Atatürk ve Hacıbektaş

Atatürk Hacıbektaş’ta 52 kişinin katılımıyla bir toplantı yapar. Bu 52 kişinin 25’i Hacıbektaş’tan, 27’i Amasya, Tokat, Tunceli, Elazığ, Ege Bölgesi ve Arnavutluktan gelen kişilerdir. Atatürk’ün Hacıb

Osmanlı yönetimi Sünniliği benimsemiş, Bektaşiliği-Aleviliği ezmiştir. Aleviler Atatürk’ten sonra da bu topraklarda hor görülmüştür. Buna rağmen Bektaşilik-Alevilik Anadolu’da yok olmamış, varlığını sürdürmüş, devlete küsmemişlerdir.
 
Atatürk Samsun’a çıktıktan sonra Bektaşi-Alevi toplumu Atatürk’ü yakından takip etmiştir. Bu topluluk, Sivas’ta yapılacak kongreye katılmak üzere Hacıbektaş’ı temsil etmek üzere nahiye müdürü Avni Erkanlı’yı yola çıkarmışsa da Erkanlı o toplantıya yetişememiştir.
 
Bektaşi-Alevi önderlerinin kendi toplumları üzerindeki etkinliği büyüktür. Atatürk bunu bilmektedir ve bu yüzden Bektaşi-Alevi kesiminin öncüleriyle ilişkisini hiç kesmemiştir.
 
Kırşehir halkının Atatürk’e olan ilgisinden haberdar olan Padişah, Kırşehirlileri Atatürk’e karşı kışkırtmak ister ama başarılı olamaz. O zamanlar Anadolu’da 4 milyon civarında Bektaşi-Alevi toplumu vardır. O yıllarda İstanbul ve Anadolu’daki tarikatların öncüleri padişahçı, çıkarcı ve hatta işbirlikçidirler. Bektaşi-Alevi kesiminin öncüleri ise bağımsızlıkçı ve özgürlükçüdürler. Atatürk bunları da bilmektedir ama milli mücadelemize mezhep rengi karıştırmamak, Bektaşi-Alevi kesiminin safındaymış görüntüsü vermemek için susmaktadır.[1]
 
Atatürk yine de, milli mücadelemizi hedefine ulaştırmak için Bektaşî-Alevî kesiminden yararlanmanın yollarını arar. Örneğin Samsun, Havza, Amasya yolculuğundan sonra geldiği Tokat’tan 26 Haziran 1919 günü Konya’daki 2. Ordu Müfettişliği’ne şu telgrafı çektirir:
 
“Tokat ve havalisinin İslam nüfusunun yüzde seksenini ve Amasya havalisinin de mühim bir kısmını Alevi mezhebinden olanlar teşkil ediyorlar ve Kırşehir’deki Baba Efendi hazretlerine fevkalade bağlı bulunuyorlar. Baba efendi de vatanın ve milli istiklalin bugün tehlikede olduğunu çok iyi görmektedir ve kendisinin şu anki düşüncesi de kuşkusuz ki bize pek uygundur. Bu yüzden kendisiyle etkili ve güvenilir bazı kişileri görüştürün ve ondan Müdafaa-i Hukuk-u Milliye ve Redd-i İlhak Cemiyetlerini takviye edecek surette birkaç mektup yazdırıp alın ve bu havalideki Alevi ileri gelenlerine dağıtmak üzere Sivas’a gönderin. Bu çok yararlı olacaktır.”[2]


 
Erzurum Kongresi tamamlandıktan sonra Mustafa Kemal milli mücadeleyi Ankara’dan yürütmek üzere hareket eder. 22 Aralık günü Hacıbektaş’a yakın bir yerde, Salih Niyazi Baba tarafından karşılanır, beraberce Hacıbektaş’a gelirler. Atatürk, Çelebi Cemalettin Efendi’nin iki katlı toprak evinde misafir kalır. Atatürk Çelebi Efendi’nin evinde, milli mücadeleyi destekleyeceğine dair Çelebi Efendi’den söz alır. Çelebi Efendi Atatürk’ten Cumhuriyet yönetimine geçilmesini ister. Atatürk, zamanı gelmediği için Cemalettin Çelebinin bu isteği üzerinde fazla durmaz. Rıza Zelyut’a göre Atatürk Cemalettin Efendiye: “O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla evet Çelebi Efendi Hazretleri” der. Atatürk ve yol arkadaşları 23 Aralık günü Hacıbektaş Veli’nin türbesini ziyaret ettikten sonra Kırşehir’e doğru yola çıkarlar.[3]
 
Ankara yolculuğunun programında Hacıbektaş’ta konaklama olmadığı halde Atatürk’ün Hacıbektaş’ı programa kattığını yazanlar var. Çelebi Cemalettin Efendi ilk meclise milletvekili olarak katılmış, başkan yardımcılığı da yapmıştır. Cemalettin Efendi öldükten sonra yerine geçen küçük kardeşi Veliyettin de Atatürk’e bağlı kalmış, Atatürk’ün övgüsünü almıştır.
 
Atatürk Hacıbektaş’ta 52 kişinin katılımıyla bir toplantı yapar. Bu 52 kişinin 25’i Hacıbektaş’tan, 27’i Amasya, Tokat, Tunceli, Elazığ, Ege Bölgesi ve Arnavutluktan gelen kişilerdir. Atatürk’ün Hacıbektaş’ı ziyaretinden sonra Cemalettin Efendi kasasındaki bütün altınları, ambarındaki tüm buğdayları milli mücadele için bağışlar. Cemalettin Efendi daha sonra Tokat’a gider, Kuvay-ı Milli için gönüllü asker toplar. O zaman o gönüllü askeri birlik, “Mücâhidin Alayı” olarak adlandırılır.[4]
 
Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşımızı din, mezhep ve ırk ayırımı yapmaksızın, topraklarımız üzerinde yaşayan herkesi vatan ve hürriyet ülküsüyle kazanmıştır.

Osmanlı devleti Sünnileri birinci sınıf, Alevileri ikinci sınıf insan yerine koyarken Türkiye Cumhuriyeti herkesi eşit yurttaşlar yapmış, herkese eşit haklar vermiştir.
 
Ahmet Yesevi-Hacıbektaş ekolü diğer tarikatların aksine; devletimize daha fazla bağlıdır. Hoşgörü, paylaşım, sevgi, saygı insani erdemler Bektaşi-Alevi geleneğinde oldukça yaygındır.
 

[1] Murtaza Demir, Odatv.com Atatürk Hacı Bektaş’a Neden Gitti 27.12.2010
[2] Rıza Zelyut, Güneş Gazetesi Atatürk Hacıbektaş’ta İdi, 25 Aralık 2011
[3] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, c. II, s.
[4] Mustafa Doğan, Yeni Mesaj Gazetesi, Cumhuriyet’in Temel Harcı Bektaşiliktir, 25.12.2017
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.