Türkiye'nin Milli Bir Ekonomik Modele İhtiyacı Var

Madde; 29

Sürekli olarak, “ikiz açık” denilen; hem cari, hem de bütçe açığı veren ülkelerden biri olduk. Ekonomisi kırılgan ülkelerin başında yer almamız, gelişmekte olan ülkeler içinde en yüksek faizi ödeyen iki ülkeden biri olmamız, bu iki nedene dayanır.

Son 14 yılın; cari açık toplamı, 520,3 milyar dolar. 


Türkiye, 2001’de; 3,7 milyar dolar cari fazla verirken, 2002’de; 0,6, 2003’te; 7,5, 2004’te; 14,4, 2005’te; 22,3, 2006’da; 32,2, 2007’de; 38,4, 2008’de; 41,5, 2009’da; 13,3, 2010’da; 46,6, 2011’de; 77, 2012’de; 49, 2013’te; 65, 2014’te; 45,8, 2015’te; 34,7, 2016’da da; 32,6 milyar dolar cari açık verdi.

Son 14 yılın; bütçe açığı toplamı, 346,7 milyar TL.

Bütçe açığı ise, 2001’de; 29, 2002’de; 40, 2003’te; 40,2, 2004’te; 30,3, 2005’te; 9,7, 2006’da; 3,9, 2007’de; 13,8, 2008’de; 17,4, 2009’da; 52,2, 2010’da; 39,6, 2011’de; 17,8, 2012’de; 28,8, 2013’te; 18,4, 2014’te; 22,7, 2015’te; 22,6, 2016’da da; 29,3 milyar TL oldu.

Madde; 30

2002-2017 (Haziran sonu) döneminde; 60 milyar dolarlık özelleştirme geliri sağlanmasına rağmen, brüt dış borç stoku; 302,8 milyar dolar, merkezi yönetim iç borç stoku da; 371,6 milyar TL arttı. Mega projeler için verilen hazine garantileri ise belli değil.


2001’de 113,5 milyar dolar, 2002’de 129,6 milyar dolar olan brüt dış borç stoku; 2017 Haziran sonunda 432,4 milyar dolara, yani GSMH’nın % 51,8’ine ulaştı. Bunun; 302,3 milyar doları özel, 129,3 milyar doları kamu, 0,8 milyar doları TC Merkez Bankası ile ilgilidir.

2001’de 18,7 milyar dolar, 2002’de 26,7 milyar dolar olan TC Merkez Bankası brüt döviz rezervi; 2013’te 135,6 milyar dolarla zirveye çıktıktan sonra, 2017 Haziran sonunda 109 milyar dolara düştü. Bunun; 18,5 milyar dolarlık kısmı ise altın rezervinden oluştu.

Merkezi yönetim iç borç stoku; 2002’de 149,9 milyar TL iken, 2017 Haziran sonunda 521,5 milyar TL oldu.

Hazine garantili dış borç stoku ise, 13,2 milyar dolar (2017 Haziran sonu). Bunun; büyük bir kısmı, TC Ziraat Bankası-Halkbank-Vakıfbank-T. Kalkınma Bankası ve T. Sınai Kalkınma Bankası’nın dış kredileri için verilmiş. Ancak; büyük projeler ile ilgili olarak, özel teşebbüsün kullandığı dış krediler için verilen garantiler ise belli değil.

Örneğin; Osmangazi Köprüsü’nün maliyeti, MAKYOL-NUROL Ortak Girişim Grubu açıklamasına göre 9,5 milyar dolar, Kalkınma Bakanlığı açıklamasına göre de 6,9 milyar dolar. Yapım-işletim süresi (22-17), araç sayısı ve geçiş ücreti dikkate alındığında, 11-12,7 milyar dolar gibi bir gelir garantisi ortaya çıkıyor.

Madde 31

Mali açıdan, dış kredi ve yabancı sermayeye bağlıyız. Bu da; sürekli ihtiyaç duyulan, vazgeçilmez bir özellik kazandı.


