuf felsefesine vurgu yaparken, dil ve soya da yer verir.           

Bunun dışında; üniter devleti, merkezi yönetimi, temsilde köylüyü öne çıkaran parlamenter sistemi, tarıma dayalı sosyalist ekonomiyi savunurken; modernizme, sanayileşmeye ve köylüyü sömüren mütegallibeye karşı çıktı.    

 

Mavi Anadolu Hareketi

Müslüman-Türk Anadolu tezine karşı ortaya konan; Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı) öncülük ettiği, Sabahattin Eyüboğlu-Azra Erhat-Orhan Burian-Vedat Günyol-Ekrem Akurgal-Nurullah Ataç-Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Adalet Cimcoz’un takipçisi olduğu, 1940’ta Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel’in siyasi alana taşıdığı bir düşünce hareketidir.

Coğrafya ve coğrafya bağlantılı kültür temeline dayalı bir millet tanımı vardır. Antik İyon medeniyetini, Anadolu Türk kültürünün miladı olarak kabul eder. Anadolu’nun, Yunan ve Roma medeniyeti ile Batı medeniyetinin kaynağı olduğunu savunur. Selçuklu ve Osmanlı medeniyetini ise önemsemez. Ancak; bunun, “Hititleri” Türk kabul eden düşünce ile bir ilgisi yoktur.        

 

Anadoluculuğun Analiz ve Yorumu

Anadoluculuk, Anadolu’yu; hem Türk kimliğini ortaya çıkaran ve Türkleri millet haline getiren, hem de batı medeniyetinin doğduğu bir alan olarak kabul eden bir görüştür.  

“Biz kimiz, nereye aitiz” sorusundan yola çıkarak, sadece vatan-tarih-medeniyet-millet-kimlik konularında değil, devlet yapısı-yönetim şekli-kültür-ahlak-ekonomi konularında da bir tanım-açıklama ortaya koydular. Haliyle düşünce akımı ötesinde,  ideolojik bir özelliği vardır. Bunun için Anadoluculuk; kimine göre daralmanın (Küçük Türkçülük), kimine göre de Batı’ya açılmanın ideolojisidir.

Cevat Şakir Kabaağaçlı hariç, fikrin babası kabul edilen Hilmi Ziya Ülken ile buna farklı yorum getirerek yapılandıran Mükrimin Halil Yinanç, Remzi Oğuz Arık ve Nurettin Topçu’nun;Anadolu-Anadolu ile bağlantılı, Türk-İslam kültürü ve medeniyetine(kültürel değerlere farklı ölçüde ağırlık verse de) dayalı bir millet tanımı vardır. Bu açıdan; Milli-İslami, bir özellik taşır.

Coğrafya; Anadolu, kültür; Müslüman Türklerin Anadolu’yu vatan yaptığı 1071’den itibaren oluşan maddi ve manevi değerler bütünü, medeniyet ise; Selçuklu ve Osmanlı medeniyetidir.

Ziya Gökalp’ı Turancılık ve modern millet tanımı açısından eleştirmiş iseler de; Hilmi Ziya Ülken-Mükrimin Halil Yinanç-Remzi Oğuz Arık’ın; Anadolu ölçeği ile Selçuklu-Osmanlı medeniyeti dışında, O’nun millet tanımında kullandığı tüm unsurlara yer verdiği görülüyor. Buna; “Küçük Türkçülük” denilmesinin, nedeni de budur.           

Türk Milleti varlığı ve Türk kimliğini, coğrafya (Vatan-Anadolu) kavramı ile güçlendirilmeyi amaçlayan bir hedefi vardır. Ancak; “yapay millet” algısına yol açan, bir yönü de bulunmaktadır. Bu;   Nurettin Topçu’nun milletleşme ile ilgili açıklamaları ve Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın evrensel-kimliksiz topluma götüren görüşünde de açıkça göze çarpar.

Toprak (Vatan-Anadolu) ve toprağa bağlılığı, milletleşmenin olmazsa olmazı olarak kabul eder.

Toprak olmadan; millet haline gelinemeyeceği, toprağa bağlı olmayan göçebe halkların; kavim toplumu ötesine gidemeyeceği ve medeniyet kuramayacağı görüşünü savunur.

Dil ve soy bağı olsa da;Türkiye dışındaki Türk halklarını, ayrı bir millet olarak kabul eder. Yani “Türkiye’deki Türk halkına Türk Milleti denir” gibi bir Türk milleti tanımı vardır. Bunun için; Türkiye dışında kalan Türklere karşı ilgisizdir, bir hak talebi de yoktur.

Milletleşmede, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinin önemli bir rolü olduğunu öne sürer. Bunu, Türklerin Müslüman olmasına bağlar. Bu da, “Türklerin; Müslüman olmadan önce, bir kültür ve medeniyeti yok muydu?” gibi bir soru ile karşılaştı.    

Nurettin Topçu; mekân-zaman-iktisadiyat-Sünni İslam otoritesi ve İslam tasavvuf felsefesine dayalı milletleşme açıklamasıyla, diğer Anadoluculardan ayrılır. Açıklaması, bir karışık kültür ve toplumu ifade eder. O’na göre; buna hayat veren, Sünni İslam-İslam tasavvuf felsefesidir. Bunun için; bunu, “Anadoluculuk-İslam Sentezi veya Türk-İslam Sentezi” olarak değerlendirenler de vardır.  

