TÜRKİYE’NİN MİLLİ BİR EKONOMİK MODELE İHTİYACI VAR -2-

Madde; 12

Şekerde kota uygulamasına gidilmesi; şeker pancarı ekimi yapanlar ile Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TŞFAŞ) ve besicileri sıkıntıya soktu, özelleştirmenin yolunu açtı, sakaroz-nişasta bazlı şeker gıda imalat sanayinde pancar şekerinin yerini aldı.

Şekerde tekel olan Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TÜRKŞEKER); 1991-1992’de Konya (2), Kayseri (2), Amasya Şeker Fabrikası olmak üzere, 5 fabrikasını Pancar Ekicileri Kooperatifleri’ne (PANKOBİRLİK) devretti.

2000’de; IMF’nin dayatmasıyla, Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye ait, bazı fabrikaların satışına karar verildi.

Kütahya Şeker Fabrikası’nın % 56 hissesi, 2004’te; 24 milyon dolara, Torunlar-Kiler Ortaklığı’na satıldı. Ancak; arsasının 113 dönümlük kısmı, tapu anlaşmazlığı nedeniyle dava konusu oldu.

2005’te özelleştirme ile Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi’ne satılan Adapazarı Şeker Fabrikası, kotaya aykırı faaliyetinden dolayı yüklü bir maddi cezaya maruz kaldı. 2012’de; Bank Asya’ya olan borcu nedeniyle, iştiraki olan Temel Doğal Gıdalar ve Tarım Ürünleri Üretim-Pazarlama AŞ’ye devredildi. 2013’te de; 182 milyon TL’ye, Ülker Grubu’na satıldı. Bugün ise; fabrika yerinde, bir rezidans ve AVM yapılması düşünülüyor.

2008’de; Şeker Fabrikaları, “A, B, C, D, E, F” şeklinde gruplandırılarak blok satışına geçildi. Ancak, Şeker-İş Sendikası’nın itirazı ve Danıştay kararı ile yürütme durduruldu.

Özelleştirmedeki ısrarın nedeni nedir?

Türkiye’de; pancar şekeri üreten, toplam üretim kapasitesi 3,1 milyon ton olan; 25’i Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye (TÜRKŞEKER), 5’i Pancar Ekicileri Kooperatifleri’ne (PANKOBİRLİK), 3’ü özel teşebbüse ait 33 adet şeker fabrikası var.

Bunun dışında, nişasta bazlı şeker üreten; kotaya tabi 0,9 milyon ton kapasiteli “5”, kota dışı ihracata çalışan 0,4 milyon ton kapasiteli “5” olmak üzere, içinde Cargil gibi küresel bir şirketin yer aldığı, yerli veya yabancı ortaklı 10 şirket bulunuyor.

Kamış ve nişasta bazlı şeker üretim maliyeti, pancar şekerine göre daha ucuz. Bu nedenle de; nişasta bazlı şeker, gıda sanayinde pancar şekerinin yerini aldı.

2016-2017 döneminde; şeker arzı, şeker talebinin gerisinde kaldı. Şeker fiyatı yükseliş gösterirken, pancar şekerine olan ihtiyaç arttı.

Türkiye; şekerde kendi kendine yeterli bir ülke, tüketilen şekerin % 90’ı pancar, % 10’u ise nişasta bazlı.

Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ (TÜRKŞEKER); 25 şeker, 4 alkol, 5 makina, 1 elektromekanik aygıt, 1 tohum işleme fabrikası ve 1 şeker enstitüsü ile ülkemizin önde gelen kuruluşlarından biri.

TÜRKŞEKER’in pancar şekeri üretimindeki payı; 2002’de % 74 iken, 2016’da kota ve özelleştirme sonucu % 55’e düştü. Buna rağmen; fiyat istikrarını sağlayan, konu ve yapısı itibariyle stratejik önem arz eden, özellikle şeker kartelleri için engel teşkil eden özelliğe sahiptir. Özelleştirme; ısrarı da, bu nedene dayanır.

