ANKARA RAPORU (4) Emperyalizmin Ankara Röntgeni

Batılı sömürgeciler Irak’ı işgal ederken camilerdeki Kuran’ları çiğnemişler, devlet başkanı Saddam’ı bir bayram günü idam etmişlerdi. O sömürgeciler şimdi Suriye’ye Miraç Gecesi’nde vurdular. Aynı Batı’lılar 2011’deki Libya saldırısına “HAÇLI SAVAŞI” demişlerdi. Batılıların kendi itiraflarına göre Haçlı Savaşları Kudüs’ün Hıristiyanların eline geçinceye kadar sürecek.
 
Din savaşlarını geride bırakmak için, merkezi Ankara’da olmak üzere tüm Müslüman dünyayı etkileyebilecek nitelikte bir barış teorisinin oluşturulması gerekiyor. Bu oluşum nitelikli din bilginleri, dürüst ve barış sever siyasetçilerin çalışmalarıyla ortaya çıkmalıdır. Ankara’nın Diyanet’i niteliksizdir. Türkiye’de az sayıda da olsa barışsever nitelikli din akademisyenleri var. Onların ortaya çıkma günüdür. Susmaları vebaldir. Ankara’nın söz sahibi mevcut siyasetçileri bir savaş müfrezesi gibidir, her biri birer iğneli fıçıdır, kendi dünyaları, kendi halkları ve dünyamız ile savaş halindedirler. Bunlar Ankara’da söz sahibi oldukça sıkıntılarımız sürecek. Bunlar Ankara’da kaldıkça dünyaya diz-mezhep kıvılcımları sıçratacaklar.
 
Ankara’daki siyasetçiler yangın çıkarmak, harmandan darı kaçırmak için her türlü ince hesap içindeler. Örneğin Türkiye dahilinde yurttaşlarımızı “ehli kıble-salatsız, laik-dindar” gibi sınıflara ayırarak barışı bozmaktalar. Bunlar, önceden emperyalistlere verdikleri tavizler yüzünden emperyalistleri komşu İslam ülkelerine saldırtmakta hiç sakınca görmüyorlar. NATO ve ABD ordularının Irak, Libya, Suriye gibi ülkelere bunlar tarafından çağırıldıklarını, bunların destekleriyle İslam ülkelerinin harap ve yağma edildiklerini hatırlayalım yeter.
 
Ankara’nın söz sahibi bazı siyasetçileri türban, İmam-Hatip ağıtlarıyla iktidar olmuşlardı. İktidar olduktan sonra yaptıklarını gördük. Türban hatırına oy alanlar Irak’ta bir milyonu aşkın Müslüman kadın ve kızın ırzına geçen ABD askerlerinin sağ salim memleketlerine dönmeleri için dua ettiler, zinayı suç olmaktan çıkardılar; türbandan kazandılar ama namusları kaybettirdiler. Bunların ahlak ve din anlayışı işte bu. Eskiden tüm milletin öğrencisi ve okulu olan nitelikli İmam-Hatipliler bunların politikalarıyla “birer parti erleri, niteliksiz deist” oldular.
 
Ağızlarını her açışta ayet-hadis okuyan Ankara’nın şu elek üstü politikacılarına bakınız; Suriye’ye yapılan emperyalist saldırıyı “olumlu” karşılıyorlar, “doğru” buluyorlar, “geç kalmış bir hareket” sayıyorlar, “çok az vuruldu” diyorlar. Emperyalizmin “dindar” ve “yerli” medyasına, sözde “aydın” ve “yazar”larına bakınız; düne kadar ABD karşıtı iken bir anda Amerikancı oldular, S-400’lerin sınıfta kaldığını, Tomahawkların emsalsiz olduğunu söylemeye başladılar. Suriye olayı bize bir kez daha gösterdi ki, Türkiye’de dinle-imanla ilgisi görülmeyen kişi ve kesimler din-iman etiketlilerden daha namuslular, daha dindarlar, daha yiğitler.
 
