Az gittim uz gittim

Şimdi nere geldik desek bilmiyorum; Ne geldiğim yeri ne konduğum dalı tanıyamıyorum.; Muallak gibi havada kalan gideceğim yollar muamma , kara kargalar kadar akıl yokmuş bende.

Şimdi nere geldik desek bilmiyorum; Ne geldiğim yeri ne konduğum dalı tanıyamıyorum.; Muallak gibi havada kalan gideceğim yollar muamma , kara kargalar kadar akıl yokmuş bende. Derdim zannettiğim birçok şey, meğer benim derdim değilmiş. İnsanların üzerime destursuz yükledikleri şeylermiş.

Dert ki ömrümüzün ağacıdır; kimi gün su verdiğin. “Derdim" deyip kalbimizde ve zihnimizde taşıyacak isek onu, ömrüne değmeli insanın. Oysa ne çok şeye; "değmezmiş meğer". Acıyla doğurduklarım var benim ,sevincime göz aydınlığıma kattığım. Acıya doyuranlar var birde ekmek katığı yediğim. Avaz avaz bağıramadım hiç birinde; utandım. Sevincimden utandım, sevinemeyeler alınır diye, acılarımdan utandım benden çok acı çekenler vardır diye.

Şimdi yağmur öncesi gökyüzü gibi sancılı ruhum yine, biriktirdiklerim var içimden çıkamayan biriktirdiklerinin altında kalmak da var; neyi biriktirdiğine dikkat etmek lazımmış zira insan, biriktirdikleri kadarmış. İnsanın etini, kemiğini bıraktığı bir dünyada bunca derdi, telâşı, kaygıyı yüklenmek niye? Bir avuç köz ciğerimde ,bir tutam katran kalbimin üzerinde ve karnımın içinde çırpınırken ölen kelebekler; musalla taşının üzerinde uzun bir gölge yalınkılıç, binlerce kez yatırıp boynumu vuran ve sesim gibi çıkmayan nefesim  lanetlenmiş bedenimden. Ayaza kesiyor ellerim  kışı severken ; on milyon yıl yaz baharın sıcaklığından çekinirken ,oh olsun sana diyorum sona kalan dona kalırmış; kala kala kara kış kaldı sana alem mevsimini erkenden seçerken.



Zaireci dükkânı önüne sataşan kuşlar gibi bütün uğursuzlukları saldı Tanrı üstüme; oysa mavi boncukları biriktirmiştim  tek bir göğüs için de ! herkese mavi boncuk dağıtanlar kadar şanslı olamadım. Bir tekmeyle savurdum sonra hepsini kirli bir suya, bir bir yuttu zavallı balıklar onları; acının zehri, avunun rengiymiş  meğer ters gelip öldü hepsi . Maviden nefret ettim o anda uğursuzluk siyahta değil mavideymiş anladım, ben onları  karınca duası gibi biriktirirken  umutlandım .Sonra siyah kırlangıçlar havalandı göğsümden sessiz sedasız. Geri geleceklerdi biliyordum peşlerinden el salladım. Kursaklarında bir selam halesi ile gelip bin umut kusacaklardı. Dans edecektim sonra şu tarladaki korkuluğun samandan ellerini tutup. Olmayan gözlerine bakıp ..

Korkuluklar kalp çalmazlar değil mi ? Çalıp kırıp aldatmazlar. Sonra mı? Sonra  bende onu aldığım yere bırakıp ,mandanın yuva yaptığı söğüt dalına çıkıp hayırlı olsuna gidecem bir paket kahve alıp. Konuşuruz belki oradan buradan ,dudaklarımdan parçalanıp üstüme dökülen kırmızı nardan. Haberi yok annemin lekelenmiş bluzumdan,alel acele çıkarıp ters giydim korkumdan. Karanlık basmadan çıkmam lazım buradan ama ayakkabılarım yapıştı kaldıramıyorum bu çamurlu kaygan yoldan. Bir puhu sesi duyuyorum” hu hu,hu hu “ diye tepemde ki  koca çamdan. Panikle düşüyorum avuçlarım kesiliyor taş parçalarından. “Korkutma beni diyorum ödüm patlar çabuk kırılır dökülür  sonra bak benim yüreğim kırmızı camdan. Sonra bir küçük sincap çıkarıp taştan bir kalp verdi ağaç kovuğundan. Kıymetli değildi ya onun için bir kaç ceviz bir kaç fındıktan. Aldım koydum cebime bir  kızıl gerdan kalbi kadardı, atmasa da şu an; çok meşgul  Tanrı belki bir ara görüp  bir çift kanat takardı , uçup gider bi kalpsizin göğsüne konar orada atardı. Sen pamuklara sar dedim ;cılız cılız atan şu camdan yüreğini kendime, haraç mezat satılmıyor ki pazarda  sakatat niyetine, muhtaç olma bir daha kimsenin taş kalbine ! Az gittim uz gittim altı ay bir güz gittim. Hep gittim, hep gittim. Gelmeyenlere gittim gelecekler diye gittim, gelmeseler de  gittim.

Her şey herkes sussa da ve Tanrı dahi unutsa da! Koşmaktan bitap düşen ayaklarım şahit. Nere gittim? Neden gittim?Kime gittim? Kimden gittim..                                
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.