2017 Haziran sonu itibariyle;

Merkezi yönetim brüt borç stoku, 848,8 milyar TL. Bunun; 521,5 milyar TL’si iç, 327,3 milyar TL’si dış kaynaklı.

Brüt dış borç stoku, 432,4 milyar dolar (2017 Ağustos sonunda, 462, 4 milyar dolar) Bunun; 171,6 milyar doları banka ve finans kuruluşları, 130,7 milyar doları reel sektör, 129,3 milyar doları kamu, 0,8 milyar doları ise TC Merkez Bankası ile ilgili.

Yurtdışı yerleşiklerin mülkiyetindeki DİBS (devlet iç borçlanma senedi) stoku, 34,9 milyar dolar.

Yurtdışı yerleşiklerin yurtiçi yerleşik bankalardaki yabancı para mevduatı; 33,8 milyar dolar, TL mevduatı; 12,5 milyar dolar.

Yurtdışı yerleşiklerin hisse senedi stoku; 55,7 milyar dolar, borsada işlem gören büyük şirketlere ait hisselerdeki payı ise % 75’in üzerinde.

Son 11 yıllık doğrudan yabancı yatırımı, 165 milyar dolar.

Kaynağı belirsiz para, 42,5 milyar dolar.

Madde; 32

Bankalar; dış kredi, vatandaş banka bağımlısı oldu.


Banka ve finans kuruluşların nakdi krediler toplamı, 2 trilyon 59 milyar TL (2017 Temmuz sonu). Bunun; 1 trilyon 959 milyon TL’lık kısmı bankalar, kalanı ise finans kuruluşları ile ilgili.

Banka kredi-mevduat oranı, % 147. Yani topladığı 100 TL’lık mevduata karşılık, 147 TL’lık kredi vermiş. Haliyle bunun; önemli bir kısmını, dış kredi ile finanse etmiş.

Banka ve finans kuruluşların kullandırdığı bireysel krediler toplamı; 499 milyar TL, kredi kullanan kişi sayısı da 29 milyon (Takipteki krediler hariç). Bireysel kredilerin; % 38,1’i konut, % 17,4’ü kredi kartı, % 6,3’ü taşıt, % 38,2’si ihtiyaç ve diğer kredi özelliğinde. İhtiyaç kredi oranındaki yükseklik ise dikkati çekiyor. Zira bu, vatandaşın borcunu ödemede sıkıntı yaşadığını ve bankaya ne kadar bağımlı hale geldiğini gösteriyor.

Madde; 33

İç tasarruf açığı, git gide büyüdü.


Tasarrufun milli gelire oranı; 1998’de % 24, 2002’de 19,1, 2014’te % 14, 2016’da da % 13’tür.

Yatırımın milli gelire oranı ise; 1998’de % 24,3, 2002’de 17,3, 2015’te de % 22’dir.

1998’de yatırımın tamamı iç tasarruf ile finanse edilirken, 2002’de iç tasarruf fazlası oluştu.

2003’ten itibaren iç tasarruf açığı büyüdü, 8-9 puana kadar çıktı. Yani yatırımlar, artan ölçüde dış kredi ve yabancı sermaye ile finanse edildi.

Yatırımlar ise; sanayide değil, hizmetler sektöründe yoğunlaştı.

Madde; 34

Ekonomik büyüme, dış kredi ve yabancı sermayeye bağlı kaldı. Haliyle büyüme; istikrarlı olmadı, yeterli seviyeye ulaşamadı, sanal bir görüntü verdi.


Büyüme hızı; dış kredi ve yabancı sermaye girişinde arttı, çıkışında ise azaldı, hatta negatife dönüştü.