Sünni İslam’ı, birleştirici bir unsur olarak kabul eder. Diğer bir ifade ile “Türkiye’de yaşayan Sünni Müslümana Türk denirbenzeri bir Türk kimliği tanımı vardır. Bu da;  “Türkiye’de yaşayan Alevi ve Şii-Caferiler Türk değil mi? Anadolu’nun Türkleşmesinde payı olan Batını tasavvuf felsefesi ile ters düşmüyor mu?” gibi soruları doğurdu.  

Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın; milletleşmede, İyon medeniyetini milat kabul etmesi yanlıştır. Zira İyon, “Yunan” demektir. Bu da; kökü olmayan milletleşme ile evrensel-kimliksiz bir topluma götürür.    

Anadolucuların; milletleşme ile ilgili diğer açıklamaları, Gökalp’ın görüşü ile uyuşur, ancak; O’nun çağdaşlaşma açıklamasına ters düşer. Zira Ülken’e göre, çağdaşlaşma; milleti değil, milletleşme; çağdaşlaşmayı doğurur. Bu da; “ millet haline gelmek için, belirli bir kültür ve gelişmişlik düzeyine ulaşılması gerekmez mi?” sorusunu akla getirdi.

Ülken; Anadolu Türkünün millet haline gelmesini, Osmanlı’nın tabii bir sonucu olarak görür. Bu da; “Türkçüler olmasaydı, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti’ni milli devlet olarak kurmasaydı, Anadolu Türkü tebaa olmaktan çıkar mıydı?” sorusunu doğurdu.

Anadolucular; milleti, toplumların ulaştığı ya da ulaşması gereken en son hal olarak kabul ederken, Osmanlı’daki “tebaa” ile İslamcılıktaki “ümmet” kavramına karşı çıktılar. Bu da; İslamcıların tepkisine neden oldu.  

Özet olarak, Anadoluculuk; doğrusu-yanlışı-çelişkileri ile Milliyetçiler dışında, İslamcıları, Liberal ve Sosyalistleri etkileyen bir düşünce akımı ve ideoloji oldu. 

 

Milliyetçi Hareket’in 1945 Sonrası Değerlendirmesi   

Milliyetçilerin; 1945 sonrasında, 1900’lü yılların başındaki Türkçü Hareket ile kıyas edildiğinde; ne kültürel, ne de siyasi alanda önemli bir başarısı yoktur.

Neden?

Birincisi, tasfiye ve yasaklı hale gelmedir.   

II. Dünya Savaşı sonrasında; dünyada, ABD ve SSCB tarafı olmak gibi ikili bir blok oluştu. Bu da, milliyetçileri; hem ABD, hem de SSCB’nin hedefi yaptı.  

Ocak 1944’te; Mustafa Kemal’in halefi Fevzi Çakmak, genelkurmay başkanlığı görevinden istifa etti.

Eylül 1944’te; aralarında Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş gibi isimlerin yer aldığı, 23 kişi hakkında; “Irkçılık ve Turancılık” davası açıldı.

Bu dava; Türkiye’nin resmi ideoloji olan Türk milliyetçiliğinin terki, hükümet-sivil-askeri bürokrasideki milliyetçi kadrolar ile milliyetçi iş adamlarının tasfiyesi hakkında; ABD-SSCB’ye verilen bir mesajdı.

Temmuz 1946’da; Mustafa Kemal’in yakın çevresinden, yeni Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay; oğlu Haşmet Orbay’ın “Ankara Cinayeti” davasından 1 yıl hapse mahkûm olması ile görevinden istifa etti.

Temmuz 1946’da; Ankara’nın 17 yıllık valisi, belediye başkanı Nevzat Tandoğan intihar etti.

Ağustos 1946’da; Mustafa Kemal’in yakın çevresinden ve milliyetçi kimliği ile tanınan Başbakan Şükrü Saraçoğlu istifa etti.

1925’ten itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mühimmat üreten, ilk Türk uçak bombası ile denizaltılar için ilk Türk sualtı bombasını imal eden, ihracatını yapan Şakir Zümre; 1945 sonrasında, soba üretimine geçmek zorunda kaldı.

Mart 1949’da; Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil, Sütlüce’deki silah ve mühimmat fabrikasında, bilinmeyen bir nedenle meydana gelen patlama sonucu hayatını kaybetti.

Kısaca, 1945-1949 döneminde; Mustafa Kemal’in yakın çevresi ile milliyetçi ideolojiye sahip birçok siyasetçi-bürokrat-işadamı çeşitli gerekçe ve şekilde tasfiye olundu, Türk milliyetçiliği ideolojisi yasaklı hale geldi. Bu da; iktidarın, milliyetçilere; kapalı, liberallere ise açık olduğunu gösterdi.

 

Not; devamı, “Milliyetçiler, Özeleştiri, Kafa Karışıklığı” -5-‘te

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.