Diyanetin Hicazdaki Hocaları –V-

Mekke, Medine, Müzdelife, Hira Dağı, Hudeybiye gibi yerlerde Osmanlı Türklerinden kalma birçok tarihi yapının orijinal yapıları veya yıkıntıları var. Bizim Türk hocaları İslam tarihi ile ilgili yerler

16 Ocak 2020 günü Medineli Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan Uhut savaşının yerindeydik.
 
Saltanat-hilafet hastası hoca Uhut savaşı ile ilgili bilgi vermek üzere eline mikrofonu aldı. Bizlere baktı, aynen şunu söyledi: “Ayakta durmayın. Peygamberimiz, Medine’nin tozu-toprağı şifadır diyor. Şöyle bir oturun, toza toprağa bulanın bakalım.” Bir yarımız toza-toprağa bulandı. Medine’nin tozu toprağı şifa ya. Tozlananların şifa bulduklarını (?) duyarsanız şaşırmayın.
 
Uhut savaşı için tüm siyer kitapları şunu anlatır:
 
Hz. Muhammed düşman gelmeden önce Uhut Dağı’na gider. Arkasını/sırtını dağa vererek mevzilenir. Uhut’un karşısında bir tepeciğe 50 kadar okçu yerleştirir. Düşman Uhut ile tepeciğin arasından “Ayneyn geçidi” geçmek zorundadır. Savaş burada yapılacak, Peygamber’in ordusu ile okçular tepesi arasında kalan düşman yenilgiye uğratılacaktır. Peygamber okçulara “Biz kazanalım yahut kaybedelim fark etmez. Benden haber gelmeden yerinizden ayrılmayacaksınız” der. Savaş başladıktan bir süre sonra düşman dağılmaya başlar. Bu tepecikteki okçuların çoğu: “Düşmanın malından biz de hissemize düşeni (ganimet) alalım” diye yerlerinden ayrılırlar. Bunu fırsat bilen düşman tepeciği arkadan ele geçirir, savaşın seyri değişir. Müslümanlardan 70 kişi şehit olur…”
 
Hoca: “Okçular ganimet almak için yerlerinden ayrıldılar. Yerlerinden ayrılmasalardı savaşı kaybetmeyecekler, kazanacaklardı” görüşüne kafayı takt: “Peygamberin ashabı, mal için yerini bırakmaz, bu iddia yalan, bu iddia ashaba yakışmaz, ashaba iftiradır” dedi durdu.


 
Ashabı kutsamak için insan psikolojisini yok saymak olmaz. Nihayet ashap da insandır; ashabın da midesi var, parayı sever vs. O anda ashabın: “Ben de bir şeyler elde edeyim demesi” mümkündür. İnsanoğlu dünya malına düşkün olarak yaratılmıştır. Bu durum yadırganamaz. İslam tarihinde Peygamber’in bir halifesinden çok sayıdaki ashap ve Müslüman’a kadar mal lükse düşkün olduğunu hatırlayalım. İnsanı insan, meleği melek olarak görelim. Hamaset dolu “Ashap! İslam!” Nutukları gerçekleri örtemez. Ashabı ve Peygamberleri “insanüstü” bir varlık görürsek yanılırız, karşılaştığımız ve karşılaşacağımız olayları değerlendirirken tıkanıp kalmayalım. Öyleyse soralım: O okçular ganimetten hisse kapmak için yerlerinden ayrılmadılarsa başka ne için ayrıldılar? Bu kafadaki hocalar bu sorunun cevabını bulamazlar.
 
***
 
Mekke’de olsun Medine’de olsun, bizi mezar-şehitlik ziyaretlerine götüren hocalar bize hep Arapça selam verdirttiler: “ Esselâmü aleyküm ya ehle gubûr! Ya Seyyid-üş şüheda! İnşâ Allahü biküm lâhikûn!...” Arapça bilmiyorsanız bu sözlerle ne dediğinizi anlayamazsınız.  Oysa bu dinin anlaşılmak için indirilmiştir. Oralarda baktım bizim Türkler bu sözleri tekrarlayacağız diye uğraştılar durdular ama ne dediklerini anlamadılar. İnsan bu kadar mantıksız olmamalı. Bu selamlamaların Türkçesini söyleseniz de, herkes ne dediğini bilse, gezi ve ibadetlerimiz gönlümüze taht kursa güzel olmaz mı?  Böylesi rehberlikler Türk hocalarının Türkçeden kaçınmalarından, Türk’e Arap kültürünü dayatmalarından başka bir şey değildir.
 
Dili din sayanlar yozlaşırlar. “Kamus namustur.”
 
***
 
Mekke, Medine, Müzdelife, Hira Dağı, Hudeybiye gibi yerlerde Osmanlı Türklerinden kalma birçok tarihi yapının orijinal yapıları veya yıkıntıları var. Bizim Türk hocaları İslam tarihi ile ilgili yerleri anlatırlarken kendi eserlerimizden, Türklerin Hicaz’a yaptıkları hizmetlerden hiç söz etmediler. Bu çok zoruma gitti. Müslüman Türklerin oralarda İslam adına yaptıklarını anlatmak bir borçtur, dedelerimize vefadır. Mescid-i Nebi’deki Osmanlı şaheserleri bir kez olsun dile getirilmedi, Fahreddin Paşa’nın Medine savunması hatırlatan ve duyan olmadı. Türklerin Hicaz’a hizmetlerini anlatırsak,  “Türkler” dersek, ırkçılık olacak öyle mi?
 
Burada Diyanet İşleri Başkanlığı’nı sorgulamalıyız. Diyanet’in Hac ve Umre rehberlerine baktım, bu konu ile ilgili olarak bir ikisinde bir iki cümlelik bilgi var, çoğunluğunda hiçbir bilgi yok. Bu konu ile ilgili bildiklerimi, “Hicaz’da Türkler” başlığı altında yazacağım.
 
***
 
Hicaz’da birçok ülkenin insanlarını gördüm. Giyim-kuşamlarından ibadetlerine varıncaya kadar en dikkate değer kişi ve kafileler Endonezyalılar, Malezyalılardı. Anlaşılan o ki, bu iki ülkenin kurumları insanlarını iyi eğitmişler. Orada Türkler de yüz akımız ancak bu konuda Diyanet’e ve ilgili şirketlere düşen bazı görevler var.
 
Burada şirketimdeki hocalardan duyup gördüklerimi yazdım. Diğer şirketlerdeki hocalar da anlattığım gibiler demiyorum. Eleştirilerin odağı olmamak için hocalarımıza düşen görevler var.
 
Diyanet’in Hicaz’daki Hocaları başlıklı yazımı bitirdim.
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.