Yıllık ortalama büyüme hızı; 1946-2002 döneminde % 5,1 iken, 2003-2014 döneminde % 4,7’ye, son sekiz yılda % 3,3’e düştü. 2016’da % 2,9 olurken, 2017’de de; % 5 olması bekleniyor. Oysaki Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin, % 6-7 gibi bir büyüme hızına ulaşması gerekiyor.

Kazanmadan, tasarruf etmeden; harcayan, borçlanma ile zenginleşen bir ülkeyiz. Bu da; gerçek değil, sanal bir büyümedir.

Madde; 35

Gelir dağılımı, çok bozuldu.


Türkiye; dünyada dolar milyarderliğinde 12, gelir dağılımda 78. sırada yer alıyor.

29 milyon kişi, kredi borçlusu. 30 milyon kişi, sosyal yardıma muhtaç. 10 milyon kişi ise, sosyal yardımdan istifade ediyor.

Madde; 36

Türkiye; “yüksek risk, yüksek getiri” özelliğindeki yatırım fonlarının, müşterisi haline geldi.


Ekonomisi en kırılgan olan ülkelerin, başında yer alıyoruz.

FED’in faiz artışı sürecine girmesi, bol para döneminin kapanması, riski sevmeyen fonların girişini durdurdu. Haliyle Türkiye, “yüksek risk, yüksek getiri” özelliğindeki yatırım fonlarının müşterisi haline geldi. Tabi ki bu, normal bir durum değil. T. Varlık Fonu’nun oluşturulması da buna çözüm bulma amacını taşıyor.

Yastık altı altın, çare mi?

Türkiye’de; yastık altı altın miktarının en az 2 bin 200 ton, yani 100 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Bunun ekonomiye kazandırılması, haliyle kaynak açığının giderilmesi düşünülüyor. Geçmişteki uygulamalar ise; bunun, başarı şansının az olduğunu gösteriyor. Zira halk; bunu, kefen parası gibi görüyor. Bir de; varını yoğunu, taşa-toprağa bağladı.

Madde; 37

Yabancıya çalışıyoruz.


432 milyar dolarlık dış borcun; faiz yükü, 84,5 milyar dolar. 100 dolarlık doğrudan yabancı yatırıma karşılık, 22 dolar kar transferi var.

Örneğin, 2006-2015 dönemi doğrudan yabancı yatırımı; 121,4 milyar dolar (gayrimenkul yatırımı hariç), kar transferi 27,1 milyar dolar. Kar-doğrudan yatırım oranı ise, % 22,3. Yani doğrudan yatırımda da yabancı için karlı bir ülkeyiz.

Dünyada Yeni Bir Değişim ve Gelişim Yaşanıyor

2008 ABD Mortgage Krizi, küresel sistemi derinden sarstı. Büyük mali ve siyasi operasyonlara rağmen, krizin verdiği zarar giderilemediği gibi sistemdeki soruna çözüm bulunamadı. Bu da; “Neo-Liberal” sistemi, gözden düşürdü.

ABD Başkanı Donald Trump, “ABD’de; 37 yıldan bu yana, alışılmışın aksine” devletin ekonomiye müdahalesinden söz ediyor. Bu nedenle; küreselciler ile nasıl sonuçlanacağı belli olmayan çatışmaya, girmiş bir durumda.

Çin, “İpek Yolu” projesini uygulamaya koydu. Bu; ABD’nin deniz yolu kontrolünü bypass eden, çıkar alanı-dünya egemenliğine darbe vuran, Çin’i Avrupa’ya taşıyan bir projedir.

ABD’nin; Çin’i denizden kuşatması, Çin’in; Kuzey Kore ile ABD’ye mesaj vermesi, Güney Kore-Japonya’nın silahlandırılması, Pakistan’da Başbakan Navaz Şerif’in görevden alınması, Hindistan-Çin sınır çatışması, Myanmar olayları ve “Kürdistan Projesi” sadece bu nedene dayanmasa da bir nedeni budur.

