Al Bayraktan Gök Bayrağa (Doğu Türkistan)

Atatürk, “Al bayraktan gök bayrağa selam olsun” mesajını verdikten sonra çevresindekilere vasiyet eder gibi şunu söyler: “O kardeşlerimize yardımcı olun. O bayrak bizim bayrağımızdır.”

Konya Türk Ocağı’nda, UYGUR ÖZERK BÖLGESİ konulu toplantıya katıldım. Uygur/Doğu Türkistan Türklerinden Abdülhamit Karahan, Erkin Emet’in sunum yaptığı toplantıyı Uygur Akademisi, Ahde Vefa Turan Birliği, Konya Tür Ocağı düzenledi.
 
Sunumda dinlediklerimi ve birkaç anımı sizlerle bölüşmek istiyorum.

 
DOĞU TÜRKİSTAN:
 
Uygur Özerk Bölgesi (Şarki Türkistan yahut Doğu Türkistan da dediğimiz bölge) Çin Halk Cumhuriyeti’nin Batı’sında, Çinlilerin egemenliği altında, yüzölçümü Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde, Türklerin en eski tarih, kültür ve uygarlıklarının bulunduğu bir bölge. Petrol dahil, birçok madenin bulunduğu stratejik önem taşıyan bir yer.
 
Sunucuların söylediklerine göre bugün Doğu Türkistan’da 25 milyon kadar Türk yaşıyor.

 
TÜRKLERİN İLK YURTLARI:
 
Türklerin tarihte bilinen ilk yurtları, bugünkü Doğu Türkistan ve çevresidir. Buralarda, M.Ö. 2. Yüzyıldan günümüze kadar; Asya Hunları, Göktürk Devletleri, Uygurlar, Hazarlar gibi devletler kurulmuştur. Yani Çinlilerin egemenliği altındaki Doğu Türkistan/Uygur toprakları Türk toprağıdır, uzun süre Türklerin egemenlikleri kalmıştır.
 
Çinliler 12 Kasım 1933’te kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni kuruluşundan bir süre sonra egemenlikleri altına almışlar, o günden beri Türkler, Doğu Türkistan’da, özerk bir bölgede, Çin devletine bağlı, azınlık ırk olarak varlıklarını sürdürmekteler.
 
Çinliler Doğu Türkistan (Şarki Türkistan), Uygur Bölgesi’ne bilinçli olarak,  “Sincan (Sinkiank/UNUTULMUŞ BÖLGE) demekteler.
 

 
DOĞU TÜRKİSTAN’DA İNSAN HAKLARI:
 
Sunucuların anlattıklarına göre Çinliler Doğu Türkistan’daki Türklere yıllardır rûhî ve bedenî sıkıntılar çektirmekteler. Anlatılanlara göre orada insan hakları ihlali vardır. Hastanelerde ölenlerin cesetlerini vermeme, esir kamplarında çalıştırma, aile bireylerini birbirlerinden ayırma, her Türk ailesine yetişkin bir Çinli’yi zorunlu konuk etme (çokça erkek, bazen kız) gibi.

 
SUUDİ ARABİSTAN ANILARIM:
 
Önceleri Suudi Arabistan’da, birer süre kalmış, günlükler tutmuştum. O günlüklerden ikisini özet olarak aktarıyorum.
 
1- 23.12.2003 SALI-MEKKE. Çinli Mahmut’a sordum, ‘benim dört çocuğum var, sizin?’ İşaretle anlatmaya çalıştı (Üç parmağını gösterdi). “Bizde üçten fazla çocuk yasak. Gelirler elini bağlarlar (polisler) götürürler. Annenin kolundan iğne vururlar. Karnına iğne kakarlar, iki üç aylık çocuğu (sanırım ana karnındaki) öldürürler…
 
Uygur Hatunları giyiniş, yürüyüş, yapı ve özellikleriyle Türk kadınının destanlarda anlatılan özelliklerini olduğu gibi koruyorlar. Bir defe yaşları ne olursa olsun, çok dinç, dinamik ve sportifler. Yüzleri aynen Anadolu Türk köylerindeki kadınlarımız gibi açık, zayıf ve zarif yapılılar.
 
2- 07.11.2005 Pazartesi-MEKKE. Şarki Türkistanlı (Doğu Türkistan) kadınlarımız Mekke’nin cadde, sokak ve kaldırımlarında giysi, oyuncak vs satıyorlar. Bu kadınlardan birisine sordum: Neredensin? “Sincan, Çeyna!..”
 
‘Biz oraya Şarki Türkistan deriz, siz neden öyle söylediniz?’ Önce kuşkuyla yüzüme bakan bu kan ve din kardeşim toparlandı; Türk olduğumu anladıktan sonra sağ elini ağzına uzattı, dudaklarını kapattı ve sonra hafif bir sesle: “şarki Türkistan demek yasak. Öyle dersek devlet bizi kovar, oradan çıkarır.” Dedi, içim cız etti.

 
İNSANCA YAŞAMA HAKKI:
 
Çinli Konuk Projesi” (?) ile evinizde bir Çinli gencin yatıp kalkmasını mecbûren kabul edeceksiniz, cenâzenizin bedeni nerede, ne oldu bilemeyeceksiniz, sahibi olacağınız çocuk sayısını eşler olarak siz değil devlet belirleyecek, Doğu Türkistanlıyım diyemeyeceksiniz; vatanınızın adını söyleyemeyeceksiniz, ülkenizden binlerce Km uzakta bile olsa, korkudan ağzınızı kapatarak konuşacaksınız.. Bunlar ne büyük acılar değil mi?
 