Madde; 13

TEKEL’in özelleştirilmesi sonucu içki-sigara piyasası küresel şirketlerin kontrolüne girdi, tütün ihraç eder iken ithal eder hale geldik, sigara tüketimi arttı, dar gelirli kaçak ve sarma sigaraya yöneldi.


2001’de, IMF dayatması ile TEKEL’in özelleştirilmesi kararlaştırıldı.

2003’te; TEKEL, 4’e bölünerek satışa arz edildi.

2004’te, TEKEL’in alkollü içecek bölümü; 14 fabrika ( İstanbul-İzmir- Gaziantep-Diyarbakır-Nevşehir-Ankara-Bilecik-Tekirdağ İçki Fabrikası, Yozgat Bira Fabrikası, Çanakkale Kanyak Fabrikası, Ürgüp-Elazığ-Şarköy-Kırıkkale Şarap Fabrikası) ve tüm aktifiyle, 292 milyon dolara, MEY İçki Sanayi ve Ticaret AŞ’ye (Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu) satıldı.

2003’te, İzmir Sigara Fabrikası kapatıldı.

2008’de; 6 sigara fabrikası (Adana, Bitlis, Maltepe, Malatya, Samsun, Tokat), tüm varlığıyla, 1 milyar 710 milyon dolara, British American Tobacco (BAT) şirketine devredildi.

Özelleştirme sonunda; TEKEL’in 7 sigara, 19 alkollü içecek, 1 kibrit, 1 ambalaj, 1 viskoz fabrikası; 10 tuzlası, 110 yaprak tütün işletmesi, 84 pazarlama müdürlüğü satıldı ya da kapatıldı. İçinde; “Ankara İkiz Kule-Bomonti-Mecidiyeköy-Paşa Limanı” gibi değerli mülklerin bulunduğu, mülkleri satıldı veya 49 yıllığına bazı vakıflara kiraya verildi.

Neticede;

Dünyanın 7. büyük tütün-sigara pazarı olan Türkiye’de; devlet, karlı bir iktisadi faaliyeti terk etti.

Alkollü içecekte; İngiliz DİAGEO, tütün-sigarada; Philip Morris-British American Tobacco (BAT)-Japan Tobacco İnt (R. J. Reynolds) hâkim bir konuma geldi.

Tütün ekici sayısı ve üretimi hızla düştü, tütün ihraç eder iken ithal eder hale geldik.

Sigara tüketimi arttı, dar gelirli kaçak ve sarma sigaraya yöneldi, kaçak içkiden zehirlenenler gündem konusu oldu.

Madde; 14

TEKEL mülklerinin satışı; özellikle alkollü içecek bölümü özelleştirmesi, bir şüphe ve eleştiriye yol açtı.


2004’te, TEKEL’in alkollü içecek bölümünü (14 fabrika ve tüm aktifiyle) 292 milyon dolara satın alan Nurol-Limak-Özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu; bunu 2006’da 810 milyon dolara ABD Texas Pacific Group’a, O’da 2011’de 2 milyar 100 milyon dolara dünya içki devi İngiliz DİAGEO şirketine devretti. Bu da; bir şüphe ve eleştiriyi doğurdu.

Madde; 15

Çayda devlet tekelinin kaldırılması, kalite ve ihracatı doğurmadı. Aksine mağduriyet yarattı, ithal çayın önü açıldı. 


1984’te; çayda devlet tekeli kaldırıldı, çay alımı-işleme ve satışı yerli yabancı sermayeye açıldı, yatırımı teşvik edildi.

263 adet küçük ölçekli çay işlemesi kuruldu, özel sektörün kurulu kapasitedeki payı % 60’a ulaştı.

Neticede;

Özel teşebbüs; kaliteye özen göstermedi, bazıları satın aldığı çay bedelini yıllarca ödemeyerek üreticiyi perişan etti.

Bugün; özel teşebbüse ait çay işletmelerinin ancak yarısı üretimini sürdürüyor, yerini büyük sermayeye bırakıyor.

