Yeni Dünya Düzeni -30-

 

30 Ocak 1976’da; Başbakan Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel ile ilgili “Hayali Mobilya İhracatı” hakkındaki iddia, TBMM’de gündem konusu oldu. Bunun incelenmesi amacıyla da bir hazırlık komisyonunun kurulması istendi. Ancak; bu,  AP’li milletvekilleri tarafından, “Başbakan ile ne ilgisi var” denilerek reddedildi.

İnceleme komisyonunun kurulmasını isteyenler ise; “Yahya Demirel’in, amcası Süleyman Demirel’in nüfusunu kullanarak haksız kazanç sağladığı” temelinden hareket ederek, hükümetin düşürülmesini hedefliyordu.

6 Şubat’ta; Yahya Demirel’in, bir gazinoda Hasan Heybetli tarafından tabanca ile vurulması, olayın “Hayali Mobilya İhracatı” ile bir ilgisi var mı gibi, bir soruyu akla getirdi.

25 Şubat’ta; Hayali mobilya ihracatını belgeleyen rapor, Gümrük Bakanlığı ve Karadeniz Ereğlisi Savcılığı’na gönderildi. Yahya Demirel de; “3 yılda, 20 milyon TL vergi iadesi aldığını” açıkladı. 

Dosyayı inceleyen Karadeniz Ereğlisi Savcısı; Yahya Demirel hakkında, yurtdışına çıkma yasağı ve tutuklama kararı verdi. Ardından Yahya Demirel, Ankara’dan İzmir’e kaçtı ise de tutuklandı. Tutuklanan Ereğli eski Gümrük Baş Memuru Mehmet Çağlı, Gümrük Kolcusu Osman Güçlü ile birlikte Karadeniz Ereğlisi Cezaevi’ne kondu. 

Davanın görülmesine, Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Bu nedenle; sanıklar, Karadeniz Ereğlisi’nden Zonguldak’a gönderildi. Tahliye talebi ise reddedildi.

Davada;  Yahya Demirel’in, % 75 vergi iadesi aldığı ceviz yatak odasının aslında sunta parçası olduğu, beyanda bulunduğu İsviçre’deki firmanın ise gerçekte var olmadığı anlaşıldı.

Dava sonucunda; hakkında 4 yıl hapis cezası verildi ise de, 1978’de bir yolunu bulup İsviçre’ye kaçtı.

Hacı Ali Demirel Hakkında Meclis Araştırması İstenmesi

2 Nisan 1976’da; 3 milyon TL’lık ipotek karşılığında, 80 milyon TL’lık kredi sağlayan Hacı Ali Demirel’in ortağının şirketi hakkında, meclis araştırması istendi. Ancak; bu, AP milletvekilleri tarafından reddedildi. 

Lockheed Skandalı

Lockheed Skandalı ile ilgili soruşturmada; Lockheed-Martin’in yeminli denetçisinin ABD Senatosu’nda verdiği ifadede, “Şirketin; uçak satabilmek için, 1971-1975 yılları arasında, Hollanda-Japonya-İtalya ve Türkiye’deki askeri yetkililere, 24 milyon dolar rüşvet verdiği” açığa çıktı.  

Rüşvet olayı; ilgili ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de bir bomba etkisi yarattı. Zira Türkiye; Aeritalia şirketinden, 1974-1975 yıllarında, Lockheed-Martin lisansı ile üretilen, 40 adet savaş uçağı alımına başlamıştı. Bu da; hem TBMM, hem de Genelkurmay Başkanlığı’nda, iddiaları araştırmak için birer komisyon kurulmasını zorunlu kıldı.

Aeritalia’nın; Eylül 1975’te deprem felaketine uğrayan Lice’de bir okul yapılması için Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Emin Alpkaya’ya 30.000 dolar verdiğinin açığa çıkması, O’nun bundan Semih Sancar’ın da bilgisi olduğunu söylemesine karşılık, Sancar’ın bunu reddetmesi; O’nu şaibeli bir konuma soktu. Haliyle Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Emin Alpkaya; Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Başbakan Süleyman Demirel’in tavsiye ve zorlamasıyla, 5 Mart 1976’da istifa etmek zorunda kaldı.    

