Günümüzün Mandacıları -3

Türkiye’de, Atatürk’ten sonra başlayan Amerikan mandacılığı hiç kesilmeden sürmüş, günümüzde de sürmektedir.

Ahmet Davutoğlu:
 
Biraz da eski Dışışleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan söz edelim. Davutoğlu, 2010 yılı Kasım ayında Dışişleri Bakını sıfatıyla Washington Post gazetesi yazarı Jackson Diehl ile bir görüşme yapıyor. Davutoğlu, Dıehl’e, Türkiye’nin eski Osmanlı ülkeleri üzerindeki liderliğini yeniden kurmak hayalini açıklıyor. Davutoğlu diyor ki:
 
“İngiltere sömürgeleriyle bir milletler topluluğu halindedir. Türkiye neden eski Osmanlı topraklarında, Balkanlar’da, Ortadoğu ve Asya’da yeniden liderlik kurmasın? Osmanlı’dan kalan mirasımız var. Yeni Osmanlı diyorlar. Evet, Yeni Osmanlıyız…”
 
Davutoğlu 15 Mart 2013 günü Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde, “Büyük Restorasyon: Küreselleşmeye Yeni Anlayışımız” konulu bir konferans veriyor. Konferansında çok dillilik ve çok kültürlülüğün güzelliklerini anlatıyor, Osmanlı hayranlığını dile getiriyor.
 
Yurt Gazetesi’nin 13.06.2013 günü verdiği bilgiye göre Davutoğlu: “Çözüm süreci fetret devrini yok edecek. Fetret yok edildiğinde ayağımızdaki prangalardan biri kalkacak” diyor, çözüm sürecini “hücre yenilenmesi” olarak açıklıyor.
 
19 Eylül 2011 tarihli Aydınlık Gazetesi’nin haberine göre Ahmet Davutoğlu CNN Türk’te, Arap Baharı hakkında konuşma yaparken: “Bölgede olanlara sadece Ilımlı İslam’ın yayılması ve Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinden bakılmasının naif olacağını” söylüyor.
 
ABD ve CIA’nın önemli şeflerinden Graham E. Fuller Türkiye ve Arap Baharı adında bir kitap yayınlıyor. Prof. Dr. Mustafa Acar’ın türcüme ettiği kitapta bakınız Füller neler yazıyor:
 
“Dünyanın başındaki büyük felaketlerden biri, ulus devlet ve milliyetçilik şeklindeki Avrupa’nın zehirli armağanıdır.. Son tahlilde, bir hilafetten bahsetmek gerçekten de İslami birlikten bahsetmenin bir yoludur.. Şayet Batı hilafetten bu kadar korkuyorsa, bu fikir o kadar da kötü olamaz.. Türkiye geçmişteki ümmetin muhafızı rolünün farkındalığıyla hareket etmektedir. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun işaret ettiği gibi.. Türkiye’yi bölüp egemenliğini zayıflatma emelleri taşıdığına dair derin bir kuşkuya kapılmakla suçlarlar. Oysa Sevr kompleksi ulusal bir fanteziden ibaret değildir, gerçek bir tecrübeye dayanmaktadır.. Halifeliğin ilgasından bu yana Müslüman dünya Sünni İslam’ın sözcülüğünü yapacak bir tek otoriteden mahrumdur.. Osmanlılar dini kurumları güçlü bir şekilde desteklemiş ve bunları devlet ve toplum menfaatleri doğrultusunda kullanmıştır. Buna karılık Kemalist devlet, katı laikçi ideolojik yaklaşımı nedeniyle, din işlerinde dinin toplumdaki rolü ve gücünü zayıflatmaya ve onun bağımsız güç zeminini ortadan kaldırmaya dönük düzenlemeler yapmıştır.. Davutoğlu’nun önermesi esasen Atatürk’ün ölümünden beri süregelen Türkiye’nin kendi dış politikalarının bütün seyrine doğrudan meydan okumadır...”[1]
 
Dikkat edersek burada Ahmet Davutoğlu ile Graham Füller aynı tezi savunuyor.
 
Burada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Kasım 2019 günü yaptığı: “Osmanlı’da okuma yazma oranı yüzde elliden fazla idi, Cumhuriyet’in harf devrimi ile okur-yazar oranımız düştü..” konuşmasını da hatırlayalım.
 
1999’da Amerikan vatandaşı olduğunu gizleyerek Refah Partisi’nden Milletvekili seçilen, ancak işlediği kabahatten dolayı milletvekilliğini düşürülen çifte kimlikli, şu anda Erdoğan tarafından Türkiye’nin Malezya Büyükelçiliği’ne atanan Merve Kavakçıdan da söz edelim.
 