Her insanın ve her ulusun dünyada insanca yaşama hakkı var. Bu hakkı kaybetmek çok acıklı ki, ikiye bir Uygur Türklerinin feryatlarını duyarız. Öyleyse bizim, bir insan ve kan kardeşleri olarak Uygur Türkleri ile daha fazla ilgilenme görevimiz var.

 
ATATÜRK VE DOĞU TÜRKİSTAN:
 
Doğu Türkistanlı Türkler 1933’te Kaşgar’da bağımsızlıklarını ilan etmişler. Yeni Türk devletinin Dışişleri Bakanı Kasım Can Hacı, Türkiye’ye yolladığı mesajda: “Gök bayraktan al bayrağa selam olsun” diye bir mesaj yollamış.
 
O zaman hemen, Atatürk’ün yönetimindeki Türkiye’den, Doğu Türkistan’a şu mesaj gönderilmiş:
 
“Albayraktan gök bayrağa selam olsun”
 
O yıl Doğu Türkistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye Cumhuriyeti’dir.
 
Önceleri okuduğum, şu anda hatırlayamadığım bir kaynağa göre; Doğu Türkistan’ın bağımsızlık çalışmaları yapılırken, “Bayrağı nasıl olsun” diye düşünülmüş. Bu arayışın içinde Mustafa Kemal Atatürk de var. Atatürk, Türkiye Türkleri ile Uygur Türklerinin kardeşliğinden hareket ederek, “Bayraklarımız benzesin” diye düşünür: “Ay yıldızımız aynı, zeminleri farklı olsun; Türkiye’ninki kırmızı, Doğu Türkistan’ınki mavi olsun” der. Bu öneri uygun görülür, Doğu Türkistan’ın bayrağı ortaya çıkar.
 
Bilindiği gibi eski Türklerde mavi rengin ayrı bir kıymeti vardır. Hayat ve uygulamalarından da anladığımız gibi Atatürk, kültürde iyi ve köklü bir Türk milliyetçisidir.
 
Yazılı kayıtların aktardığına göre Atatürk, “Al bayraktan gök bayrağa selam olsun” mesajını verdikten sonra çevresindekilere vasiyet eder gibi şunu söyler:
 
“O kardeşlerimize yardımcı olun. O bayrak bizim bayrağımızdır.”
 
 
DOĞU TÜRKİSTAN POLİTİKAMIZ:
 
“Ateş Yanmayan yerden duman tütmez” deriz. Çinlilerin egemenliği altında yaşayan Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın bir takım sıkıntıları var ki, Türkiye dahil dünyanın birçok ülkelerine gidip sıkıntılarını anlatıyorlar. Uygur Türklerinin anlattıklarında belki biraz abartı, bir başka gücün (ABD) psikolojik ve stratejik hesapları da olabilir.
 
Bu noktada bize düşen devlet ve sivil kuruluşlarından olan bir heyetin Çin devlet yetkilileri ile temasa geçerek yerinde incelemeler yapması, gerçeklerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu yapıldıktan sonra, insan haklarının çiğnendiği noktalarda Çin yetkilileri ile yüz yüze konuşulur, sıkıntılar giderilmeye çalışılır. Kanaatimize göre, dışarıdan Çin aleyhtarlığı yapmakla bir yere varılmaz. Buradaki çözüm yollarının başında bu yol olmalıdır. Bu tutum bu gün dünyanın gerçeğine en uygun olanıdır. Türkiye veya bir başka devlet, Uygur Türkleri yüzünden Çin’e savaş açar mı, açarsa sonuç alabilir mi, bunları düşünmek gerekir. Her savaş her zaman umulan sonucu vermeyebilir.
 
Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi burada da işletilmelidir. Dünyada barış derken, elbette insan hakları ihlallerine göz yumulmaz. Burada, Atatürk’ün yukarıda Doğu Türkistanlıların bayrak ve bağımsızlıklarına gösterdiği ilgiyi unutmamak gerek. Esas olan ulusların bağımsız yaşamalarıdır ama bugün dünyanın da bir gerçeği var. O gerçek, dünyanın Çin-Rus-Amerika gibi birkaç güçlü ülke tarafından biçimlendiriliyor olmasıdır.
 
ABD bugün dünyanın en güçlü ve çok kan dökücü, en sömürgeci ülkelerinden birisidir. ABD bugün Doğu Türkistanlı bazı kişileri Beyaz Saray’da besleyerek Çin’i karıştırmak, bölmek ve dünyayı daha fazla sömürmek istiyor. Uygur Türkleri ihlal edilen haklarını, bağımsızlık emellerini ABD’nin yardım ve destekleriyle almaya kalkarlarsa daha büyük sıkıntıları yaşarlar. ABD’nin kontrolündeki insanlar yahut devletler bugüne kadar mutlu olmuşlar mı ki bundan sonra olsunlar?
 
Öyleyse biz,  Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı insan hakları ihlallerine Çinlilerle çözüm üreteceğiz. Doğu Türkistan konusunda bizde iki ayrı görüş var. Birisine göre Çin çok kötü, Uygur Türkleri bitti bitiyor, diğerine göre Çin çok iyi, oradaki Türklerin hiçbir sıkıntısı yok. Bu iki grubun keskinlikleri sorunu çözmüyor, ağırlaştırıyor. Doğu Türkistan konusunda Türkiye olarak biz daha akıllı, daha uyumlu bir yol belirlemeliyiz. Uygur Akademisi yetkililerinden dinlediklerimle Mekke’de tanık olduğum birçok anlatımın içinden seçtiğim iki hatıra beni bu kanaate taşıdı.
 
Yaratan Uygur Türklerine sabır ve sağlıklı bir çıkış yolu versin.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.