7 Nisan’da; savaş uçağı alımında adı rüşvet olayına karışan Hava Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Emin Alpkaya hakkında, Genelkurmay Başkanlığı Mahkemesi’nde bir dava açıldı.

Dava; 30 Nisan’da, sonuçlandı. Alpkaya; beraat ederken, Lockheed’in Türkiye Temsilcisi Altay Kolektif Şirketi sahibi Nezih Dural tutuklandı.

Kararı; Genelkurmay Başkanı Sancar temyiz etti ise de, Askeri Yargıtay onayladı. Haliyle bu karar, birçok kişiyi tatmin etmedi; Lockheed Skandalı, arka planı bilinmeyen bir olay olarak kaldı.

Yıllar sonra, Demirel’in bu konudaki soruya olan cevabı ise; “ Lockheed bir muammadır. Üzerinde çok uğraşılmış, ancak bir şey çıkarılamamıştır. Biz üstümüze düşeni yaptık. Çok iyi yaptık” şeklinde oldu.

Sonuç olarak, Lockheed Skandalı; silah şirketleri arasındaki kavga ile  ABD silah ambargosunun delinmesi, Ordu içindeki ekiplerin çekişmesi gibi bir durumu açığa çıkaran olay oldu.       

Orgeneral İrfan Özaydınlı’nın İstifa Etmesi     

12 Mayıs 1976’da, Demirel; Hava Kuvvetleri Komutanlığına, Orgeneral İrfan Özaydınlı yerine Korgeneral Cemal Engin’i atadı. Bunun üzerine;  İrfan Özaydınlı, kararnamenin iptaline yönelik bir dava açtı. Bu sefer de Demirel; Cemal Engin ile ilgili atama kararını geri alıp, Orgeneral Ethem Ayan’ı Hava Kuvvetleri Komutanlığına atadı. Haliyle İrfan Özaydınlı, istifa etti.  

DİSK’in Yasal Yoldan Hükümeti Düşürme Planı

18 Ağustos 1976’da; DİSK, Milliyetçi Cephe iktidarını yasal yoldan düşürmek için “genel yas” ilan etti, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne (DGM) karşı da pasif bir direnişi başlattı.

Pasif direniş nedeniyle Aliağa Rafinerisi, Ereğli Demir Çelik Fabrikaları gibi ülke için hayati önem taşıyan iki tesiste üretim durdu.

Savcılar; pasif direniş sergileyen işçi ve sendikacılar hakkında soruşturma açtı, DGM; direnen işçi ve sendikacılar için tutuklama kararı aldı. DİSK ise; 18 Eylül’ü, genel grev günü olarak ilan etti.  

Genel greve; DİSK’e bağlı 100.000’in üzerinde işçi katıldı, başta Aliağa Rafinerisi, Ereğli Demir Çelik Fabrikaları olmak üzere birçok fabrika ve işyerinde üretim ve temel hizmetler durdu, İstanbul’da da benzin sıkıntısı baş gösterdi.

DİSK yöneticileri hakkında, tutuklama kararı verildi. DİSK genel merkezi arandı, karar defterlerine el kondu.

İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk; Ankara Belediye Başkanı CHP’li Vedat Dalokay’ı görevden aldı, Ankara Valiliği; siyasetle uğraştığı gerekçesi ile TÖB-DER’i kapattı. Ancak; Danıştay, her iki kararı da iptal etti.

CHP’li İstanbul Belediyesi’nde; maaş alamayan memur ve işçiler, Belediye Sarayı’nı işgal etti. İşgal, maaş ve ikramiyelerin dağıtımı ile son buldu.

