Değirmenli Köyü’nün İnsanları

İbrahim Karabulut ve Değirmenli Köyü’nün halkına selam olsun. Bizim insanımız budur işte; misafirperverdir, paylaşımcıdır, sıcakkanlıdır, şair ruhludur…

Artvin’den Ardahan’a giderken, Ardahan’a 10 km kadar uzaklıkta, solumda bir köy gördüm. ‘Sapayım, köylülerle konuşayım edeyim’ dedim. Eşim, “Burada kimi tanın da konuşacaksın” dedi ama ben düşüncemden dönmedim, levhasında Değirmenli Köyü yazılı köye saptım.
 
Köyün ortasındaki caminin önünde durdum. Baktım iki kişi ayakta sohbet ediyor. Durdum, kendimi tanıttım. Birisi: “Gel benim eve gidelim, çay demleyip içelim” dedi. ‘Hanım var, çağırayım’ deyince: “Benim hanım burada değil, yalnızım” dedi. 3-5 metre yakınımızda konuşan iki kadından birisi benim hanıma: “Seni de ben götüreyim” dedi. Eşim bir o kadına bir de baktı: “Bilmediğim yere yalnız gitmem” dedi. O kadının sıcakkanlılığını görünce eşimi iteledim: ‘Yürü, sen oraya ben buraya. Böyle insanlardan hiçbir kötülük gelmez’ dedim.
 
Hanım bir yöne ben bir yöne gittik. Ev sahibimin evine girdik. Ev sahibimin adını öğrendim, İbrahim Karabulut. Kendisi Ardahan Üniversitesi’nde Sekretermiş. Daha önce bazı kurumlarda yöneticilik yapmış. İbrahim Bey’in konuşmaları, evindeki kitap ve fotoğrafları kendisinin ilkeli, milli duygularla dolu, şair ruhlu birisi olduğunu gösteriyordu. İki saat kadar konuştuk. Anlattıklarının bazısını size özetliyorum:


 
Geçmişte bu köyde 8 tane su değirmeni varmış. Bunun için köye Değirmenli denmiş.” Baktım çevremde akarsu yok, tarlalar bakımsız, bir tane değirmen gözükmüyor. Ardahan ve yöresindeki insanlar Ahıska’dan gelmişler; Kıpçak ve Kuman Türkü imişler. Eskisi kadar olmasa bile yörede ziraatçılık, hayvancılık ve arıcılık var.”
 
İbrahim Bey anlatıyor: “Geçmişte bizim “Aslan Bek/Bey” diye bir kahramanımız var. Aslan Bey Azerbaycan’dan gelme, Terekeme Türklerinden. Babası Kafkaslardaki Rus zulmünde şehit olmuş. Babasını şehit eden birkaç Rus askerini öldürmüş, Türkiye’ye (Ardahan yöresine) gelmiş. Osmanlı Ordusu’na gönüllü asker olarak katılmış. Aslan Bey Yemen Savaşı’na Teğmen rütbesiyle katılmış. Yemen’de tifo hastalığına yakalanarak şehit olmuş. Şu ağıt o Aslan Bey içindir:
 
Yemen’e de deli gönül Yemen’e,
Çadırları serdiniz mi çimen’e,
Aslan Beyim şehit olmuş kime ne,
Ne soranı vardır ne ağlayanı. 
 
Değirmenli Köyü’nden Büyük Taarruz’a iki kişi katılmış. Bunlar Nazım Aktaş ve Fezar Çelik’tir. Fezar Çelik Dumlupınar Savaşı’nda yaralı olarak Yunan askerlerine esir düşer. Yaraları ağırdır, kendinde değildir. Öldü sanılır, bir kenara bırakılır. Ancak bir hafta sonra kendine gelir birliğine kavuşur. Kore’de yapılan savaşın ilkine Değirmenli Köyü’nden de katılanlar var. Yani Türkiye’nin diğer yerleşim birimleri gibi Değirmenli Köyü de kurtuluşumuzun her anında var.”
 
Değirmenli Köyü aynı zamanda âşığı/ozanı olan bir köydür. Âşık Kemal Derûnî bunlardan birisidir. İbrahim Karabulut’un Kemal Derûnî’den okuduğu bir dörtlüğü buraya alıyorum:
 
“Dünya benim olsa sevinmem asla,
Gençlik geldi gitti ona yanarım.
Koca kartal şahinlerin yurduna,
Bıldırcınlar kondu ona yanarım.”
 
Şu dörtlüğe bakın; hem insan hayatının özetini veriyor ve hem de Anadolu insanının uğradığı kayıpları, düştüğü acı halleri veciz bir dille, öz Türkçemizle anlatıyor. Bu ve benzeri dörtlükleri yazanlara da, derdimizle dertlenip bize okuyanlara da teşekkürler.
 
İbrahim Karabulut Bey, beni 18. Yüzyılın ikinci yarısına götürdü. Ta o zamanlar, köylerinde yetişen şair Kul Karani’den de bir dörtlük okudu. O dörtlüğü de yazıyorum:
 
Karanî der, ceht et kıl beş vaktini,
Sultan olsan terk edersin tahtını,
Soyarlar eyninden (üstünden) sal-ı rahtını,
Yuyarlar, sererler seni.”
 
Bu dörtlükte güzel bir hayat ve nefis muhâsebesi, tatlı bir taşlama var. Keşke yükseklerde otururken aşağılara hiç inmeyeceğini sanan, onu-bunu aşağılayıp duran devlet ricali Değirmenli Köyü’nün Karânî’si gibi düşüncelerdi.
 
İbrahim Karabulut sohbet arasında bir bilgisini paylaştı. Dedi ki: “Rûmî takvimi mîlâdî takvime çevirmek gayet kolay. 1300’lü takvimlerde 3’ü 9 yap, son iki rakamdan 16’yı çıkar. Önüne çıkan yıl mîlâdî yıldır.” Eğitim ve öğretimin yaşı, yeri ve zamanı olmuyor; her yerde ve her zaman oluyor.
 
İbrahim Karabulut aynı zamanda üretim ve paylaşım amaçlı arıcılık yapan, hem düşünce hem iş üreten engin gönüllü birisi. Evinden çıkınca eşimi aradım. Eşim: “Gel seni bekliyorlar” dedi. O eve gittim. Evin beyi gelmiş, çay içmek için beni bekliyorlarmış. Tanıştık, çayımızı içtik, köyden ayrıldım. İbrahim Karabulut ve Değirmenli Köyü’nün halkına selam olsun.
 
Bizim insanımız budur işte; misafirperverdir, paylaşımcıdır, sıcakkanlıdır, şair ruhludur…
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.