Ünilever; Lipton, Teekane; Sir Winston Tea markasıyla yerli-yabancı çayı harmanlayarak piyasaya sunan çokuluslu şirketler. Bu yöntem ile piyasaya çay arz eden şirketlerin piyasadaki payı, % 30’a ulaştı, Haliyle çay ihracatı değil, çay ithalatı gibi bir durum ortaya çıktı.

Türkiye; 150.000-160.000 ton (yıllık) tüketimle, dünyanın en çok çay tüketen 5. ülkesi. Bu da; küresel şirketlerin, dikkatini çekiyor. Bunun dışında, bölge ile ilgili stratejik hesaplar var. Bunların önünde duran en önemli engel ise bir kamu kuruluşu olan ÇAYKUR.

ÇAYKUR’un özelleştirilmesi; “Karadeniz’de çay tarımı ile sanayisinin tasfiyesi” demek. Zira yerli çayın yerini, yabancı çayın alması gibi bir durum var.

Madde; 16

FİSKOBİRLİK’in işlevsiz kılınması, TMO’nun (Toprak Mahsulleri Ofisi) güç kaybetmesi; fındık üreticisini, fındık karteli ile baş başa bıraktı.


Türkiye; dünya fındık üretiminde % 70’lik bir paya sahip, ancak ihracatın % 46’sını başta Ferrero’nun yer aldığı Progıda ve Stelliferi gibi üç yabancı sermaye şirketi yapıyor. FİSKOBİRLİK’in işlevini yitirmesi, TMO’nun pasif kalması ise; fındık üreticisini yalnız bıraktı.

Madde; 17

“Türkiye’nin orman varlığı arttı” deniliyor. Ancak; İstanbul, Antalya, Muğla, Adana ve Mersin’deki orman kaybı dikkati çekiyor.


ORÜS’e ait işletmelerin özelleştirmesi, orman vasfını yitirdiği gerekçesiyle gerçek ve tüzel kişilere yapılan satış, üniversite ile turizmcilere tahsis edilen orman arazileri; İstanbul-Antalya-Muğla-Mersin-Adana gibi şehirlerde orman kaybına yol açtı.

Madde; 18

37 Yılda; 4,5 milyon hektarlık ekim-dikim, 7,2 milyon hektarlık çayır-mera alanı kayboldu. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsama alanındaki alanın, ancak % 20’sinde sulu tarım yapılıyor.


1980’de; 28,2 milyon hektarlık ekim-dikim, 21,8 milyon hektarlık çayır-mera alanı var iken, 2016’da; ekim dikim 23,7 milyon hektara, çayır-mera da 14,6 milyon hektara düştü.

Geçmişi 1970’li yıllara kadar gitmekle birlikte, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsama alanındaki “Adıyaman-Batman-Şanlıurfa-Diyarbakır-Gaziantep-Kilis-Mardin-Siirt ve Şırnak illeri” alanın, ancak % 20’sinde sulu tarım yapılıyor. Enerji yatırımında; % 80’e ulaşılmış ise de, sulama yatırımı durmuş gibi.

Madde; 19

Tahıl üretimindeki artış; nüfus artışı gerisinde kaldı, küçükbaş-büyükbaş hayvan sayısı; 1980’in bile gerisinde. 1980’de; tahıl ve hayvan ihraç eder iken, bugün ise ithalatçısı konumuna geldik.


1980’de nüfusunuz 43 milyon iken; 16,5 milyon ton buğday, 5,3 milyon ton arpa, 525 bin ton çavdar, 355 bin ton yulaf, 1,2 milyon ton mısır, 238 bin ton çeltik üretimi vardı.

Hayvan sayısı, sığır; 15,6 milyon, manda; 1 milyon, koyun; 46 milyon, keçi; 18,7 milyon baştı.

2016’da nüfusumuz 80 milyon (yaklaşık olarak) olmasına karşılık; 20,6 milyon ton buğday, 6,7 milyon ton arpa, 300 bin ton çavdar, 225 bin ton yulaf, 6,4 milyon ton mısır, 920 bin ton çeltik üretimimiz var.