Amerika’daki Türk lobileri Türkiye lehine yapacakları çalışmalarda Merve Kavakçı ve babasından destek istedikleri halde Kavakçılar Türk lobilerine hiç destek vermedikleri gibi Merve Kavakçı her fırsatta Türkiye aleyhine konuşmalar yapmış, Virginia Eyaleti’nde Türkiye aleyhinde faaliyetlerde bulunmuş, PKK ve Rumların Türkiye karşıtı gösterilerine katılmış, Cynthia Mekiney gibi Türkiye aleyhtarı milletvekillerini desteklemiş, “Ilımlı İslam” teorisyeni Graham Füller ile birlikte konferanslar vermiştir.[2]
 
 

İlahiyatçılarda Amerika-Avrupa Mandacılığı:
 

Tefsir Profesörü Dr. Suat Yıldırım 8 Aralık 2003’te Aksiyon dergisindeki yazısında şunu yazdı:
 
“Müslüman ve Hıristiyan ümmetlerinin, Hz. İsa’nın şahsiyeti etrafında bütünleşerek, hem kendilerini hem de bütün insanlığı kurtarmaya yönelmeleri, hepimizin ideali olmalıdır.”
 
Dünün fetvacılarından Halil Gönenç, İSLAM dergisinin 1990 Ekim sayısında, Irak-Kuveyt-ABD arasındaki savaş ile ilgili sorulan sorulara şu cevapları verdi:
 
“Halkı Müslüman bir ülke yönetimi başka bir Müslüman ülkenin işgal tehdidini öne sürerek gayrimüslim bir ülkeden yardım isteyebilir mi? Bilindiği gibi Irak Kuveyt’i insafsızca işgal ve ilhak etti. Büyük bir şekilde zulmetmekte. İslam’a göre böyle bir durum olursa elbette zayıf olan bir kimse Müslüman olmayan bir devletten ya da kimseden yardım isteyebilir…” Türkiye’nin Amerikan yanında yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? “..Mazluma yardım etmek ve zalimin zulmünü önlemek için Müslüman bir devletin gayrimüslim bir devletle hareket etmesinde dini bir sakınca yoktur…”
 
Zamanımızın İslam hukukçusu Prof. Dr. Hayreddin Karaman 08.11.2012 günü Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde, Amerikan seçimlerini ve Obama’yı değerlendiriyor. ABD ve BİZ başlıklı yazısını şu cümleyle tamamlıyor: “Kültürümüzde bir söz vardır: “Gayret bizden, Tevfik (başarı lutfu) Allah’tandır” deriz ABD Başkanı başka dinden, ama bizimle ortak bir değere sahip olduğu anlaşılıyor. Bizim siyasilerimize de bu değeri hatırlatıyorum...”
 
Hatay’da açılışını Erdoğan’ın yaptığı, Hatay Valiliği, Hatay Müftülüğü ve Evrensel Değerleri Koruma Derneği’nin düzenlediği Medeniyetler buluşmasına: Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, Türk Musevileri Hahambaşı Rav İzak Haleva, Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu katıldılar. Katılımcıların arkasındaki kompozisyona bakınız! HATAY ilimizin ilk A harfi altı köşeli SİYON yıldızı, T harfi Hıristiyan haçı olarak düzenlenmiş. 11 Mayıs 2008 tarihli bu utanç tablosunun takdirini siz yapın.
 
İngiltere’de yayınlanan “Telegraph” gazetesinin muhabiri Damien Mcelroy, 2004 yılının Aralık ayında Konya’ya gelir. Alaeddin Camisi’nin imamı Muzaffer Geçgel ve TİMAV (Türkiye İmam-Hatipler Vakfı) başkanı (Konya müftü yardımcılığından emekli) Mehmet Emin Parlaktürk ile görüşmeler yapar. Konuşmaların bir bölümü 19.12.2019 günü Telegraph gazetesinde yayınlanır. İşte bazı alıntılar: İmam Geçgel: Türkiye’deki Müslümanların katı laiklik ve Atatürkçülük yüzünden dini özgürlüklere sahip olamadıklarını, din adamlarının rahat konuşamadıklarını, AB’ye girersek inanç ve konuşma hürriyetine erişebileceğimizi, Mehmet Emin Parlaktürk ise Tek umudumuzun, Avrupa’nın getireceği olağanüstü baskı olduğunu söyler.
 