DGM’lerin Görev Süresinin Dolması

11 Ekim 1975’te, Devlet Güvenlik Mahkemesi Kuruluş Kanunu’nun, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesinden sonra; CHP’nin karşı çıkmasıyla bunun devamını sağlayacak bir yasa değişikliğine gidilemedi. Haliyle 11 Ekim 1976’da; DGM’nin görev süresi doldu, dava dosyaları normal mahkemelere devredildi.

Enerji Sorununa Çözüm Bulunması  

13 Kasım 1976’da, SSCB ile elektrik alışverişi anlaşması imzalandı. Bunu; elektrik alışverişini de içeren, “Türkiye-Bulgaristan ekonomik protokolü” izledi. 986 km uzunluğundaki Kerkük-Yumurtalık boru hattının hizmete girmesi ise Türkiye’ye ucuz petrol imkânı sağladı.

IMF’nin Kredi Musluğunu Kapatması ve Döviz Krizi

I. Milliyetçi Cephe Hükümeti döneminde; düşük oranda olsa da, ard arda kur ayarlamasına gidildi. Doların uluslararası alanda değer kaybetmesi ile bütçe açığı ve döviz rezervindeki azalış ise bunun nedeni idi.   

1 Mart 1977’de;  % 27’lik bir devalüasyona gidildi, 1 dolar; 14 TL’den, 17,5 TL’ye yükseldi. Buna rağmen; IMF (Uluslararası Para Fonu), yeni kredi için, bunu yeterli bulmadı, erken seçim ile seçim sonrasında yapılacak % 20’lik bir devalüasyonu şart koştu. Bu da; TC Merkez Bankası çeklerinin, Japonya ve İsviçre’deki bankalarda karşılıksız kalmasına, ithal edilen malların ise yüklemede beklemesine yol açtı.  

Erken Seçim Kararı

5 Nisan 1977’de; hükümetin talebi ve TBMM’de alınan karar gereğince, 5 Haziran’da erken genel seçimlere gidilmesi kabul edildi.     

Kanlı 1 Mayıs

DİSK; 1 Mayıs 1977’de, “İşçi Bayramı Kutlaması” amacıyla, Taksim’de bir miting düzenlemeyi kararlaştırdı.

Tertip Komitesi’nin; İstanbul Valiliği ve İstanbul Emniyeti ile yaptığı görüşmeler sonunda, meydandaki iç güvenlik DİSK’e, dış güvenlik ise emniyet güçlerine bırakıldı.   

DİSK öncülüğünde yapılan, çeşitli sol sivil toplum kuruluşlarının katıldığı İşçi Bayramı kutlaması; 1 Mayıs’ın sabahında başladı. Taksim’e varan yollardan gelen yürüyüşçüler Meydan’da toplandı.

Sayısı 200.000’e ulaşan kalabalığa, yürüyüş kolunda bazı Maoist grupların katılması; DİSK görevlileri tarafından önce engellendi, daha sonra da alan çevresinde bulunmasına müsaade edildi.

Saat 19.00’da; DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının bitimine doğru, çevreden gelen silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binası ve Intercontinental Oteli (The Marmara Oteli) üstünden, kalabalığa ateş edildiği söylendi. Paniğe kapılan kalabalık, özellikle Kazancı Yokuşu’na yöneldi. Ancak; yol, bir kamyonla kapalı olduğundan, birçok kişi ezilme ve boğulma sonucu hayatını kaybetti.

Olay sonucunda; 28’i ezilme ve boğulma, 5’i silahla vurulma, 1’i panzer altında kalma şeklinde, toplam 34 kişi hayatını kaybetti, 130 kişi yaralandı.  Üzerinde duruldu ise de; olayın, fail ya da failleri bulunamadı.

Aslında ne oldu?  

1974 affı ile cezaevinden tahliye olan sol kadro; cezaevi sürecindeki tartışma, değerlendirme ve ayrışmanın sonucu olarak yeni birçok örgüt kurdu. Bunlar; öne çıkmada, bir yarış içine girdi. Bu da; yeni bir ayrışma, bölünme ve sol örgütler arasındaki çatışmayı doğurdu. 1 Mayıs 1977’ye gelindiğinde de; solda, böyle bir görüntü vardı.