Hayvan sayısı ise sığır; 14 milyon, manda; 142 bin, koyun; 30,9 milyon, keçi; 10,3 milyon baş oldu.

Haliyle 1980’de; tahıl ve ette kendi kendine yeterli ve ihracatçı iken, 2016’da ithalatçısı konumuna geldik. Tahıl ekim ve mera alanındaki önemli daralma ise; bunun, en önemli nedenidir.

Madde; 20

Kamu teşebbüsü; sanayi alanından çekildi, yerini özel teşebbüse bıraktı.


KİT’lere ait; özelleştirmeye alınan şeker-çay ile demiryolu araç, silah- madencilik-kimya sanayide kalan tesisler dışında, bir farika ve işletme kalmadı.

Madde; 21

Kamu teşebbüsüne ait birçok fabrika-işletme; bizzat, ya da satın alan tarafından kapatıldı.


TEKEL’in; İzmir Sigara Fabrikası, 110 yaprak tütün işletmesi,

SEK’in; Afyon-Bayburt-Çanakkale-Erzincan-Erzurum-Havsa-Yatağan-Diyarnakır İşletmeleri,

EBK’nin; Afyon-Kars-Bayburt-Bursa-Manisa Kastamonu-Gaziantep Kombinaları,

Sümerbank’ın; Adana-Erzincan-Şanlıurfa-Denizli-Bakırköy-Çanakkale-Nazilli-Bursa-İzmir-TESTAŞ Aydın-Beykoz Fabrikaları,

Sakarya Traktör Fabrikası, Manisa Kükürt İşletmesi, Gümüşhane Çimento Fabrikası,

ORÜS ’ün; Ulupınar- Pazarköy-Düzce-Ayancık-Bafra-Antalya-Bartın-Demirköy-Şavşat İşletmeleri,

SEKA’nın; Afyon-Dalaman-Akkuş tesisleri faaliyetine son verdi. Tabi ki bunlar, bazılarıdır.

Madde; 22

Ekonomik dönüşüm-rekabet-kriz sonucu; özel teşebbüse ait birçok fabrika-işletme kapandı, yerli büyük sermayede bile yaygın bir iflas yaşandı. Yerli büyük sermaye, milli olma özelliğini kaybetti. İmalat sanayi kollarında, yerli büyük sermaye ve küresel sermaye ile evlilik yapanlar hâkim konuma geldi. Bu da; imalat sanayi iş kolunda, fiyat kartelini doğurdu.


Madde; 23

İmalat sanayinde yabancı kontrol oranı, 
tütün ürünlerinde; % 87, motorlu kara taşıtlarında; % 44,8, temel eczacılık malzemelerinde % 42, kimyasallarda; % 40, elektrikli teçhizatta; % 28’dir. Tabi ki buna; yabancıların, borsadaki hisse payı dâhil değildir. Bunların % 56,4’ü ise orta-yüksek bir teknolojiye sahiptir.

Madde; 24

Özel teşebbüs; “daha az yerli üretim, daha fazla ticaret” düsturunu benimsedi.


Merkezdeki üretim tesisini; ya kapattı, ya da burasını merkez üssü gibi kullanacak bir şekilde daha küçük, esnek kapasiteli bir üretim tesisine dönüştürdü. Yani üretimi; uygun bir ülkede gerçekleştirirken, merkezi montaj hattı olarak kullandı.

Madde; 25

Özel teşebbüs, imalat sanayinde; emek yoğun, katma değeri az, çevreye zarar veren işkolunu tercih etti. İthal fiyatının düşük olması, ya da daha yüksek kar marjından istifade etme gibi nedenle; birçok malın üretiminden vazgeçti, ithalatına yöneldi.


Madde; 26

Yabancı sermaye; bazı üretim tesislerini, uygun bulduğu ülkeye taşıdı. Örneğin; General Electric ve Philips, ampul üretim faaliyetini Polonya’ya kaydırdı. Tekfen’in üretimi durdurması ile de; Türkiye, ampul ithal eden bir ülke oldu.


