Hayta Celâl Sen Şehit mi oldun Oğul?

Rabbim tüm evladını kaybedenlere peygamber sabrı versin, dillerde kelimeler, cümleler tükendi artık.

Hayta Celâl; Muharrem’in oğlu Berrin'in can paresi Celâl. Sizler bizler Türkiye/Fransa maç sonucu galibiyetine sevinç naraları atarken. Gök ekin gibi biçilenlerin kervanına katılıp cennet bahçelerinde gelincik olup açılan Celâl.
 
Önce arkadaşımın whatsapp durumundaki yazıyı okudum. Diyordu ki; “Annelerin vatanı çocuklarıdır şehitler ölmezmiş, gidin sorun bakalım anasına ölüyor mu ölmüyor mu?” Yüreğim hopladı dedim yine şehit var, sonra resme dikkatlice bakınca Allah'ım ne göreyim küçük Celâl, polis babasının oğlu. Binbir meşakkatle büyüyüp asker olan Celâl. Sağ gibi, tabuta sığmayan yiğit,  mermi yemis, havan yemiş ciğeri solmuş, yıkılıp toprağa düşmüş Celâl. Sonra 35 gün direnmiş babasının deyimiyle inatçı Celâl, kolunu kanadını kırıp sevdiklerinin, kendi kuş olmaya karar vermiş, melek olmaya niyet etmiş Celâl; gamzesindeki çukura ay yıldızı doldurmuş, yıldız yıldız gülüyor, güneş gibi parlıyor Celâl.
 
 Ahhh be yavrum Celâl Halıma sigara düşürüp yakmıştınız hani Burak’la sabaha kadar oturduğunuz günlerde. Sonra annemin selamı var diye küçük bi hediye alıp vermiştin bana,   mahçup muzip gülümseyip kaş altından. Sakarya'ya sığınamayıp arkadaşlarını özleyip kaçıp kaçıp yanımıza gelen Celâl, Utangaç güzel gözlerinden öptüğüm Celâl. Halıya düşürdüğünüz ateşin izi yıllardır çıkmamışken yüreğimize düşürdüğün ateşler nasıl söne ki?


 
Oyy, soyadı gibi hayta Celalim Şehadet haberini aldığımda dizlerimin bağı çözüldü, bütün çocukluğun film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Ben can çekiştiysem o lahzada annenin hali ne oldu Celâl! Aradım anneni ki dünyanın en zor şeyi imiş Allah sabrını artırsın demek. Düğünün için aramak isterdim ölümün için değil kuzum,  “bugün yolculadık teyzesi” dedi, “nasıl bir tören yaptılar oğluma biliyor musun? Herkes onu kıskandı” dedi annen. Kıskanırlar tabi dedim. Rabbim onu, o da seni taçlandırdı, sana gelinsiz düğün mü yaptılar cennet kuşu Celâl?
 
Bilmiyordum oğlum, bilmiyordum kuzum, bir aydır can çekistiğini, annenin babanın bin bir umutla elleri dilleri duada hastane köşelerinde bekleştiğini bilmiyordum. Kendi derdime düştüm oğul beni affet Celâl, beni affet Celâl in annesi can dostum arkadaşım sen Celallenme şehit Celâl, bak yine villalara, rezidanslara milyar dolarlık katlara değil mütevazı Allah'ın fakirlerinin evlerine yakıştı hem şehitlik, hem hilâl!
 
Anaların ağzına dua yakışırdı ağıtlar değil,  sonra özledim geller, bayramda seyranda umutla beklemeler. Gelemese de toprak altında olmasın dağ ardında olsun da diye teselli edip kendini bi sonra ki bayrama ertelemeler. Şimdi nere baksın kapılara bakamayan gözler? Gökyüzünde hangi kuşun kanat çırpışında arasın, hangi yıldızın pırıltısında ?Umutsuzca başını eğip toprağı mi sevsin şimdi çocuk başını okşayan eller?. Bir hilâl uğruna diye diye batan güneşler. Birazda kendi elini taşın altına koyar mı ki, arsız arsız onların tertemiz kanı üstünden beslenen yürüyen leşler!
 
Rabbim tüm evladını kaybedenlere peygamber sabrı versin, dillerde kelimeler, cümleler tükendi artık.

Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.