Burjuvazinin Ahırı

Türkiye ve Türkiye gibi ülkelerdeki demokrasiler güdümlüdür. Böylesi ülkelerin parlamentoları parlamento, vekilleri milletvekili değildir. Peki nedir? Lenin’in söylediğidir.

Az gelişmiş toplum ve güdümlü demokrasi ne demek, önce buna bakalım. Ardından TBMM’nin 12 Eylül 1980’den günümüze kadarki oluşum ve işleyişini zihnimizde canlandıralım. Bunların ışığında, Lenin’in doğru söyleyip söylemediğine karar verelim.
 
Az gelişmiş toplum, gününe göre yeterince ilerlememiş toplumdur. Gelişmişliğin ölçüsü nedir? Bilim yapmaktır, teknoloji üretmektir demektir. Tarımda, endüstride ve sanayide gününüzün düzeyinde iseniz, gelişmiş toplumsunuz.
 
Bilim ve teknoloji aklı kullanmakla, çok ve deney esaslı çalışmakla elde edilir. Aklını kullanmayan, tembel olan kişi yahut toplum geri olur. İnsan aklıyla düşünür. Düşünmeyen kişide (toplumda) deneme-yanılma olmaz. Deneme-yanılma insana ileri sonuçlar kazandırır. Bu sonuçlar sanayidir, teknolojidir, maddeye egemen olmaktır. Bugün Türkiye’de, akla, deneye ve teknolojiye yeterince değer verilmiyor, pozitivizm (madde bilimciliği) öteleniyor. İki örnek vereyim.
 
Örnek 1: Geçen yıl kamuoyu duydu; TÜBİTAK kuru fasulye yetiştirme konusunda liseler arası bir yarışma açmış. Yarışmaya birden çok lise öğrencisi katılmış. Bu yarışmaya, bir İmam-Hatip Lisesi’nden iki öğrenci katılmış. Yarışmacılar kendi yöntemlerine göre, ellerine verilen kuru fasulye tanelerini ekip büyütmeye başlamışlar. En iyi/büyük fasulye İmam-Hatipli öğrencilerin fasulyeleri olmuş. İmam-Hatipli öğrenciler Fatiha okuyarak fasulyelerini büyütmüşler. TÜBİTAK, fatihalı/ üfürüklü fasulye sahiplerini dereceye (yahut ödüle) layık görmüş.
 
Örnek 2: Haberlerden öğrendiğimize göre, AKP hükümeti 2019 yılı bütçesine, 162 yeni İmam-Hatip Lisesi yaptırmak için 460, 9 Fen Lisesi yaptırmak için 30 milyon TL. ayırmış. İmam-Hatip’e ayrılan para Fen Lisesi’ne ayrılan paradan 15 kat fazla.
 
Bu iki örnek Türkiye’nin çakılmakta olduğunu gösterir. Bugün Türkiye ne çok geridir, ne çok gelişmiştir; az gelişmiş, orta halli bir ülkedir. Bunu da 15 Yıllık Atatürk dönemine borçludur. Türkiye bu kafayla ayakta duramaz, büyük depremler yaşar.
 
 

Fatih’ten ve Atatürk’ten Sonra:
 
Osmanlı Fatih’ten sonra gerilemeye başladı. Avrupa’nın sanayi devrimini bile görmeyen Osmanlı, 1919’da modern dünyanın en geri ülkelerinden biriydi. Bu geriliğin önemli nedenlerinden birisi dini düşüncedeki sığlıktır (taklitçilik), diğeri tek adamcılık (padişahlık) yönetimidir.
 
Osmanlı’nın yıkılışı, modern cumhuriyetin kuruluşu (Atatürk devrimleri) bizi 23 Nisan 1920’den sonra geliştirmeye başladı. 1938’e kadar büyük ilerlemeler kaydettik ama, kökleri iyice kurumamış olan gerici düşünce Atatürk’ten sonra hortladı, önümüzü tıkadı. Demek istediğim o ki, biz bugünkü durumumuzu Atatürk’e borçluyuz. Gelişmiş toplum olmak için akılcılık, bilimcilik, üreticilik (Atatürkçülük) yoluna gireceğiz. Bugün bunu yapmazsak, yarın dibe vururuz.
 
Şimdi Lenin’in sözüne dönelim. Ben Leninci değilim ama doğruyu söylediği, nesnel ve objektif olduğu için Lenin’in sözünü beğeniyorum. Lenin’in sözünü biraz açalım.
 