Madde; 27

Yerli büyük sermayenin; özelleştirme ile satın aldığı tesislerin yenilenmesi ve birkaç istisna dışında; katma değeri yüksek ve sanayileşme açısından önem arz eden metalürji-kimya-makine- elektronik imalat sanayi alanında yeni bir yatırımı yok. Öyle ki TÜPRAŞ, PETKİM, EREĞLİDEMİR’e, bir yenisini ilave edemedik.


Madde; 28

İhracat artışı üzerinde, bir dış ticaret açığı oluştu. İhracatı artırmak için daha çok ithalat yapmak zorundayız. Bu da; “dış ticaret açığının, daha da büyümesi” demektir.

Zira imalat sanayi; büyük ölçüde ithal girdiye bağlı ve katma değeri düşük mallar üretiyor. Geçmişte ürettiğimiz birçok malın ise; bugün, bir üretimi yok. Bırakınız; 4. sanayi devrimini, 2. sanayi devriminin hedefine bile ulaşmış değiliz.


Türkiye’nin 2016’da; 142,5 milyar dolarlık ihracatına karşılık, 198,6 milyar dolarlık ithalatı var.

İmalat sanayi ile ilgili olarak; 133,6 milyar dolarlık ihracata karşılık 167,2 milyar dolarlık ithalatı bulunuyor.

Gıda imalat sanayinde; “buğday, mısır, soya, kamış şekeri, süttozu, et, çay, yağlı tohum, ham bitkisel yağ, tütün” gibi birçok ithal girdinin yer aldığını görüyoruz. Tütün ithalatı, ihracatın üzerinde.

İddialı olduğumuz tekstil imalat sanayinde, pamuk-elyaf-iplik-kumaş-aksesuar-kimyasal vb ham-yarı mamul ve mamul ihracatımız; 7,5 milyar dolarda kalırken, ithalatımız 8,1 milyar dolar oldu. Her ne kadar hazır giyimde; 16,7 milyar dolarlık ihracatımız mevcut ise de, 2,7 milyar dolarlık ithalatımız var. Giderek artan ithal girdi payı ise dikkati çekiyor.

Kimyevi madde ve makinede, ithalata olan bağımlılığımız değişmedi. İplik-hazır giyim makinelerinin % 100’ünü, dokuma makinelerinin de % 78’ini ithal ediyoruz.

Ciddi bir deri ve ayakkabı imalat sanayimiz var ama dünya uluslararası ticaretteki payı % 1’in altında, ihracından çok ayakkabı ithal ediyoruz.

Motorlu kara taşıtları imalat sanayinde; 19,8 milyar dolarlık ihracata karşılık, 17,8 milyar dolarlık ithalat var. Yan sanayi ürünleri ile birlikte otomotiv endüstrisi toplam ihracatı, 24,2 milyar doları buldu. Güçlü bir yan sanayi olmasına rağmen; otomotiv sanayi, montaj sanayiden öteye gidemedi.

Beyaz eşya, elektrik ve elektronik imalat sanayinde; üretimi nerdeyse Çin’de yapıyoruz, geçmişte ürettiğimiz birçok malın üretiminden ise vazgeçtik.

Demir-Çelik imalat sanayinde; 10,6 milyar dolarlık ihracata karşılık, 12,3 milyar dolarlık ithalat var. Sektör; hammadde itibariyle büyük ölçüde dışa bağımlıdır. Zira cevher yetersizliği nedeni ile hurda veya kütük demiri ithal etmek zorundayız. Yassı demir üretiminde, henüz yeterli bir üretim kapasitesine ulaşamadık.

Çimento imalat sanayinde; adeta bir fiyat karteli var. İç pazar, dış pazara oranla daha avantajlı.

Katma değeri yüksek; metalürji, kimya, makine, elektronik imalat sanayinde almamız gereken çok mesafe var, birçok ürününde ithalatçı konumdayız.

Not; devamı, “Türkiye’nin Milli Bir Ekonomik Modele İhtiyacı Var” -3-‘te.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.