Öyle ki 12 Mart öncesinde, solda; yan yana olan Sovyet, Çin, Latin Amerika’yı örnek alan kulvarlar vardı. Ancak; 12 Mart sonrasında, bunların iç kulvarları oluştu. Moskovacı blokta; TİP, TSİP, TKP, Pekinci blokta; Halkın Sesi, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği, Moskovacı ve Pekinci olmayı tercih etmeyen THKP-C kökenli blokta ise; Dev-Yol, Kurtuluş, MLSPB (Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği) vb gruplar ortaya çıktı.

DİSK; 1976’daki 1 Mayıs Taksim Mitingindeki katılımdan cesaret alarak, tüm sol grupları bir çatı altında toplamaya vesile olacak, DİSK’in gövde gösterisine dönüşecek, görkemli bir miting düzenlemek istiyordu.

DİSK’in o dönemdeki genel sekreteri ve 1 Mayıs 1977 mitingi tertip komitesi başkanı olan Mehmet Karaca; Maocu “Halkın Yolu-Halkın Kurtuluşu-Halkın Birliği” hariç, tüm sol grupları mitinge davet etti. Bunların ise; ancak, “bireysel olarak, mitinge katılabileceğini“ söyledi.

Birbirine yakın siyasete sahip olmakla birlikte kavgalı olan Dev-Yol; Beşiktaş-Dolmabahçe, Kurtuluş; Saraçhane-Tarlabaşı yolu üzerinden alana giriş yaptı. 

Mitingin sonuna doğru, alana toplu halde girmeye çalışan Maoist “Halkın Yolu-Halkın Kurtuluşu-Halkın Birliği” grupları; DİSK görevlileri tarafından durduruldu. Ancak; bir olaya sebebiyet vermemek için, alanın çevresinde kalmasına müsaade edildi.

Meydanda; Moskovacıdan, Pekinciye; bağımsız Sol gruplardan, Kawa gibi siyasi Kürtçülere kadar; marjinal solda yer alan her grup ile etnik gruplar vardı. Her an olay çıkacak gibi bir gerginlik yaşanıyordu. Bu da; sadece bir kıvılcıma bakıyordu. Nitekim de öyle oldu.

AP-MSP Gerginliği

29 Mayıs 1977’de; Beyşehir’de, AP ve MSP’liler arasında çıkan kavgada, bir MSP’li hayatını kaybetti. Bu; 8 Mayıs’ta seçim gezisine çıkmak üzere Esenboğa Havaalanı’na gelen Demirel’in taşlanmasından sonra, AP ve MSP’liler arasında cereyan eden ikinci önemli olay oldu.

Ecevit’e Suikast ve Suikast İhbarı

29 Mayıs 1977’de,  İzmir’de yapılacak miting için Çiğli Havaalanı’na gelen Ecevit; seçim otobüsüne binmek üzere iken, bir polis memurunun silahının ateş alması sonucu yara almaktan kurtuldu, sıyıran kurşun ise arkasında yer alan Mehmet İsvan’a saplandı.

Polisin; Çiğli Karakolu’nda görevli olmasına karşılık, Türkiye’de 3 tane bulunan, deneme aşamasında olan ve zehirli mermi atabilen ABD yapımı Tengas marka bir silahı taşıması ise dikkati çekti.

Olaydan 4 gün sonra, Demirel; Ecevit’e gönderdiği bir mektup ile “3 Haziran’da; Taksim’de yapacağı miting sırasında, Sheraton Oteli’nin üst katlarından birinden, dürbünlü tüfekle ateş edileceği” istihbaratını verdi. Ancak; yapılan mitingde, herhangi bir olay çıkmadı.

KKK Orgeneral Namık Kemal Ersun’un Darbe Olayı   

1 Haziran 1977’de, MHP’ye yakın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun ve 200 subay; darbe yapacağı gerekçesiyle, Yüksek Askeri Şura’ya 3 ay kala, resen emekli edildi.