Biliyoruz ki geri ve az gelişmiş ülkelerde krallık/sultanlık, monarşi, oligarşi, despotluk olur. Böylesi ülkelerde halk bilinçli, özgür ve bağımsız olamaz. Böylesi ülkelerdeki hayat fiziki olmaz; metafizik ve farazî olur. Böylesi toplumların köylüsünden muhtarına, seçmeninden devlet başkanına varıncaya kadar herkeste, sözünü ettiğim hastalıklar bulunur. Böylesi toplumlarda bir de, bir manga “şeytan”, “aç gözlü haramzade” ve “hâkim güç” bulunur. Bu üçlünün bulunduğu ülkelerin milletvekilleri (parlamentosu) güdümlü olur.
 
 
Türkiye Örneği:
 
1980’den sonraki TBMM üzerinden yürüyelim. Bizde parası olan milletvekili seçilebilir. Parasızlara bu kapı kapalıdır. Bizde, yağcılık-yalakalık yapanlar seçmeni kandırır. Onurlu olanlar, bilim adamları milletvekili olamazlar. Bizdeki siyasi partiler yasası, parti başkanlarının yetkileri milletvekillerini parti başkanlarına kul-köle yapar. Parti genel başkanının gözüne girmeyenler, el-ayak öpmeyenler milletvekili olamazlar. Bizde, camiden çıkarken poz ve beyanat vermeyenler, bir de emperyalist düşünce ve merkezlerle “sözleşme” yapmayanlar milletvekili olamazlar.
 
TBMM’deki yasa önerileri ile biraz ilgilensek, genelde: Kıymetli araziler, yeşil alanlar, deniz kenarları, bedelli askerlik, ithalatta vergi indirimi, vergi affı, bol rezervli stratejik madenlerin işletilmesi, kamu mallarının yerli-yabancı para babalarına satışı gibi, bütünüyle burjuvazinin ve kodamanların işine gelen yasalar olduğunu görürüz. Yasalar görüşülürken ve onaylanırken, milletvekillerinin çokça, genel başkanlarının işaretine göre davrandıklarını görürüz. Demek parlamentomuz seçimlerden önce kalburdan, seçimlerden sonra planyadan geçiyor.
 
O halde, Türkiye ve Türkiye gibi ülkelerdeki demokrasiler güdümlüdür. Böylesi ülkelerin parlamentoları parlamento, vekilleri milletvekili değildir. Peki nedir? Lenin’in söylediğidir.
 
TBMM şu yıllarda büyük yara aldı. TBMM’nin tarihi şanlı, işlevi kutsaldır. TBMM’nin Dünkü üyeleri adam gibi adam, milletvekili gibi milletvekili idiler. Aynısını bugünküler için söyleyebilir miyiz? Yaptığım yorumlarla TBMM’ne ahır, içindekilere inek-öküz demiyorum. Hepsi kötü değil, insan gibi davranan milletvekilleri, iyi olan parti başkanları da var. Bu meclise ve milletvekillerine saygınlık kazandırmak üyelerine düşer. İnsan gibi, milletvekili gibi saygı görmek isteyenler sabana koşulmasınlar, batmaya bağlanmasınlar. Sabana koşulmayan, batmaya bağlanmayan, yani özgür kalan milletvekillerimize selamlar.  
 
 
Stalin’in Tüysüz Tavuğu:
 
Size bir de, Rusya’nın dünkü bir başka devlet adamı Stalin’den söz edeyim.
 
Stalin bir gün birkaç kişi ile otururken bir tavuk getirtmiş. Tavuğun kanat ve tüylerinin bir kısmını yolup salmış. Tavuk o acı ile Stalin’in ayaklarının arasına sokulmuş. Stalin tavuğu oradan çıkarmış, kalan kanat ve tüylerini de yolmuş; tavuk cır cıbıl olmuş, tavuğu yine salmış. Tavuk bu kez yine, daha çabuk ve daha çok Stalin’in bacakları arasına sokulmuş. Sonra Stalin demiş ki: “Kafası çalışmayan insanlar işte bu yolunan tavuk gibidir. Yoldukça size sokulur, başka yere gitmez.”
 
Bunun benzerini Türkiye’de görüyoruz. Bazı politikacılar kanatlarımızı-tüylerimizi (oylarımızı alarak, servet, inanç ve kültürel değerlerimizi sömürerek) yoluyorlar. Biz ise onlardan kaçıp kurtulacağımız yerde, onların bacak ve koltuklarının arasına sokuluyoruz.
 
Tavuk gibi değil, insan gibi davranmalıyız.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.