Bu durumda; şöhret olmaya hazır Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un’nun üstlendiği rolü oynadığı, ABD Devlet Başkanı Donald Trump’un silah ticareti ile ülkesine önemli bir gelir sağladığı ve kendisini destek veren silah lobisinin yüzünü güldürdüğü görülüyor.

Putin iktidarıyla küreselcilerle bağlantılı oligarklara darbe vurarak doğal kaynaklarını kontrol altına alan Rusya; doğalgaz boru hatları ve Suriye atağı ile dünya eko-siyasetinde, ismi sık-sık geçen bir ülke oldu.

2016 Brexit Referandumu ile AB’den ayrılma kararı alan İngiltere, 2040’ta robotların çalıştığı fabrikaların plan ve programını yapıyor.

Fransa ve Almanya, ABD’den bağımsız bir dış siyaset izleme peşinde. Fransa’da Le Pen’in partisi ile Almanya’da AfD’nin başarısı; göçmen ve yabancı karşıtlığından çok, buna duyulan özlem ile ilgilidir. 

Almanya ve Çin’in; 2040 otomobil üretim programında, benzin veya dizel ile çalışan otomobil üretimi yok.

“Neo-Liberal” politikaların ideologları, “küresel sistem çatırdıyor” diye demeç veriyor.

Türkiye ise; 24 Ocak 1980 Kararları ile geçiş yaptığı, ithalat-tüketim-borçlanma-rant eksenli, “serbest piyasa” dense de tekelci-vurguncu görüntü sergileyen, adına “liberal ekonomi” denilen bir ekonomik modeli sürdürüyor, daha doğrusu sürdürmeye çalışıyor.

Başka ekonomik modele geçişi bir yana bırakın, bunun yapısında bile değişikliğe gidilmesi düşünülmüyor, düşünen siyasetçi ve teknokrat ise dışlanıyor. Zira bu, tehlikeli ve riskli görülüyor. Tabi ki bu dönüşüm ya da yapı değişikliğinin, halka çıkacak bir faturası var. Bu da; “itibar ve oy kaybetmek” demek. Ancak; bu, böyle gitmez, gidemez…

Milli Ekonomik Model

Türkiye’nin; Türk milletinin çıkarını her şeyin üstünde tutan, insan merkezli, plan-program-tasarruf-üretim-ihracata dayalı, kontrollü, kamu ve yerli-yabancı teşebbüsün içinde yer aldığı karma ekonomik bir modele ihtiyacı vardır.


Model; milletin çıkarını esas kabul eden, erdem ve liyakati öne çıkaran, yerli-yabancı teşebbüse yer vermekle birlikte, kamucu-halkçı-toplumcu bir özellik taşır. Yani milliyetçilik, erdem ve liyakat; ruhunu, kamucu-halkçı-toplumcu yönü ise bedenini oluşturur.

Türk Milletinin Çıkarını Her Şeyin Üstünde Tutmak

“Türk milletinin çıkarını her şeyin üstünde tutmak” demek; kişi-zümre-sınıf-yabancı çıkarın, milletin çıkarına aykırı ve üstün bir konumda olmaması demektir. Bu nedenle de; milliyetçi, toplumcu, halkçı, antiemperyalist bir özellik taşır.

İnsan Merkezli

Erdemli ve liyakatli toplum ile idealist (ülkücü) kadrolar olmadan, dünyanın en mükemmel ekonomik modeli inşa edilse bile; bunun sağlıklı işlemesi, başarılı olması mümkün değildir. Bu nedenle insana yatırım, en başta gelen yatırım olmalıdır.