30 Ağustos Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda, alınan karar ile de ihraç edilen subay sayısı 850’e ulaştı.

Bunların arasında; Orgeneral Suat Aktulga ile orgeneralliğe terfi etmesi beklenen Korgeneral Musa Öğün ve Korgeneral Recai Engin gibi yüksek rütbeli subaylar vardı. Ersun’un ekibi içinde bulunan Orgeneral Nurettin Ersin’e ise dokunulmadı. 

16 Şubat 1977’de görev süresi bir yıl uzatılan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar; görevde kalırken, Kara Kuvvetleri Komutanlığına bir atama yapılamadı. Zira Cumhurbaşkanı Korutürk; I. Ordu Komutanı Orgeneral Adnan Ersöz’ü,  Başbakan Demirel ise; III. Ordu Komutanı Orgeneral Ali Fethi Esener’i tercih etti ve ısrarcı oldu.  

Neticede; 5 Eylül 1977’de, Alparslan Türkeş’in önerisi ve Başbakan Demirel ile Cumhurbaşkanı Korutürk’ün mutabakatı sonucu, Sancar’ın istekli görülmemesine rağmen, Ege Ordusu Komutanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanlığına atandı.

Adnan Ersöz, emekli oldu. 13 Temmuz 1978’de, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı görevine getirildi.

Nurettin Ersin, I. Ordu Komutanı oldu.     

Aslında ne odu?

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun’un; 30 Ağustos 1977’de, genelkurmay başkanı olması bekleniyordu. Ancak; bu, Sancar’ın karşı olduğu, Korutürk ve Demirel’in ise düşünmediği bir durumdu. Bunun yanı sıra; Milliyetçi çizgide olmasına rağmen, Türkeş ile de arası iyi değildi.  

16 Şubat 1977’de; Sancar’ın görev süresi, bir yıl uzatılarak, genelkurmay başkanı olmasının önü kapandı.

Kanlı 1 Mayıs, Yeşilköy Havaalanı ve Sirkeci Garı’nın bombalanması, Ecevit’e suikast ve suikast ihbarı; gerginliğe yol açarken, bir darbe söylentisini doğurdu. Bu da; Ersun ve ekibini hedef haline getirdi.

Oysaki ard arda gelişen olaylar, küresel bir bağlantıyı işaret ediyordu. Buna karşılık; Ersun, ABD’nin darbe için destek vereceği bir düşünce ve mantığa sahip değildi.

Ersun’un resen emekli edilişinden sonra, askeri hiyerarşi gereğince Ersöz öne çıktı. Hakkında, “solcu olduğu” söylentisinin çıkması ise; O’nu, sağın hedefi yaptı. Oysaki Ersöz; “Devletçi-Kemalist” bir görüşe sahipti, liberal ekonomik politikalara da karşıydı.     

Ersun’un darbe girişimi, “var mıydı, yok muydu” sorusu bir sır olarak kaldı. Ancak; Ersun ekibinin tasfiyesiyle, 12 Eylül Darbesi’ni gerçekleştiren Kenan Evren ve arkadaşlarının, önü açıldığı da bir gerçek. Bu da; darbeden ziyade bir komployu akla getiriyor. 

5 Haziran 1977 Genel Seçimleri

5 Haziran 1977 genel seçimlerinde, CHP; % 41,38,  AP; % 36,89,  MSP; % 8,56, MHP; % 6,42, Bağımsızlar; % 2,50, CGP; % 1,87, DP; % 1,85 oranında oy aldı.

CHP; 213, AP; 189, MSP; 24, MHP; 16, CGP; 3, DP; 1 milletvekili çıkardı. Haliyle hiçbir parti, hükümeti tek başına kuracak bir güce ulaşamadı. Bu da; tekrar sırası ile Ecevit, Demirel koalisyon hükümeti görüşmelerini başlattı.

 

Not; Devamı, “Yeni Dünya Düzeni "31"de

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.