Bu haber TİMAV’ın internet sitesinde yayınlandı. Sitede bir de resim var. Resimde bir cami minaresi, yanında bir AB bayrağı var. 12 yıldızlı AB bayrağı minareyi sarmış. Şu sözlere ve resme bakın; Konya İmam-Hatip ve Yüksek İslam Enstitüsü mezunu din görevlileri Konya’da, İslam mabedini Hıristiyanlığın 12 havarisini temsil eden bir bayrakla kapatıyorlar ve diyorlar ki:
‘Ey Batı! Baskı altındayız. Yaşayamıyoruz. Senden başka umudum kalmadı. Türkiye’ye olağanüstü baskı yap! Bizi kurtar!...’
 
Âleme ibret, yarınlara ışık olsun diye o resmi buraya koyuyorum.
 
Anlattıklarımın adresi:
 
http://news.telegraph.co.uk/news/main.jhtml=/news/2004/12/19/wturk19.ml
Turkey’s İmams predıct more freedom of worship –thanks to the EU  By Damien McElroy in Konya (Filed: 19/12/2004)
 
Atatürk’ten sonraki Amerikan mandacılığına bir örnek daha vereyim.
 
Önceleri Atatürkçü, sonraları Amerikancı ve İslamcı olan Necip Fazıl Kısakürek 17 Temmuz 1959 günlü Büyük Doğu dergisinde şunları yazar:
 
“Amerikan politikasını korumakla mükellefiz…Amerikan siyasetini tutmak biricik doğru yol….Amerika’dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasında mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz. Dış siyasetimizde Amerikan siyaseti ve iç bünyemizde Amerikanizm politikasını kendimize tecezzi etmez bir siyaset vahidine göre ayarlamakta büyük ve her işe hâkim bir mana gizlidir.” [3]
 
Bu başlığı özel olarak değerlendirmek istiyorum:
 
  • Türkiye’de, Atatürk’ten sonra başlayan Amerikan mandacılığı hiç kesilmeden sürmüş, günümüzde de sürmektedir.
  • Türkiye’deki Amerikan mandacılığı çokça Milliyetçilik, Allah, İslam gibi milli ve manevi değerlere bohçalanarak yapılmış; Müslümanlar ustalıklı bir biçimde avlanmışlardır.
  • Ilımlı İslam, Dinlerarası Diyalog” gibi şeytanlıklarla Müslümanların inancı bozulmuş, Diyanet ve İlahiyat Fakülteleri bu şeytanlıklara karşı durmamışlar, kendileri bile bu şeytanlıkların uşağı olmuşlardır.
  • Günümüzün bazı siyasi mandacıları bazen Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlıklarından, bazen de makam-mevki hesaplarından dolayı, kendilerini ve Türkiye’yi bilerek Amerikan’ın mandasına sokmuşlardır. Böyleleri yollarının yanlış olduğunu gördüler ama işleri zor. Çünkü böyleleri değişik açı ve yerlerinden bağımlılar; kurtulmak isteyince tehlikeli düşüşler mukadderdir.
  • Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı bu çıkmazdan ancak: Mandacıların kendi vicdanlarıyla geri çekilmeleri, TAM BAĞIMSIZLIKÇI VE KAPSAMLI BİR MİLLİ BİRLİK HAREKETİ İLE kurtulabilir.
  • Şimdiye kadar “solcu, sosyal demokrat, devrimci” denen kişi ve kuruluşlar bizi aldatmış iseler de; “sağcı, dindar, milliyetçi” denen kişi ve kesimler bizi çok daha fazla aldatmışlar ve satmışlardır. Artık bizim laf ve slogana göre değil; kişi ve kuruluşların davranışlarına göre hareket etme zorunluluğumuz var.
  • Hatay ilimizin A harfini altı köşeli SİYON yıldızına, T harfini haçlıların ÇARMIH’ına dönüştürerek önünde İmam-Hatipli ve İslam ilahiyatçısı olarak konuşma yapmak, minarelerimizi 12 havari ile kuşattıktan sonra Batılılara tek umudumuz sizsiniz demek; dehşet verici bir ihanettir. Türkiye’deki Müslümanlar bu ihaneti bozmadan mutlu olamazlar.
 

[1] Graham Füller, Türkiye ve Arap Baharı s. 74, 75, 76, 102, 155, 158, 176
[2] Yılmaz Polat, Cıa’nın Muteber Adamı s. 25-27
[3] Cengiz Özakıncı a.g.e. s. 155. Necip Fazıldan naklen
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.