Emperyalizmin bomba ve mermilerini olumlu karşılayan birisi “Suriye’de uçuşa yasak bölge” oluşturulmasını istiyor. Bu kafa daha önce Irak’ta oluşturulan 36. paralelin kuzeyine geçme yasağının Irak’ta neye mal olduğunu pek ala bilir. Burada Hz. Muhammed’in: “Mümin bir delikte bir kere aldanır” sözü ile, “Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kişidir” sözünü hatırlatmakta yarar görüyorum. Türkiye ve İslam dünyasını Batılılara pazarlayan bu kişileri daha iyi tanımak için Maide:51’in anlam ve iniş sebebine bakmamızda yarar vardır.
 
Suriye’de iç savaş 2011 yılının Mart ayında başlamıştı. O günden beri Suriye’de 500’e yakın insanın öldüğü, 5 milyonu aşkın Suriyelinin ülkesini terk ettiği, 7 milyon kadar Suriyelinin yer değiştirdiği söyleniyor. Yıkılan evler, çöken ülke ekonomisi ayrı bir acı. Bu kayıpların sorumluları sırf Beşar Esat yahut Amerika mı, Ankara’daki yöneticilerin bu acı tabloda hiç hisseleri yok mu? Var! Cihatçılar yetiştirip Suriye’ye savaşa gönderen, yaralıları getirip tedavi ettiren, sonra tekrar gönderen, “eğit-donat” projesi ile Esat’ı devirmeye kalkan Ankara ikametli yöneticiler de bu acıların suçlusudurlar. Türk milleti ve insanlık vicdanı bunu asla unutmayacak. Türk seçmeni önümüzdeki seçimlerde bunu düşünmezse suç ortaklarından birisi olmaya mahkumdur.
 
Türkiye’nin iyimserci veya saf/temiz duygulu bazı politikacıları ve yurttaşları Ankara’daki politikacıların söz ve zorunlu tavırlarına bakarak: Amerikan görevlilerinin Amerika’ya savaş açtıklarını, bir Amerikan projesi BOP’un çöktüğünü söylüyorlardı. Suriye’ye yapılan son saldırı ve tepkileri, ABD görevlilerinin görevlerini sürdüklerini, BOP mekanizmasının işlediğini gösteriyor.
 
Ankara’daki yöneticilerden bazıları, Türkiye’nin, PKK vb terör örgütleri yüzünden bir “beka sorunu” yaşadığını söylüyorlar. Doğrudur, Türkiye, bazı terör örgütleri ve terör devletleri yüzündün bir beka sorunu yaşamaktadır. Unutmayalım ki, Türkiye için bir beka sorunu daha var; bu sorun, Ankara’da yaşayan birkaç devlet ricalinin varlığı ve bunların varlıklarını sürdürüyor olmasıdır. Kim bunlar? Bunlar, PKK’yı büyütenlerdir, sultanlık hayaline kapılanlardır, T.C. ve bilim karşıtlarıdır, milliyet düşmanlarıdır. Bizim için asıl bu kişiler beka sorunudurlar.        
 
Sonuç olarak, Ankara ricali erdemsiz. Ankara ricali ilkesiz. Ankara ricali iradesiz. Ankara ricali vefasız. Ankara ricali sorunlu. Ankara ricali bağımlı... Bu nedenlerle Ankara ricali bazen havuzdaki suyun üstünde yüzen saman çöpleri gibi rüzgara göre hareket ediyor, bazen bağlı bulunduğu merkezin itmesiyle bir sarkaç gibi sağa-sola sallanıp duruyor, bazen beceriksizliği yüzünden kendi kalesine gol atıyor.
 
Türk milleti Ankara ricalinden ibaret değildir. Türk milleti Ankara ricaline mahkum ve mecbur değildir. Aklımızı kullandığımızda, kendi irademizle karar verdiğimizde, bugünkü Ankara ricalinin yok olacağından, yerine, 1920-1923’lerin Ankara ricali gibilerinin geleceğinden şüphemiz olmasın.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.