Terör 4.0 ve Yeni Ortaçağ (The New Medieval)

“Oku!” diye başlayan ama okumayan dinin mensuplarının bari duasını ben yaptırayım: Allah aklımızı ve analitik aksiyonumuzu arttırsın.

Yeni Zelanda’daki katliam hakkında sosyal medyada böyle bir girizgâh yapmıştık: Öncelikle 50 cana rahmet diliyoruz, terörü ve terörün oyunlaştırılmasını kınıyoruz. Bu vakanın “Hıristiyanî Terör” gibi sunulması yanlıştır, karşıtını da (yani bizleri) aynı şekilde işin içine çeker. Ki mevzu yeni bir süreci imliyor.
 
Başlığın ilk kısmında yararlandığımız Mustafa Çatalkaya’nın olay sonrası tespitleri: “Bu katliamın yapılış tarzı dehşet verici. Adeta bir video oyunu sahnesi gibi; tamamen belirli açılar, arka plan sesleri, gündüz olmasına rağmen flaşör kullanılması, hiç ama hiç normal değil. Sanki ‘Katliam Kültürüne’ yeni bir boyut kazandırmayı hedeflemiş ve yıllarca süren bir zihinsel altyapının (masumların öldürüldüğü video oyunları) üzerine inşa edilen bir ders gibi. Hırsıza yol öğretmek derler ya, işte öyle bir şey…
 
Olayın dehşet verici bir başka boyutu da şu: 30 yaş üstü ve 30 yaş altı insanlar olarak bu görüntüleri seyrederken aynı şeyleri hissettiğimizden emin olamayız. Bizim hissettiğimiz dehşetin ölçüsünce onlarda bir hayranlık ve özenti oluşturmadığına emin olamayız. Yepyeni bir çığır açıldı. Bu katliam yeni bir 11 Eylül olacaktır. Sonuçlar açısından nereye varır bilemem ama artçılarının olacağı kesin.”


 
Bana bile kendini bir oyun sahnesi gibi hissettiren tekno-terör ve özellikle teröristin silahının tarihsel pano olarak servisi olayın karşılıklılık ilkesiyle yeryüzüne yayılacağının işaretleri. Canımız yandı ama yangına körükle gitmek bizim cenah adına Küresel Efendilerin bizden beklentisi zaten.
 
Başlığın ikinci kısmında yararlandığımız Yalçın Küçük’ün çeyrek yüzyıl önceki öngörüleri:[1]
 
  • Orta çağ, bir yeteneksizler yönetimidir. Parçalı, taşralı, kentlerin tekrar köye çevrildiği,
  • ‘inanıyorum, öyleyse doğrudur’ ilkesinin yönetim dogması olduğu bir dönemde yönetebilmek için yeteneksiz olmak gerekiyor.
  • Yönetilenler ve yönetenler birbirini benzetiyorlar.
  • Din egemendir. Orta çağda dünya iki dinî merkez arasında çatışma etrafında dönüyor.
  • Tüccar, önde geliyor.
  • Orta çağ simyacılar çağıdır.
  • Orta çağ, ilk çağdan gelen değerleri yıkma dönemidir.
  • Dünya materyalisttir; maddî kırım gerekiyor.
  • Orta çağa geçmek için yıkım gerek.
 
Bu uyarıları dünya meteorolojisinde peyderpey görebiliyoruz. Endüstriyel tasarımlarla birlikte daha çok şiddet, daha çok korku göreceğiz ve daha çok güvenlik endişesi yaşayacağız demek ki..
 
Parçaları birleştirerek yap-boz’u tamamlamak bâbında son kertede Prof. Anıl Çeçen’den istifade edelim. O da ‘Şehir Devletlerine Doğru (20 – 200 – 2000 – 5000)’ makalesinde der ki:
 
 “21.yy’a 200 ulus devlet ile giren  Dünya, bu yüzyıldan çıkarken 2000 devlete sahip olarak 22.yy’a girecektir. Yeni yüzyılın koşullarında  5 kıtada 2000  eyalet devletinin  yer alabilmesi için Küresel Şirketlerin elbirliği içinde  ulus devletlerin siyasal ve hukuksal yapıları ile oynadıkları görülmektedir.
 
Küreselleşme akımının başlamasıyla birlikte bütün dünya  savaş ve iç çatışma alanlarına dönüştürülmüştür. Bütün etnik gruplar, dinî cemaatler  ve kültürel toplulukların   Küresel Şirketlerin desteği ve yönlendirmesiyle  yaşadıkları bölgede kendi eyalet devletlerini oluşturmaya doğru yönlendirildikleri  ve bu  amaçla Batı Kapitalist Sistemi tarafından desteklendikleri  çeşitli olaylar ile doğrulanmaktadır.”
 
Oku!” diye başlayan ama okumayan dinin mensuplarının bari duasını ben yaptırayım:
 
Allah aklımızı ve analitik aksiyonumuzu arttırsın.
 

[1] Yirminci Yüzyılın Orta Çağı (Quo Vadimus / Nereye Gidiyoruz)
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.