Yeni Kapitalizm;

“Aşırı kar hırsı ve kısa yoldan köşe dönme” güdü ve düşünce-mantığı ile hareket eden, “daha az üretim, daha fazla ticaret” düsturunu benimseyen, özelleştirmeyi rant-kar kapısı gören, küresel sermayenin taşeronu olmaya hazır, milli çıkar-kimlikten yoksun bir sermaye grubunu, 

İşini kaybetmekle birlikte, özelleştirmeyi toplu para fırsatı olarak gören, “ne oldum” delisine dönerek elindeki toplu parayı çarçur eden, büyük şehirlerin yolunu tutan, işsiz kalmaya veya taşeron işçiliğe razı bir işçi düşünce-mantığını,

Çareyi başkasının yardım-desteğinde arayan, hemşeri-dini-etnik-mezhebi bağı öne çıkaran, etnik-mezhebi gruplar ya da tarikat ve cemaatleri sığınma yeri olarak gören, yüksek gelir gruplarının yaşam tarzına özenen, aşırı ben odaklı, görgü kurallarını hiçe sayan, hak-hukuk tanımayan, saldırgan-tantanacı-kavgacı davranışı benimseyen bir varoş kültürü ile kişiliği,

Ahde vefası olmayan bir personel politikasını,

Birbiri ile acımasızca yarışan, kimsenin kimseye güvenmediği, kolektif bilinç-kurumsal aidiyetten yoksun bir iş kültürünü,

Tasarrufu düşünmeyen, kazanmadan harcayan, borçlanma ile sanal refaha ulaşan, mutluluğu tüketimde arayan, tüketim çılgını bir bireyi,

Kişilik bozukluğu ve “aile içi kavga, kadına karşı şiddet, boşanma, evlilik dışı ilişki, evlilik dışı çocuk sahibi olma, cinayet, intihar” gibi, aile ile topluma zarar veren olayları,

“Ne pahasına olursa, olsun” deyip, lüküs hayatı yaşamak için çareyi illegalitede arayan, para babası olan, ya da fuhuş-hırsızlık-dolandırıcı-gasp-uyuşturucu çetelerinin malzemesi haline gelen ve Mega Kenttin karanlık sokaklarında kaybolan insanları,

Her an endişe içinde yaşayan borç zengini ve “nerde, nasıl” para kazandığı belli olmayan bir kesimi,

Aşırı ben odaklı, ilkesiz-ilgisiz-samimiyetsiz ve sorumsuz bir kişiyi,

Sosyal olmayan, yalnızlığı-yalnız yaşamayı tercih eden, mutluluğu sanal âlem-AVM-futbol-tatil-eğlence-cinsellik-yarışma v.b şeylerde arayan bir insanı,

Mali kriz, iş, istikbal, adalet, güvenlik endişesi taşıyan kuşkucu bir toplumu,

Kendi kabuğuna çekilmiş birey ile görgü kurallarından yoksun, hak hukuk tanımayan, her şeyi istismar eden, tantanacı-kavgacı-şovmen özellikteki bir bireyi,

Üçte biri çalışmayan-okumayan bir gençliği,

“İşe yarıyorum, o halde varım” noktasına gelen insanı,

Doğurdu.

Kısaca, sağlıksız toplum ile mutsuz bir insanı üretti. Haliyle böyle bir düşünce mantığından, başarı-huzur ve mutluluk beklenemez.

Çözüm ise “ben; biz olduğumda, ben olduğumu anladım!” sözünde saklıdır. Bu da; erdem-liyakati öne çıkaran, milli bir eğitim ve kültür politikasını gerekli kılar.

İstihdam plan-programı çerçevesinde 18 yaşına giren her genci meslek sahibi yapan, ahlak-yetenek-kaliteyi öne çıkaran bir eğitim-öğretim sistemi inşa edilmeli.

Fırsat eşitliğine aykırı, sömürü ve istismara açık paralı eğitime son verilmeli.

İşçi-köylü-işveren-esnaf-serbest meslek erbabı-kadın-gençlik, gerçek anlamda örgütlü ve eğitimli kılınmalı.

Millet ve devlete sahip çıkan, erdemli, liyakatli, tasarruf eden ve üreten bir toplum vücuda getirilmelidir.

Bu; hem milli, hem de demokratik bir özellik taşır.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.